KAFKASSAM – Kafkasya Stratejik Araştırmalar Merkezi

  1. Anasayfa
  2. »
  3. Türkiye
  4. »
  5. Mayis Alizade: “Erivan veya Ankara yolcusu kalmasın” (mı?)

Mayis Alizade: “Erivan veya Ankara yolcusu kalmasın” (mı?)

Kafkassam Editör Kafkassam Editör - - 18 dk okuma süresi
60 0
mayis alizade

Tarihe ’44 günlük savaş’ olarak geçen ve Azerbaycan’ın kendi topraklarının yaklaşık yüzde 80’ini Ermenistan işgalinden kurtarmasıyla (ve aynı zamanda Rusya silahlı kuvvetlerinin ‘Barış Gücü’ adı altında Laçin sınır geçiş noktasını kontrol altına alarak dört bin kilometrekarelik Azerbaycan toprağını Bakü’nün kendi yönetimine almasıyla) sonuçlandı.

Operasyonlardan sonra gündeme gelen konulardan biri de siyasi sürecin nasıl işleyeceği idi ki, Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin normalleşmesi de o konuların içinde yer almaktaydı.

Nihayet, Ankara bu yönde 1991’den bu yana en radikal sayılabilecek adımını atarken, Erivan da muadil adımları atmakta geç kalmadı.

Türkiye kendi eski Washington Büyükelçisini Erivan’a Temsilci olarak atarken Erivan da deneyimli bir diplomatını Ankara’ya gönderme kararı aldı.

Geçtiğimiz 1 Ocak’tan itibaren Ermenistan’ın, Türk mallarına uyguladığı boykot kararını kaldırması sürece yeni bir boyut kazandırdı.

Gelişmeleri başından beri yakından izleyen Independent Türkçe, hep tartışmalara neden olmuş Türkiye-Ermenistan ilişkilerinde ortaya çıkmış yeni durumu süreçlerin bizzat içinde bulunmuş tanıklara sordu.

10 Ekim 2009’da Türkiye ile Ermenistan arasında imzalanan, ancak 12 Ocak 2010’da Ermenistan Anayasa Mahkemesi tarafından yürürlüğe girmesi durdurulan Zürih Protokollerinden sonraki en radikal adımların atıldığı bugünlerle ilgili görüşlerini, Türk diplomasisinin mihenk taşlarından biri, eski Dışişleri Bakanı Yaşar Yakış, Independent Türkçe’ye şu şekilde değerlendirdi:

Dağlık Karabağ’ın önemli bir bölümünün Ermeni işgalinden kurtarılması konusu Türkiye ve Azerbaycan açısından ayrı ayrı ele alırsak şöyle bir manzara görünüyor. Azerbaycan’ın şimdiye kadar kurtarılmış olan Dağlık Karabağ toprakları ile yetinip halen Ermeni kontrolündeki geri kalan toprakları gözden çıkarmış olmasına ihtimal vermiyorum. Ama bu konuyu sürekli gündemde tutmak için ne ölçüde çaba sarf ettiği konusunda bilgim yok. Temennim o baskıyı sürekli canlı tutması gerektiği yönündedir.

Minsk Grubu bu konuyu 26 yıl boyunca oyalayıp duruyordu. Eğer Ermenistan gereksiz tahrik hareketlerine girişmeseydi, belki konu yeniden canlanamayacaktı ve Dağlık Karabağ’ın şimdiye kadar kurtarılmış olan bölgeleri dahi halen kurtarılamamış olacaktı. Her şeyden önce konuyu doğru ortaya koymak gerekir. Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan toprakları içinde otonom bir bölge olduğunu Ermenistan da dâhil olmak üzere dünyadaki bütün ülkeler kabul ediyor.

Birleşmiş Milletler Teşkilatı da, Avrupa Birliği de, Rusya da kabul ediyor. Karabağ’ın nihai statüsü ile ilgili müzakerelerin başlangıç noktasının bu olması gerekir. Müzakerelerde başladıktan sonra karşılıklı tâvizleşmeler her zaman olacaktır. Ama hareket noktamızın ne olduğunu doğru ortaya koymak gerekir.

