KAFKASSAM – Kafkasya Stratejik Araştırmalar Merkezi

  1. Anasayfa
  2. »
  3. İran
  4. »
  5. Mayis Alizade: Azerbaycan’ın Tahran’daki büyükelçiliğine saldırının amacı ne?

Mayis Alizade: Azerbaycan’ın Tahran’daki büyükelçiliğine saldırının amacı ne?

Kafkassam Editör Kafkassam Editör - - 20 dk okuma süresi
227 0

1. Son dönemde İran-Azerbaycan ilişkileri neden gerginleşti?

Aslında İran-Azerbaycan ilişkileri Azerbaycan Cumhuriyeti’nin 18 Ekim 1991’de bağımsızlığını yeniden kazanmasından sonra perde arkasında hep gergin oldu. Daha Şah döneminde benimsenen paradigmatik politikaya uygun şekilde SSCB içindeki Azerbaycan Cumhuriyeti’ni kendi kuzey bölgesi olarak sayan İran, buna karşı Ermenistan’ı destekledi ve ilişkilerini geliştirdi.

1990’ların başlarında patlak veren Karabağ savaşında ve Azerbaycan topraklarının Ermeni işgali altına düşmesinden sonra Erivan ile ilişkilerini sürekli geliştiren Tahran, aynı zamanda kendi sınır bölgelerinden işgal altındaki Azerbaycan bölgelerine sürekli giriş-çıkışlar yaptı.

Tahran yönetimi, Azerbaycan’ın uyarılarına rağmen, hep “bölgeye barışın gelmesi için arabuluculuk yapmaya hazır olduğunu” açıklarken Ermenistan’la ilişkilerin her alanda geliştirmeyi sürdürdü.

Azerbaycan’ın güney bölgelerindeki Şii nüfusu ideolojik bakımdan kendi etkisi altına alan Tahran yönetimi Bakü banliyösündeki Nardaran kasabasında adeta ikinci bir Kum kenti ve Şii şeriatıyla yönettiği bir ‘kurtarılmış bölge’ kurdu.

Azerbaycan yönetimi uzun süre bu durumu seyrederek demokrasi isteyen Batılı ülkelere karşı “Biz olmazsak, İran burada İslami bir rejim kurar” bahanesine sığınan bir politika izledi.

İran güdümlü siyasi parti hareketlerin liderlerinin defalarca hapse atılması Tahran etkisini zayıflatamadı. Ta ki 27 Eylül 2020’de Azerbaycan’ın kendi topraklarını Ermeni işgalinden kurtarmak için başlattığı ve 44 günlük operasyonlara kadar.

Türkiye’nin operasyonlara verdiği destek Tahran yönetimini aşırı rahatsız etti ve operasyonların bitmesinden sonra Azerbaycan sınırı boyunca İran geniş boyutlu askeri tatbikat düzenledi.

O süreçte Azerbaycan-Ermenistan sınırındaki Zengilan bölgesinde İsrail’in bin kişilik ‘Akıllı Köy’ projesinin uygulanmaya konmasının yanı sıra, Türkiye’nin önce Aras Nehri kıyısındaki Fuzuli, ardından sınırdaki Zengilan kentlerinde inşa ettiği havaalanları ve işgalden kurtarılan bölgelerdeki altyapı çalışmalarına Tahran’ın da katılmak için girişimlerde bulunmasına rağmen, sürecin dışında tutularak Türkiye’nin adeta çalışmaların tamamını üstlenmesi de İran İslam Cumhuriyeti’nin hoşuna gitmediği gibi, Türkiye’yi karayoluyla doğrudan Azerbaycan’a bağlaması planlanan Zengezur Koridoru’yla ilgili girişimler de Tahran’da fevkalade rahatsızlığına neden oldu.

Zengezur Koridoru civarında bir askeri tatbikat daha gerçekleştiren Tahran yönetimi, İsrail’in ‘Akıllı Köy’ projesine ve Türkiye’nin altyapı çalışmalarına hamlelerine karşı sınırın Ermenistan tarafındaki Kafan kentinde kendi konsolosluğuna açarak yanıt verdi.

Bu güvensiz ortamda Azerbaycan Devlet Başkanı İlham Aliyev’in geçen sonbaharda yaptığı “İran’da yaşayan 40 milyonun (Azerbaycan kökenli vatandaşları kastetmişti) haklarını sonuna kadar savunacağını” açıklaması Tahran yönetimini sessizliğe gömerken, dünyanın farklı ülkelerinde İran Azerbaycan’ının haklarını savunduğunu iddia eden dernek, medya kurumu ve şahısların aktifleşmesi için Bakü yönetiminin verdiği desteğe İİC’nin perde arkasından tepki koyacağı endişesini doğurdu.

