Азербайджанский газ для Черногории будет разнообразием ресурсов

SOÇİ GÖRÜŞMELERİNDE İNCE AYRINTI

KARABAĞ’DA “AKILLI GÜÇ”

Romanya ile Moldova’nın birleşmesi

Mayis Alizade: ‘Gürcü Arzusu’ arzusuz kaldı

Gündem, Gürcistan 15 Mayıs 2021
30

Levan Vasadze / Fotoğraf: Mzia Saganelisze (RFE/RL)

Onu, Mayıs 2004’te ilk resmi gezisinde izlerken, konuşmalarını üç metreden dinleyerek, Türkiye’yle ilişkilere verdiği önemi görme fırsatı bulmuştum:

Avrupa’ya açılmak için tek pencere konumundaki Türkiye’nin rolünü çok iyi biliyordu.

“Partimin iki milletvekilini yolsuzluktan dolayı tutuklatarak buraya geldim” şeklindeki mesajları Türkiye’de olumlu karşılanmış ve ilerleyen dönemde ülkesinin ekonomiden askeriyeye birçok alandaki çıkarları için tüm bunları sonuna kadar kullanmayı becermişti.

Hatta devletin üst düzey bir memuru, resmi gezilerin birinde beni arayarak “Yahu bu adama verdikçe gözü doymuyor, İstanbul’daki basın toplantısında sen buna birkaç soru sor ki, belki bundan sonra taleplerini az da olsa sınırlar” sözleriyle öfkesini ifade etmişti.

Servetini Rusya’dan elde etmiş milyarder Bdzina İvanişvili’nin Gürcü Arzusu Partisi’ni kurmasından, 1 Ekim 2012’deki seçimden zaferle çıkarak 25 Ekim 2012’de Başbakanlı koltuğuna oturması sonrasına dek Gürcistan siyasetindeki dengeler altüst olarak Rusya’nın lehine değişim göstermişti.

Deminden beri Türkiye’yle ilişkilerinden söz ettiğim Cumhurbaşkanı Mihail Saakaşvili, ertesi sene aday olamamıştı.

‘Muhalefeti örgütleme’ adına Türkiye’nin birkaç farklı noktasında toplantılar düzenleyen Saakaşvili, Ankara’nın nazik uyarısıyla buraları terk etmek zorunda kalınca ‘gidiş de o gidiş’ olmuştu.

Kasım 2013’de Başbakanlığı bırakmasına rağmen Bidzina İvanişvili geçtiğimiz sonbahara kadar Gürcistan siyasetinin iplerini tamamen elinde tutmayı başardı.

Gürcü Arzusu, 30 Ekim 2020’deki parlamento seçimlerinden de tek başına hükümet kuracak kadar (birleşik muhalefetin seçim için uzun süre olanca gücüyle hazırlanmasına rağmen) milletvekili sayısının üzerinde oy alarak önümüzdeki beş yıl için de iktidarı garantilerken, İvanişvili birkaç ay önce siyasi hayattan tamamen uzaklaştığını açıkladı.

Gürcü gazeteci arkadaşımın Rusya basını için kaleme aldığı yazının başlığını eğlenceli bulmuştum:

‘Gürcü Arzusu’ arzusuz kaldı.

Unutmadan şunu da hatırlatmak isterdim: İvanişvili’nin Başbakanlığı döneminde Rusya’daki bir kısım Azerbaycanlı zengin (aralarında Cumhurbaşkanı Aliyev’in o zamanki dünürü de bulunuyordu) ‘Milyarderler ittifakı’nı kurarak Bakü’ye bazı telkin ve tavsiyelerde bulununca, milletvekili Fazıl Mustafa, “Kremlin, Gürcistan’a İvanişvili’yi gönderdi, Azerbaycan’ı da İvanzade’ye teslim edecektir” şeklinde ilginç bir kehanette bulunmuştu.

Fakat Gürcü milyarderin siyaseti tamamen bırakma kararına rağmen Fazıl Bey’in kehaneti bir türlü gerçekleşmedi. Hadi hayırlısı.

