Hasan Oktay: “Robert Köçəryanın həbs edilməsi Paşinyan hökumətinin gücləndirilməsinə hesablanmış addımdır”

Atatürke hayran olan Rus kim

Türkiye İsrail Rusya İran nereden nereye

Ruhani’den Devrim Muhafızları’na istifa resti

Mayis Alizade: Gaz savaşı, Slav kardeşliğini bozdu

Gündem 14 Nisan 2021
26
MAKEDONYA'DA SINAVSIZ ÜNİVERSİTE

Bush yönetimindeki ABD’nin, Afganistan’ı ve Irak’ı işgal ettikten sonra petrol ve doğalgaz fiyatlarını yükseltmesi Rusya’yı da mutlu etmiş olmalıydı ki, devlet başkanı Putin yeni durumu, “Pahalı bir dünyada yaşıyoruz, insanların kendi hesap-kitaplarını ona göre yapmaları gerekir” sözleriyle değerlendirirdi.

Aynı zamanda, 22 Kasım 2004’te start alarak Viktor Yuşçenko’yu Cumhurbaşkanlığı koltuğuna taşıyan ‘Maydan süreci’nin, öncelikle kendi ülkesinin doğalgazının Avrupa’ya satışının önünde ilk büyük engeli oluşturacağını ya görememiş ya da görüp de ifşa etmeyi uygun bulmamıştı.

İşte o durumu Yuşçenko’nun koltuğa oturmasından bir süre sonra Rusya gazetelerinin birinde yayımlanan analizin başlığı, isabetli şekilde ifade etmişti:

Gaz savaşı, Slav kardeşliğini bozdu.

Bunun anlamı ise “Rusya doğalgazının Avrupa pazarına çıkarılmasının önüne ilk engel olarak Ukrayna konuldu” idi.

Rusya’ya yakınlığıyla bilinen Başbakan Viktor Yanukoviç’in sabırla 2010 yılını bekledikten sonra koltuğu devralması, Rusya doğalgazının AB’ye ulaştırılmasının önündeki ‘Ukrayna engeli’ni kaldıramadığı gibi, Şubat 2014’teki halk ayaklanması, kendisinin Moskova’ya kaçmasına, Kremlin’den asla yüz bulamamasına ve Rusya basınında mizah konusu haline gelmesine neden oldu.

Yanukoviç’in kaçmasından yaklaşık yirmi gün sonra Rusya, Kırım’ı kendine bağladı. Bir süre sonra ise Ukrayna’nın kömür madenlerinin bulunduğu Donbas bölgesi başkent Kiev’in yönetimi altında bulunmayı kabul etmeyerek Rusya’ya birleşme yolundan yürüdü ve Moskova da bu hareketleri destekledi.

İşadamı Petro Poroşenko seçimle iktidara geldikten sonra ‘Turuncu Devrim’ yolunu açan Gürcistan eski Cumhurbaşkanı Mihail Saakaşvili’yi Karadeniz kıyılarının Rize’den sonraki her bakımdan en renkli kenti konumundaki Odessa’ya vali ataması, ABD-AB planlarının “Rusya’yı Ukrayna’da engelleme” planlarının devrede olduğunu göstermekteydi.

Odessa’da hayata geçirdiği reformların ‘Gemiyle Gürcistan’a geçmesi için kendisine zemin hazırlayacağını’ hesaplayan Saakaşvili’nin, bir süre sonra “Poroşenko mafyayla çalışıyor” diye köprüleri yakması, kendisini vatandaşlıktan çıkarılarak Ukrayna’dan sınır dışı edilmesine kadar götürdü.

Oyuncu, senaryo yazarı, yapımcı, TV programcısı Volodimir Zelenski’nin, 3 Mayıs 2019’da oyların yüzde 73’ünü alarak işbaşına gelmesini Moskova birkaç ay görmezden geldi; ama Saakaşvili de yeniden Ukrayna’ya dönebildi.

Aradan geçen yıllar içinde Baltık Denizi üzerinde AB’ye doğalgaz satma projesi olan ‘Kuzey akımı’nın birinci aşamasını gerçekleştirmeye muvaffak olan Rusya’nın ‘Kuzey akımı-2’ projesi kendi sarin gazını Avrupa’ya satma planı bulunan ABD’nin güçlü telkin ve baskılarıyla AB tarafından uzun süre sürüncemede bırakıldı.

Yasaya “Bir ülkenin devlet şirketinden kontratın toplam miktarının yüzde 50’i kadar doğalgaz alınabilir, yerde kalan yüzde 50’si özel şirketten alınmalıdır” maddesinin konulmasıyla ‘Kuzey akımı-2’ projesinin gerçekleştirilme imkanı kalmadı.

Çünkü Rusya’da doğalgaz ihracatı yapan özel şirket bulunmamaktadır. Bu durum, Rusya doğalgazının AB pazarına çıkarılma ihtimali bulunan güzergahlardan birinin daha kapanması demekti.