İşte gelinen noktada İran İslam Cumhuriyeti ile Azerbaycan Cumhuriyeti arasında yaşanan ve 27 Ocak 2023’de Azerbaycan’ın Tahran Büyükelçiliği’ne yapılan terör saldırısına kadar varan gerilimin İran açısından iki ana nedeninden birincisi; İsrail’in projeler bazında Azerbaycan’daki faaliyetlerinin güçlenmesi, ikincisini ise Azerbaycan yönetiminin en üst düzeyden İran’daki Azerbaycan kökenli vatandaşların haklarının sonuna kadar savunulacağını açıklamasıdır.

2. İki ülkenin tavrı neticesinde ABD ve Rusya başta olmak üzere uluslararası camia nerede duruyor?

İki ülkenin zıtlaşmasında ABD ve Rusya’nın nerede durduğuna gelince, öncelikle Tahran ve Moskova’nın en az 100 seneden buyana bölgede en yakın müttefik olmalarının hatırlatılması gerekir.

Özellikle 44 günlük savaştan sonra İran-Azerbaycan ilişkileri çerçevesinde Moskova’nın izlediği politikanın içeriği şundan ibaret:

Azerbaycan topraklarında asker bulunduran Rusya yönetimi Bakü’yle ilişkilerini mümkün mertebe sıcak tutarken İran’ın Azerbaycan ile ilişkilerinin gerilmesine en azından seyirci kalarak bunun karşılığında Tahran-Erivan ilişkilerinin gelişe bildiği kadar gelişmesi için kapıyı sonuna kadar aralıyor.

Şunu unutmamalı ki, Azerbaycan 4 bin kilometrekare toprağını kendi yönetimi altına alan Rusya’nın orada kurduğu askerin üssün bir amacı da İran’daki kalkışmaları bastırması için Tahran yönetimine ivedilikle destek vermek.

Bunun yanı sıra Hazar Denizi’nde Rusya ve İran kendi donanmalarına sahip olduğu halde Azerbaycan’ın donanması yok.

İşin diğer bir boyutu da Rusya Devlet Başkanı Putin’in 44 günlük savaştan sonra ana hedeflerinden birini teşkil eden “ulaşım koridorlarının açılması” projesinin esas amacı da SSCB döneminde mevcut olan güçlü Moskova-Tahran işbirliğini yeniden canlandırmak.

Rusya-Ukrayna savaşı sürerken Tahran’ın Moskova’ya drone, Moskova’nın ise Tahran’a SU-35 jetleri satması işbirliğinin boyutlarını gözler önüne seren iki önemli örnek.

ABD’nin tutumuna gelince; Ukrayna cephesine odaklanan Washington’un, İran-Azerbaycan ilişkilerinde alacağı pozisyonu en azından şimdilik tamamen İsrail’in üstesine bıraktığını herkes görüyor.

Rusya-İran ilişkilerinin talepleri Tahran yönetimini Azerbaycan’a karşı daha saldırgan bir pozisyon almaya yüreklendiriyor.

3. İran’ın Karabağ konusuna yaklaşımı ve Ermenistan meselesine yaklaşımı nasıl? Azerbaycan nasıl tepki gösteriyor?

İran’ın Karabağ ve Ermenistan’la ilişkiler konusunu Azerbaycan bugün daha üst düzeyden ve yüksek sesle eleştirirken bunun Tahran rejiminin üzerinde herhangi bir etkisinin olduğunu göremiyoruz.

Zengezur Koridoru’nun açılmasının İran için hayatiden daha hayati derecede önemli bir konu olduğunu Rusya da çok iyi bildiği için 10 Kasım 2020’de gece yarısı Putin, Aliyev ve Paşinyan arasında imzalanan ve savaşı sona erdiren üçlü anlaşma, Zengezur Koridoru üzerindeki kontrolü Rusya iç Güvenlik Servisi FSB’nin Sınır Kuvvetlerine bırakırken Azerbaycan sınırın Ermenistan tarafındaki birkaç kilometrekarelik alanı kendi kontrolü altına aldıktan sonra hem İran’ın hem de Ermenistan’ın tabir caizse ‘içini karıştırma politikası’ uyguluyor.

Bir yandan “İran’daki 40 milyonun haklarının savunulması” retoriği etrafında gürültüler koparılırken, öte yandan “Eski Türk toprakları üzerinde kurulmuş günümüz Ermenistan’ını 1948-1988 yılları arasında terk etmek zorunda kalan Azerbaycan kökenli insanların oralara dönmeleri” için yapılan propagandaların dozu yükseltiliyor.