Azerbaycan gibi güçlü bir ülkenin bunu Rusya’ya izah etmekte zorluk çekmeyeceği kanısındayım. Şimdiki Azerbaycan Cumhurbaşkanının babası Sovyetler Birliğinin istihbarat mekanizmasının en başındaki adamdı. Rusya’ya karşı nasıl argümanlar kullanılması gerektiğini en kolay anlatabilecek ülkelerden biri Azerbaycan’dır. Nihai statü müzakerelerinin de sürüncemeye girmemesi büyük önem arz ediyor.

Öte yandan Azerbaycan, bu işi, Batı ülkelerini bulaştırmadan yürütebilirse başarı şansı artacaktır. Batı ülkelerindeki güçlü Ermeni diasporaları, Ermeni hükümetini maksimalist taleplerde bulunmaya teşvik edeceklerdir. Çünkü o ülkelerdeki diasporaların kaybedecekleri bir şey yoktur.

“Asıl sıkıntı çekenler büyük ekonomik sıkıntılar içindeki Anavatan Ermeni halkı ve Dağlık Karabağ’daki Ermenilerdir. Olan onlara oluyor” şeklinde konuşan Yakış, “Laçin Koridorundan Karabağ’a giriş çıkışlarda Azerbaycan’ın da kendi kontrolünü yürütüp yürütmediği hususunda son durumun ne olduğunu bilmiyorum. Eğer Azerbaycan kendi topraklarına kimin girip çıktığı hususunda bir yetki kullanmıyorsa, bu ileride, başka sorunlara sebep olabilir. Azerbaycan makamlarının Karabağ’da olan bitenleri kontrol edemez hale getirebilir. Bu çok açık ve reddedilemez bir hak olduğu için, Azerbaycan makamlarının ne yapıp edip Rus kontrolünden önce veya sonra Karabağ’a kimin girip çıktığının çetelesini tutmaları gerekir. Bu onların hakkıdır ve bu hakkı şu veya bu şekilde Rus makamlarına izah etmeleri ve kendi topraklarına giriş çıkışlardan haberi olmayan bir duruma düşürmemeleri gerekir” ifadelerini kullandı.

“Türkiye’nin bütün komşularıyla iyi ilişkiler içinde olması gerektiği gibi Ermenistan’la ilişkilerini düzeltmesi gerekir” diyen Yaşar Yakış, “Gecikmiş olmakla birlikte, hiç olmamasındansa geç olması daha iyidir” şeklinde yorumladı.

Yakış, sözlerini şöyle sürdürdü:

Ermenistan, şimdiye kadarki tutumunda adeta ilişkileri düzeltmekte avantajlı çıkacak taraf Ermenistan değil de Türkiye imiş hareket etmekte ve ilişkileri düzeltmeye başlamak için Türkiye’nin taviz vermesi gerekirmiş gibi davranıyordu. Nitekim bu haftanın başından itibaren Türk mallarını boykot etme kararını kaldırması yine bu davranışının bir tezahürü idi.

Türkiye’nin Ermenistan’a yapacağı ihracat Türkiye’yi ne batırır, ne de kurtarır. Ama Ermenistan’ın Türkiye’den yapacağı ithalat Ermeni halkının biraz daha rahat nefes almasına önemli bir katkıda bulunabilir.

Burada göz önünde bulundurulması gereken bir husus da şudur: Türkiye’nin şu anda yapmakta olduğu açılımlar gerekliydi ve doğru adımlardır. Fakat Türkiye’nin şu andaki pazarlık gücü çok düşük bir düzeyde. Bu konumu onun işini pek tabii ki zorlaştıracaktır.