Aslında Bidzina İvanişvili’nin tamamen Rusya yanlısı politikalar izlediğini veya -muhalefetin iddia ettiği gibi- onun kurduğu ve bugüne kadar himaye ettiği partinin “ülkeyi bir milyarderin ipoteği altına soktuğu”nu söylemek pek de mümkün değildir.

Bunun esas sebebi, İvanişvili’nin “Parayı Rusya’da kazanmasına rağmen Batı bankalarında tutması” ve işte bu zat-ı alileri ‘para’nın banka adreslerinin Gürcü milyarder siyasetçiye uyarı ve dengeleme (hem de demokrasi namına) unsuru olmasıymış.

31 Ekim 2018’de yapılan Cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci turuna geçilirken İvanişvili’nin ve muhalif blokun arasındaki oy farkı yüzde 1 civarında olmasına rağmen, ikinci turda İvanişvili’nin parasının gücü Salome Zurabişvili’yi Cumhurbaşkanı koltuğuna oturtmaya yetmiş de artmıştı bile.

30 Ekim 2020’deki parlamento seçimlerinde muhalefet kendi isteğine ulaşamayınca ‘sine-i millete dönme’ kararı aldı.

İktidar partisi milletvekilleri dışında mazbata sahiplerinin tamamının parlamentoyu boykot etme girişimi de ‘Gürcü Arzusu’nun bunu kabul edip meşru duruma getirmemesiyle karşılaşınca yeni siyasi güçlerin ortaya çıkacağı belliydi.

Zira gerek bir sonraki cumhurbaşkanlığı, gerekse meclis seçimlerine henüz çok uzun bir süre vardı ve demokrasinin gereği/talebi olarak yeni siyaset manifesto ve programlarının ortaya çıkmasından daha doğal bir durum olamazdı.

İşte ülkede yeni siyaset felsefesinin açıklanacağı günlerden biri de uzakta değildir: 16 Mayıs’ta ‘Birlik, Varlık, Ümit Partisi’nin kuruluşunu ilan edecektir.

Gürcistan siyasetinin ‘Rusya yanlıları-Batı yanlıları’ dengesi üzerinde şekillenerek en azından şimdiki dönem için taşların yerine oturduğunun görüldüğü bir zamanda milliyetçi, aşırı dinci ve fanatik bir siyasi girişimin ortaya çıkması şaşırtıcı gözükmektedir.

51 yaşındaki Levan Vasadze, 1990’ların başlarında Tiflis’te jeofizik eğitimi gördükten ve ardından ABD’de yüksek lisans yaptıktan sonra Moskova’da Ortodoksluğun nüfuzlu okullarının birinde din eğitimi aldı (1995-2007 yılları arasında Moskova’da ikamet etmiştir.)

İvanişvili kadar olmasa da Gürcistan’da hatırı sayılır bir işadamı gibi tanınan Vasadze’nin milliyetçi ve aşırı muhafazakar bir çizgide siyasi partiyi kurmaya kalkışması Gürcü toplumunun istediğinden mi doğdu, yoksa kendisini dışardan belirli güçler mi buna yönlendirmektedir?

Siyasi manifestosunu ‘Rusya’yla en iyi düzeyde ilişkiler’ olarak açıklayan Levan Vasadze’nin henüz işin başında Bidzina İvanişvili’den daha ziyade Moskova yanlısı politikalarla ortaya çıkmasını nasıl okumalı?

İvanişvili’nin şahıs olarak boşalttığı siyasi alan iddia ediyorsa, bu kadar radikal şekilde Rusya yanlısı olarak ortaya çıkması mı gerekirdi?

Yoksa İvanişvili’nin sürdüğü ılımlı Rusya yanlısı politikaları toplumun bir kısmını tatmin etmediği için mi Vasadze bu derecede Rusya yanlısı söylemlerle ortaya çıktı?

1980’lerin sonunda milliyetçi söylemlerle siyaset hayatına atılarak 1991’de Cumhurbaşkanı seçilen fakat 1992’de eski SSCB’nin Dışişleri bakanı Eduard Şevardnadze’nin arkasında bulunduğu bir müdahaleyle koltuğunu terk etmek zorunda kalan Rusya karşıtı Zviad Gamsahurdia’nın tam tersine günümüz milliyetçi-muhafazakarı Levan Vasadze’nin aşırı Rusya yanlısı söylemlerini hangi açılardan okumalı?

“18’nci yüzyılda Gürcü Çarlarını himayesine alarak milletin kaderini kurtarmasından” dolayı Rusya’ya şükranlarını sunan Levan Vasadze, henüz işin başında almış olduğu aşırı Rusya yanlısı pozisyonla “Abhazya’nın ve Güney Osetya’nın yeniden Gürcistan’a iade edilerek ülkenin toprak bütünlüğünün bu şekilde sağlanacağına inandığı ve bunun dışında bir yol görmediği” için mi ülke siyasetinde gelecek birkaç sene için yerine oturmuş dengeleri altüst etmeye adaylığını açıklıyor?

Gürcistan siyasetinin bu yeni aktörünün radikal milliyetçiliğine radikal dini kimliğini de ilave ederek toplumun önüne çıkması durumunda bunun bir karşılığı olup olmayacağını elbette ki zaman gösterecektir.
Fakat bu gibi felsefelerle ortaya çıkan siyasi aktörlerin seçimleri beklemeden bile toplumda karşılık bulma ihtimalinin yüksekliğini göz önünde bulundurarak şunu sormamız gerekir:

İç dengeleri bir tarafa bırakalım, Vasadeze’nin izleyeceği politikalar bölgesel dengeleri nasıl etkileyecektir?

Gürcistan’ın radikal milliyetçi-dinci ve Rusya yanlısı politikalar güdeceğini henüz işin başında ilan eden bir siyasi partisinin kiliseyle ilişkisinin bulunmadığını ve kiliseden destek almadığını-almayacağını öngörmemek saflık olacaktır.

Toplumdan gelen yeni bir siyasi akım talebi olsun veya olmasın, Levan Basadze’nin ilk günden hangi kesimlere hitap edeceğini görmek hiç de zor değildir.

Bu bakımdan onun aşırı Rusya yanlısı politikalarında perde arkasından yönlendirilecek bir ortodoksluk damarının belirleyici role sahip olacağını söylemek de kahinlik olmayacaktır.

Gözlem ve analizler Gürcistan’ın radikal dinci bir partisinin özellikle Türkiye’nin Kafkasya’daki siyasetlerinde köstek rolüne soyuna bileceği ihtimalini güçlendiriyor.

Zira son yıllarda uygulanan perde arkası politikalar analiz edildiğinde, yeri gelince Türkiye’nin bölgedeki çıkarlarına karşı din faktörünün kullanıldığı gözükmektedir.

Örneğin, Gürcü radikal dinciler, iki sene önce Azerbaycan sınırları içindeki Keçikçidağ Kilisesi’nin Gürcistan’a verilmesini talep ettiklerinde, Azerbaycan’ın serinkanlılığını korumak suretiyle işi yatıştırmasına rağmen, öbür taraftan radikal dinciler, patrikhanenin de kışkırtmalarıyla Türkiye-Azerbaycan karayolunu ulaşıma kapatmışlardı.

Çoğu basına yansımayan bu tür eylemler Türkiye için can damarları denilebilecek noktalarda gerçekleştiriliyor.

Ve çok kısa süre içinde sona erdirilmezse, büyük zararlara neden olacakları kesindir.

İşte bunun için radikal milliyetçi ve dinci söylemlerle ortaya çıkmaya hazırlanan Levan Basadze’nin Rusya yanlısı partisinin Türkiye’den de yakından izlenmesinde fayda vardır.

Hatta marjinal durumda kalsa bile “Birlik, Varlık, Ümit”in, Türkiye’ye karşı politikalarda önemli bir aktör haline getirilmesi ihtimalinin göz ardı edilmemesi gerekir.

Çünkü partinin sadece Rusya yanlısı olması değil, ideolojik zemini de buna müsaittir.

Akıllıca hesaplanmış bir satranç hamlesi olarak görülmeli…
Mayis Alizade

Yorumlar