Bu durumun Erivan ve Tahran yönetimlerini ne ölçüde rahatsız ettiğini bilemiyoruz (işin içinde Türkiye bilfiil olmadığı sürece iki başkentin de pek rahatsız olduğu söylenemez) ancak özellikle Tahran rejiminin kendi topraklarındaki Azerbaycan kökenli vatandaşların haklarının gündeme gelmesinden daha 1934’te Rıza Han’ın Türkiye’yi ziyaret ettiği dönemden rahatsızlık duyduğunu biliyoruz.

Onun için ‘ses bombaları’ atarken de her zaman dikkatli olmakta fayda var.

4. İki ülkenin de Şii olmasına karşı din uleması bu gelişmelere nasıl bakıyor? İran’ın Azerbaycan’daki dini faaliyetlerine Azerbaycan yönetimi ne diyor?

İran’ı yöneten Şii İslam’ın da ondan önceki Şahlık rejiminin de gerek SSCB içindeki Azerbaycan Sosyalist Cumhuriyeti’ne gerek bağımsız Azerbaycan’a bakış açısı aşağı-yukarı aynı ve bağımsız bir Azerbaycan’ın varlığını hiçbir vakit istemediler.

SSCB döneminde İran Azerbaycan’ı bölgeleriyle Sosyalist Azerbaycan arasındaki kültürel ilişkilerin gelişmesi ne kadar engellenmişse, son 32 yılda Tahran yönetimi Azerbaycan’ın çok farklı noktalarında etki kurmakla yetinmeyerek bunu Karadeniz bölgesine kadar uzatmak için kullandı.

Bunu da yeterli saymayarak FETÖ’nün 15 Temmuz darbe girişiminden sonra Rusya’nın iç bölgelerinde ortaya çıkan İslami boşluklara yerleşmek için hamleler yaptı.

İran’ın Şii ulemasının laik bir Azerbaycan’a bakışı hep provokatif nitelikli ve küçümseyici açıklamalarla destekledi, Azerbaycan’ın Diyanet İşleri Başkanlığı hüviyetindeki Kafkas Müslümanları Ruhani İdaresi Başkanlığı hiçbir vakit bunlara tepki koymadığı gibi, Şeyhülislam Allahşükür Paşazade 44 günlük savaştan bir süre sonra Azerbaycan ve Türkiye için büyük öneme sahip Şuşa kenti camisinde kılınan namazda İran İslam Cumhuriyeti’nin Bakü Büyükelçisini öne çıkardı.

Ta ki geçen sonbaharda ilişkilerin en üst düzeyde gerilmesinden sonra Şeyhülislam Paşazade “Kardeşim İran beni arkadan vurdu” dedi ve birkaç gün önce bunu yineledi. Komik mi, yoksa trajikomik mi diyelim?

5. İran Azerbaycan’ı meselesinde iki ülke kamuoyu meseleye nasıl bakıyor? Televizyon programları ve resmî açıklamalar nasıl?

İran-Azerbaycan meselesine kamuoyunun ve medyanın bakışına gelince öncelikle şunu söylememiz gerekir: Azerbaycan Cumhuriyeti ahalisinin önemli bir kısmının gönlünde Tebriz, Erdebil, Urmiye özlemi hep mevcut oldu. İran’ın Azerbaycan bölgelerinde hep Bakü sevgisinin olması gibi.

Bu sevgi özellikle 44 günlük savaş sırasında ve sonrasında iyice ortaya çıktı ve İran’ın Azerbaycan bölgelerinden Karabağ’daki operasyonlara koşulsuz kardeş desteği geldi.

Azerbaycan Cumhuriyeti son 29 senede Tahran ile ilişkilerde aşırı dikkatli davranmasına rağmen, son aylarda iktidarın politikası çerçevesinde özellikle yönetimin güdümündeki medyanın İran’a karşı sert bir retoriğe geçiş yaptığını görüyoruz.

Dünyanın çeşitli noktalarında İran’ın mevcut yönetimine karşı faaliyetleriyle tanınan şahısların Azerbaycan TV kanallarının daimi konuşmacıları haline gelmesi Bakü’nün politikalarındaki keskin dönüşü gösteriyor.

İran İslam Cumhuriyeti yönetimi ise senelerden bu yana, örneğin Seher TV kanalı üzerinden Azerbaycan Cumhuriyeti’nin varlığını hedef alan programlar yaptırıyor.