İki ülke arasındaki ilişkilerin sessiz diplomasi yöntemleriyle yürütülmesi halinde başarı şansı daha yüksek olacaktır. Bu konuda bir iç politika malzemesi haline dönüştürülürse ve sessiz diplomasi yöntemlerinden uzaklaşılırsa ve siyasetçilerin şov yapma malzemesi haline dönüştürülürse, başlatılan süreç bundan zarar görecektir.

“Türkiye, Ermenistan ile ilişkilerini geliştirirse hangi bakımlardan kazanç elde edebilir?” sorusunu da emekli Büyükelçi Yaşar Yakış, şu şekilde yanıtladı:

Ülkeler arasındaki ilişkilerde doğal olan, normal olan iyi ilişkiler sürdürmektir. Gergin ilişkiler sürdürmek doğal olmayan bir durumdur. Ermenistan, denize açılışı olmayan bir ülkedir. Türkiye, Gürcistan ve İran Ermenistan’ın deniz ulaşımında ona yardımcı olabilecek ülkelerdir. Deniz’e en kolay ve sorunsuz ulaşma yolu da Türkiye’den geçmektedir.

Bakü-Tiflis-Ceyhan petrol boru hattı için en kestirme yol Ermenistan üzerinden olduğu halde, ne Türkiye ne de Azerbaycan Ermenistan’a güvenmediği için, Ermenistan’ın etrafından dolaşan şimdiki pahalı güzergahı seçmek zorunda kalmışlardır. Ayni şekilde, Kars-Gümrü-Bakü arasında Sovyetler zamanından kalan demiryolu hattı mevcut olduğu halde, Türkiye ve Azerbaycan, Tiflis üzerinden giden yeni bir demiryolu hakkı inşa etmek ihtiyacını hissetmişlerdir.

Şimdi Zengezur koridoru işler hale getirilirse çok daha ekonomik bir güzergâh işletmeye açılmış olacaktır. Ama halen Ermenistan’ın bu konuda ayak dirediğine işaret eden haberler geliyor. Ulaşım alt-yapısı ülkeler arasındaki ticareti kolaylaştırır ve bu kolaylık da ülkelerin ekonomilerinin birbiriyle entegre olmasını kolaylaştırır. O da halklar arasındaki gerginlikleri azaltmaya yardımcı olur.

“Ermenistan’ın bu süreci ilerletmeye gücü yetecek midir, ne gibi engeller çıkabilir?” sorusunu ise süreçleri Düzce Milletvekili ve AB Uyum Komisyonu Başkanı olarak Meclis çatısı altında yakından izlemiş Yaşar Yakış, şu hususlara dikkati çekerek cevapladı:

Ermenistan’ın bu açılım sürecini ileri götürmede zorluklarla karşılaşabileceğini düşünüyorum. Ancak Ermeni milleti birçok ütün vasıfları olan, ince işleri yapmada başarılı bir halktır. Sıkıntı, milliyetçilik duygularını köpürtüp Ermeni halkını gerçekçi olmayan hedeflere yönlendiren fanatiklerden kaynaklanıyor.

Ermenistan basınında çıkan haberler, Dağlık Karabağ savaşındaki hezimet nedeniyle Ermeni halkının, hem Türkiye hem de Azerbaycan’la ilişkileri geliştirme konusunda duygusal zorlukları olduğuna işaret ediyor. Bu nedenle Türkiye’nin ve Azerbaycan’ın, Ermeni halkının bu travmadan bir an önce kurtulması için yardımcı olmaları gerekir.

Ermenistan ile ilişkilerin normalleştirilmesi sürecinin düğmesine basılınca Türk STK’ların devreye girmesi doğal bir durum olacaktır.

Yeni dönemde aktif rol alması beklenen STK’ların başında Avrasya Bir Vakfı gelmektedir.

Kurulduğu günden (1994) günden bu yana, ‘Ermeni meselesini’ gündeminin üst sıralarında tutmakla kalmayıp, kendi bünyesindeki Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi’ne (ASAM) bağlı Ermeni Araştırmaları Enstitüsü’nü kurdu, bu konuda yurt içinde ve dışında sayısız toplantılar düzenledi.