Bir kurtarıcı olarak Türkiye’nin kapısını çalmak

Bu gelişmeler karşısında Rusya’nın kendi doğalgazını Akdeniz’e ulaştırabilme amacıyla kapısını çaldığı ülke haliyle Türkiye oldu.

Ve son iki buçuk senede Türkiye doğalgazını dünya pazarına çıkarmak için farklı güzergah arayışları içinde adeta çırpınan Rusya’ya, çok büyük iki jest yaparak 10 Ekim 2018’de Anapa Limanı’ndan Karadeniz’in altına inen doğalgaz boru hattının Kıyıköy’de karaya çıkmasını sağladı.

Ve böylece ‘TürkAkım’ın birinci aşaması gerçekleşmiş oldu.

Türkiye topraklarından dört boru hattının geçmesini öngören ‘TürkAkım’ projesinin ikinci aşamasının 8 Ocak 2020’de Haliç Kongre Merkezi’ndeki açılış törenine Rusya devlet başkanı, bir önceki geceyi Şam’da geçirerek gelmişti.

Dört kısımdan ibaret bu projenin hayata geçirilmesi sürecinde Rusya’nın en büyük ve hayati derecede önemli beklentisi üçüncü boru hattının Türkiye’nin güney sınırından Suriye’nin Türkmendağı bölgesine ve oradan da Akdeniz’e indirilmesiydi.

Haliç Konge Merkezi’ndeki açılış töreninden sonra ‘TürkAkım’ projesinin üçüncü aşamasının gündeme gelmemesi bir yana İdlib’deki anlaşmazlıklar yüzünden iki ülke arasında yaşanan sıkıntılar 27 Şubat 2020’de Rusya’nın o bölgede 57 Türk askerini şehit etmesine kadar uzadı.

Gerilimin daha da büyümesinin önüne Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ısrarıyla 6 Mart 2020’de Kremlin’de iki ülke devlet başkanlarının buluşarak elde ettikleri ateşkes anlaşması geçti.

O olaydan sonra Türkiye, Libya’ya yönelirken arkasından Rusya da onu takip etti.

Son on dört ayda ise Türkiye-Rusya ilişkileri gündeminin ana maddesini S-400 füzeleriyle ilgili ABD’nin baskı ve yaptırım tehdit ve kararları oluşturdu.

Son aylarda Suriye topraklarındaki Türk mevzilerinin ve Türkiye’nin inşa ettiği birimlerin Rusya uçakları tarafından bombalanmasına ilişkin haberlerin basına yansımasına rağmen, iki tarafın da buna temkinli yaklaştığını gördük.

Dikkat edildiğinde, ABD baskısıyla S-400’lerden vazgeçme durumunun konuşulduğu sıralarda bile, Kremlin’in yine moralini bozmadığı gibi, Azerbaycan’ın kendi topraklarını Ermeni işgalinden kurtardığı sıralarda ve sonraki süreçte, Rusya devlet başkanının, Türkiye cumhurbaşkanına övgülerini hiç eksik etmediği görülecektir.

Çünkü en büyük beklentiye dair olan umutlar sürüyordu ve bu beklenti üçüncü boru hattının Suriye topraklarından Doğu Akdeniz’e indirilmesiydi.

Tartus ve Lazkiye Limanlarının kapasitelerinin genişletilmesi de öncelikle bu plandan dolayıydı…

Kuşatmalar altında üçüncü boru hattı beklentisi ve drone tedirginliği

Türkiye 26 Kasım 2019’da,Birleşmiş Milletler’in (BM) Libya’da tanıdığı Fayiz es-Serrac yönetimiyle kıta sahanlığı anlaşması imzaladığında, Rusya basını bunu “yerinde ve zamanında atılmış bir adım”olarak nitelendirmişti.

Ve bu adım sayesinde Türkiye’nin Libya’da ve Doğu Akdeniz’de söz sahibi olacağına dikkat çekmişti.

Rusya-Ukrayna krizinde Ukrayna devlet başkanının Ankara’ya davet edilerek kapsamlı anlaşma imzalanması da önemli bir hamle olup, bunu yapması için Türkiye’nin elinde Rusya’nın hem beklentisi hem de çekincesine ilişkin iki mühim koz sözkonusudur: TürkAkım’ın üçüncü ve dördüncü aşamaları ve dronelar.

Üst düzey Rusyalı yöneticilerin açıklamalarında ‘drone’ faktörünün yer alması buna işaret etmektedir.

Türkiye ile Ukrayna arasındaki drone anlaşması Mart 2019’da dönemin Cumhurbaşkanı Petro Poroşenko’nun katılımıyla imzalanmış ve iyi hatırlıyorum, Haluk Bayraktar, bunu, Uludağ Ekonomi Zirvesi’ndeki konuşmasında açıklamıştı.

Harp tarihine ’44 gün savaşı’ olarak geçen Azerbaycan’ın kendi topraklarını Ermeni işgalinden kurtarma operasyonlarında Türk İHA’larının oynadığı belirleyici rol çok dikkatle analiz edilmekte olmakla birlikte, Rusya bu durumu Azerbaycan-Ermenistan savaşından önce Suriye’de tespit etmişti.

(25 Şubat 2020’de Türkiye’nin Anka isimli İHA’sının Suriye topraklarında vurulmasından iki gün sonra, İdlib’de Türk askerleri, orada bulunan Rusya özel kuvvetleri tarafından şehit edilmiş ve o olaydan sonra Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bölgedeki operasyonları da durmuştu.)

Gelinen noktada gerek Ukrayna ile sorunlar gerekse Karadeniz’de ortaya çıkma potansiyeli yüksek gerilimler göz önüne alındığında, Ukrayna’yla ilişkileri üst noktalara taşıyacak anlaşmaların imzalanmasını, alelacele ABD-NATO hamlesi eksenine dahil etmek tam doğru sayılabilecek bir yaklaşım olmayacaktır.

O anlaşmaları her şeyden önce, Türkiye ile Rusya arasında Suriye sorunu bağlamında, artık altı senesini doldurmaya yaklaşan perde arkasındaki rekabetin, (24 Ağustos 2016’da Türkiye’nin sınırın ötesine düzenlediği operasyona Rusya’nın verdiği iznin karşılıksız olduğunu ve ‘iki ülke arasındaki dostluk, stratejik müttefiklik ve hatta kardeşlik ilişkilerine dayandığı, Astana Süreci’nde aynı nedenlerden ortaya çıktığını’ düşünmenin ‘skor tabelası’na bakarak maç tahlil etmekten hiçbir farkı bulunmamaktadır) bu kez farklı bir bölgedeki dışavurumu olarak değerlendirmek gerekir.

Manzarayı geniş açıdan baktığımızda, 2015’den buyana cereyan eden süreçlerde Rusya’nın, Kuzey kutbunda NATO tarafından, Baltık kıyıları ve Belarus bağlamında; yine NATO ve AB tarafından (geçtiğimiz ağustos ayında Minsk’te halkın karşısına çıkan Aleksandr Lukaşenko’nun “NATO uçakları on beş dakikalık mesafede bizi tehdit ediyor” sözlerini hatırlayınız lütfen) kuşatıldığı halde kendi doğalgazını Türkiye topraklarından geçirerek Suriye üzerinden Akdeniz’e indirme niyetinin bu ortamda sonuç vermesinin imkansızlığı da ortadadır.

Bu durumda gerek jeostratejik bakımdan ipleri elinde tutan, gerekse askeri sanayi (İHA’lar) bakımından üstünlük elde etmiş Ankara’nın Mart 2014’ten beri toprak bütünlüğünü tanıdığını her fırsatta beyan ettiği Ukrayna ile ilişkilerini yapabildiğince geliştirme girişimini yerinde atılmış tarihi bir adım olarak değerlendirmek gerekir.

Hayır, tamamen gerçekliğe dayanarak atılmış bu adımın, asla ‘Rusya üzerinde kesin son zafer’ havasına sokulmaması lazım.

Çünkü diplomasi bir bilek güreşidir; güç ve imkanlar doğru şekilde değerlendirilerek yapılan hamlenin mutlaka getirisi olacaktır.

Kuşkusuz, Rusya gibi köklü diplomasi geleneği olan bir ülkenin de kendi çıkarlarını düşünen plan ve projeleri vardır.

Durumu anlamsız yüzeysel propagandalara heba etmek yerine, beklentilerinin karşılamamasının yanı sıra, attığınız adımlardan da rahatsızlığını saklamayan ülkenin karşı hamlelerini analiz edebileceğiniz yere kadar analiz ederek yeni planlar hazırlamanız da diplomasinin vazgeçilmez talebidir.

24 Kasım 2015’te kendi uçağının düşürülmesiyle Türkiye’ye karşı adımlarını önce yumuşak şekilde atarak sonra alabildiğince sertleştiren Moskova yine aynı taktiği devreye sokarak 15 Nisan-1 Haziran tarihleri arasındaki uçuşlara kısıtlama getirdi.

Aralık 2015-Temmuz 2016 dönemini kapsayan o kısıtlama ve yaptırım dönemlerinde Türkiye’nin sadece turizmden kaybı 840 milyon dolar olmuştu.

27 Haziran 2016’da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Putin’e mektup yazarak durumu normalleştirmeyi önermesiyle, kısıtlama ve yaptırımlar önemli ölçüde kalkmıştı.

Mektup, Azerbaycan’ın eski Başbakan yardımcısı ve Rusya devleti nezdinden ciddi itimadı bulunan Abbas Abbasov’un mutfağında kaleme alınmıştı…

Teferruatlara daha sonra geçmek üzere…

Mayis Alizade

Yorumlar