Son dönemlerde kızışan bu enformasyon savaşının iki ülke yönetimlerinin bir anda anlaşıp barışmasıyla sona erme ihtimali de varken Tahran’daki Azerbaycan Büyükelçiliği’ne yapılan terör saldırısı bu ihtimali zayıflatabilir de. Çok ilginç bir süreçten geçiliyor.

6. İki ülke birbirini nasıl suçluyor?

Son aylara kadar suçlamaları ağırlıklı olarak Tahran yönetimi yapıyordu ve siyasetçilerden askerlere, güvenlik kurumları yöneticilerinden din ulemasına kadar tehdit içeren sözler duyuluyordu.

Azerbaycan’dan ise tüm bunlara milletvekilleri veya özellikle merkezi ABD’de bulunan Günaz TV’nin Bakü’ bürosu tarafından tepki veriliyordu.

Devlet Başkanı Aliyev’in sertleşen retoriğine Tahran yönetiminden “Kardeşlerimizi dış saldırılardan koruyacağız” şeklindeki istihzamı tepkiler verildi.

Halihazırdaki enformasyon savaşında Bakü’nün daha aktif olduğu görünürken, Tahran, örneğin Azerbaycan’ın umum millî lideri Haydar Aliyev’le ilgili yapılan bir belgeseli Seher Kanalı’nda yayımlamakla tehdit ediyor.

Yaklaşık 4 ay önce İran istihbaratına çalışan birkaç Azerbaycanlı görevlerinin yakalandığının açıklanması ortamın yumuşamaması halinde ilerleyen dönemde enformasyon savaşlarının dozunun artabileceğine işaret ediyor.

7. Türkiye-Azerbaycan yakınlaşması İran’da nasıl karşılanıyor?

Türkiye-Azerbaycan yakınlaşması Tahran yönetimi tarafından iki boyutta değerlendiriliyor:

Bu yakınlaşma normal ve hatta doğal karşılanıyor diyebiliriz
Bu yakınlaşma İran’ın Azerbaycan bölgelerindeki milliyetçi akımların ruhunu okşamaya başlayınca Tahran sert tepkisini koymaktan geri kalmıyor.
Tahran-Ankara ilişkilerinde rejimlerin niteliğinden kaynaklanan herhangi bir sorun yaşanmadığı gibi, Türkiye de İran’ın Azerbaycan bölgelerinin kültürel haklarını gündeme getirmiyor.

Burada iki ülke arasında tabir caizse bir ‘centilmenlik’ anlaşması söz konusu ve mevcut durumda Tebriz’in Traktör futbol takımı çerçevesinde kabaran milliyetçi damar bile tatmin edici bulunuyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 12 Aralık 2020’de Bakü’deki Zafer Töreni’nde okuduğu birkaç dizeye Tahran’dan yükselen tepkilerden sonraki durum yine iki ülkenin de o ‘centilmenlik’ anlaşmasına uymasını gerekli kıldı.

İran dışişleri bakanının son Ankara ziyaretinde iki ülke arasındaki geleneksel politikaların sürdürüldüğünü gördük.

Tahran yönetiminin esas tepkisi Azerbaycan-İsrail ilişkilerinin gelişmesine.

8. Elçilik saldırısı ne anlama geliyor?

Elçilik saldırısına ilişkin Tahran Emniyet Müdürlüğü’nün yaptığı açıklamada “Cinayetin aile sorunu temelinde gerçekleşmiş münferit bir olay” niteliği taşıdığının ifade edilmesine rağmen, olayın farklı açılardan değerlendirilmesi gerekir.

İyi planlanmış bu olay, her şeyden önce Azerbaycan Cumhuriyeti’ne verilmiş bir mesaj ve iç işlerine karışmama uyarısı olarak nitelendirilebilir.

Bunun devamında Azerbaycan Cumhuriyeti’nin kendi dış ilişkilerinde İran’ı hedef alacak adımlardan uzak durması uyarısı geliyor.

2006 yılında Hazar Denizi’nde Azerbaycan’a mahsus petrol ve doğalgaz yatakları üzerinde uçan İran askeri uçaklarının verdiği mesaj “Bu alanları bombalayabilirim”den ibaretti (Rus askeri uçaklarıyla birlikte).

Şimdi ise ülkeler arasındaki ilişkilerde ‘casus belli’ sayılabilecek büyükelçilik saldırısı söz konusu ve birkaç ay önce Azerbaycan’ın Londra Büyükelçiliği’ne Yemen kökenli radikal bir grup tarafından gerçekleştirilen saldırının aynı içerikli olduğu açıktı.

Tahran saldırısı daha tehlikeli durumlara kapı aralama potansiyeli taşıdığı için Azerbaycan’ın bunu enine boyuna değerlendirmesi kaçınılmaz.