Ayrıca, Avrasya Bir Vakfı, Armenian Studies isimli Türkiye’nin bu alandaki İngilizce tek dergiyi çıkarmaya muvaffak olmuş vakıftır.

Türkiye-Ermenistan ilişkilerinde yeni bir dönem açılırken Independent Türkçe’nin sorularını yanıtlayan Avrasya Bir Vakfı Başkanı Şaban Gülbahar, şu hususlara dikkati çekiyor:

Siyaset bir satranç oyunudur. Hamlelerinizi doğru zamanda doğru taşlarla yapmadığınız sürece mat olursunuz. Türkiye, Karabağ konusunda işgal tarihi olan 1994’ten bu yana hep aynı noktada durdu. Bu konuda uluslararası iletişimde daima Azerbaycan’ın haklı davasını savundu. Nitekim son Karabağ zaferi de bu desteğin ne anlama geldiğini bütün dünyaya ilan etmiş oldu. Bu, işin kardeşlik ve haklılık tarafı.

Diğer yanda ise reel politik diye bir kavram var. Türkiye, bir asır sonra Hazar’ın Doğusundaki kardeşleriyle kucaklaşmak için büyük bir heyecan yaşıyor. Bu kucaklaşmanın önündeki en büyük engel ise Kafkasya’ya bir hançer gibi saplanmış Ermenistan…

Bu ülkenin nefes alması da Türkiye’ye bağlı. Rusya ve İran tarafından on yıllardır suni nefesle yaşatılmaya çalışılıyor. Tarih trajedidir, bunu kabul edelim. Ancak bu milletlerin menfaati söz konusu olduğunda sürdürülebilir bir duygu değil. Gerçekçi olmak lazım. Hayalci politikalar, iç siyaset malzemeleriyle siyaset inşa edilemez.

Bana göre Türkiye ile Ermenistan ilişkilerinin yumuşaması ya da normalleşmesi siyasi, ekonomik ve kültürel açıdan çok önemli. Böylece kurulan diyalog kapısından girilerek sorunların çözümü de kolaylaşacaktır. Gelecek düşmanlıklar üzerine inşa edilemez.

İnşallah bu süreç Azerbaycan’ın haklı Karabağ davasının halli için de bir fırsat olur. Daha da önemlisi Türkiye’nin Kafkaslara güçlü dönüşüyle bölgedeki Rus ve İran hegemonyası da sona ermiş olur. Bu konularda uyanık olmamız gerekir. Dengeleri kurarken neyi ne kadar aldığımız ve verdiğimiz konusunda titizlenmek gerekir.

Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin normalleşmesi yönünde başlayan süreci, enine-boyuna değerlendirme toplantıları yaptıklarını ve öneri ve somut çalışmalarıyla sürece katılmayı hedeflediklerini belirten Şaban Gülbahar, geniş katılımlı bir heyetle Karabağ bölgesine ziyaret planladıklarının da bilgisini verdi:

Sözümün her zaman arkasındayız. Milliyetçi Harekat Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli geçtiğimiz sene Şuşa’da ilkokul açma önerisi getirdiğinde hemen destek ifade etmiş ve okulun kitaplarının Vakfımız tarafından temin edileceğini açıklamıştık.

Hatta gücümüzün yetmesi durumunda okulu kendimizin de inşa etmeye hazır olduğumuzu ifade etmek isterim. Biz Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin normalleşmesi sürecini Karabağ sürecinden ayırma yanlısı değiliz. Yakın bir gelecekte bir heyet halinde Karabağ bölgesine gezi düzenlemeyi planlıyoruz. Süreç içerisinde uygun görülmesi halinde Türkiye’yi daha iyi tanıtmamız ve tamamen olumlu niyetlerimizi ortaya koymamız açısından Vakıf olarak Ermenistan’a da gezi düzenlemek isteriz.

Vakıf olarak biz Türk dünyasının tamamıyla ilgilenmekteyiz. Tüm imkanlarımızla kardeşlerimizin yanında olduk ve olmaya devam edeceğiz. İşte onun için Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin normalleşmesinde aktif rol almamızın sadece Türk dünyasına değil Ermenistan’ın kendisine de bizzat yardımının dokunacağına inanmaktayız.

1980’lerin sonlarında Azerbaycan’ın Dağlık Karabağ bölgesinden başlayan süreçleri yakından izlemiş Azerbaycanlı gazeteci-yazar, Turan Haber Ajansı ve ASTNA Araştırmalar Merkezi Başkanı Mehman Aliyev, yeni sürecin, bundan önceki Zürih Protokolleri sürecinden daha ümit verici olduğuna işaret etti.

Independent Türkçe’ye yeni süreçle ilgili yaptığı değerlendirmede Aliyev, yenilgiden sonra Ermenistan’ın kendi komşularıyla ilişkilerini sıfırdan kurmasının en akılcı yol olacağını vurguladı:

Türkiye’nin doğrudan, hiçbir arabulucu olmadan Ermenistan’la görüşmelere başlaması talebine Başbakan Nikol Paşinyan’ın “Moskova’da görüşelim” şeklinde yanıt vermesini anlamak gerekir. Bu, her şeyden önce bir asırdan fazla bir dönem içinde iki ülke arasında ilişkilerin bulunmamasıyla ilintilidir. İki ülke arasındaki anlaşmazlıklar genelde Ermenistan’ın, Türkiye’ye karşı iddialarından kaynaklanmaktaydı.

44 günlük savaş en azından şimdiki aşamada bu iddiaların doğal olarak arka plana geçmesine neden olmuştur. Öte yandan Azerbaycan’ın zafer Ermenistan’da ‘Türkiye’nin desteğinin eseri’ olarak nitelendirilmektedir. Görüşmelerin yeri olarak Erivan’ın, Moskova’yı işaret etmesinde 44 günlük savaşta Rusya’nın rolünün ve özellikle 9-10 Kasım 2020 üçlü anlaşmasında Vladimir Putin’in açık hissedilen ağırlığının rolü bulunmaktadır.

Türkiye-Ermenistan görüşmelerinde Rusya’nın tek arabulucu olması sürecin olumlu yürüye bileceği ümidini doğurmaktadır. Nitekim AGİT Minsk Grubu Eşbaşkanları da Ermenistan ve Azerbaycan’a 9 Aralık 2021’de yaptıkları çağrıda 9-10 Kasım 2020’de anlaşmasının ilkelerine uymaya çağırmışlardı. Gelinen noktada Ermenistan’ın ne Türkiye’ye ne de Azerbaycan’a bir şeyler dayatma imkanı ve gücü bulunmamaktadır.

Tüm alanlarda sıkıntılar yaşayan Ermenistan yıllardan bu yana problemli olduğu Türkiye ve Azerbaycan ile ilişkilerini yeniden düzenleme noktasına gelmiştir. Batılı ülkelerin Türkiye-Ermenistan normalleşme sürecinin dışında tutulmasının gelişmeler açısından faydalı olacağını düşünmek gerektiğine inanıyorum.

Son on beş yılda Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin normalleşmesi ve sınır kapılarının açılması girişimlerine en büyük itirazlar Azerbaycan’dan geldiği gibi, Kars ve Iğdır bölgelerinde sınır kapılarının açılması iddialarına karşı protesto gösterileri düzenlenmişti.

Mantık ve matematik yeni girişimin başarı şansının öncekilerle kıyaslanamaz derecede yüksek olduğunu göstermektedir.

Yeni trenin son istasyonu neresi olacak?

“Erivan veya Ankara yolcusu kalmasın” deme durumu ortaya çıkacak mı?

Mayis Alizade

İlgili Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.