9. İki ülke arasındaki ilişkiler nereye gidiyor?

Azerbaycan’ın Tahran Büyükelçiliği’ne yapılan ve güvenlik amirinin şehadetiyle sonuçlanan saldırı, iki ülke arasındaki ilişkilerde derin bir sessizlik ortamı oluşturabilir.

Buradan ilişkilerin normalleşmesi durumu çıkabilir mi? Elbette çıkabilir de.

Örneğin Rusya’nın Ankara Büyükelçisi Andrey Karlov’a karşı Aralık 2016’da düzenlenen saldırıdan hemen sonra Türkiye süreci çok iyi yöneterek ilişkilerin yeniden gerilmesine fırsat tanımamıştı.

Aynı şeyi Azerbaycan da yapar mı? Bunu şimdiden kestirmek çok zor.

Çünkü Tahran yönetimi Bakü’nün yatıştırıcı adımlar atmasının sadece Bakü’ye bağlı olmayacağına inanıyor ve ilerleyen dönemde durumları daha hassaslıkla tartacaktır.

Onun için özellikle Azerbaycan Cumhuriyeti’nin bakımından sıkıntılı bir döneme girildiği düşünülebilir. Özellikle İran’ın Azerbaycan bölgelerinin bağımsızlığını destekleyen güçlere Bakü’nün desteğinin sürmesi ortamı daha da gerebilir.

10. Uzmanlar bu meseleye ne diyor?

Azerbaycan Turan Ajansı ve ASTNA Araştırmalar Merkezi İmtiyaz sahibi Mehman Aliyev, “İran ile Azerbaycan arasındaki ilişkilerin şimdiki durumunu esasında bir Fars-Azerbaycan koalisyonu olan devletin idare niteliği değişse bile varlığını aynı şekilde koruması gerektiği için bu olayın ilişkilerde derin yaralar açacağının düşünülmemesi gerekir. Bu olay Tahran Emniyet Müdürlüğü açıklamasının aksine münfetir değilse derin güçlerin çok önemli yeni gelişmelere karşı bir önleme girişimi de olabilir. Kuşkusuz,son derece can sıkıcı bir olaydır. Ancak dünya tarihinde bu tür olaylardan sonra ülkeler arasındaki ilişkilerin normalleşmesi örnekleri de az değildir. İlerleyen dönemde terör saldırısına Bakü’nün aşırı sert tepki vermesini beklememek gerekir. Azerbaycan’ın ortaya çıkan bu durumu diplomatik yollardan iyi yöneteceğine inanıyorum” diyor.

Eski İçişleri Bakanı Sadettin Tantan da Azerbaycan’ın soğukkanlı davranması gerektiğini vurgulıuyor.

“100 küsur sene sonra yeniden İngiliz planları sahnedeyken müthiş istihbarat savaşları söz konusu. Azerbaycan’ın Tahran Büyükelçiliği’ne düzenlenen terör saldırısını da bu savaşların bir parçası olarak değerlendiriyorum” diyen Tantan, “Maalesef İran’ın bazı politikaları emperyal güçlerin bölgede çeşitli senaryolar uygulamasını kolaylaştırıyor. Onun için İran’ın bu politikalardan vazgeçmesi ve özellikle kendi nüfusunun az daha yarısını teşkil eden Azerbaycan Türklerinin en basit haklarını tanıması gerekir. Burada Türkiye-İran işbirliğine büyük ihtiyaç vardır, bunun gerçekleşmesi lazım. Azerbaycan ise her şeyden önce kendi içinde milli birlik ve beraberliği güçlendirmeli, yönetimin halka dönerek ulusal servetleri halkla paylaşması elzemdir. Azerbaycan bunu yaparsa Türkiye’den Türk dünyasına uzanan yolda en önemli ülke haline gelecektir. Bunu yapmak için teknoloji ve güvenlik altyapılarının sağlam olması gerekir. Türkiye ile Azerbaycan’ın ortak bir istihbarat örgütü kurmaları da ertelenmemesi gereken projelerin arasında bulunmalı. Rusya’nın Kafkasya’daki 200 senelik politikalarından vazgeçmemesi bölgeyi sıkıntıya sokan başka bir faktör olduğu için Rus ordusunun Azerbaycan topraklarını terk etmesi de bölgedeki tansiyonu düşürecektir. Tahran saldırısından sonra Azerbaycan serinkanlı davranmalı ve ilerleyen dönemde de gerilimi tırmandıracak politikalardan uzak durmalıdır” uyarısında bulunuyor.
Mayis Alizade

İlgili Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir