KAFKASSAM – Kafkasya Stratejik Araştırmalar Merkezi

  1. Anasayfa
  2. »
  3. Azerbaycan
  4. »
  5. Mayis Alizade: Ah şu bizim Soçi’miz, vah şu bizim Brüksel’imiz…

Mayis Alizade: Ah şu bizim Soçi’miz, vah şu bizim Brüksel’imiz…

Kafkassam Editör Kafkassam Editör - - 19 dk okuma süresi
67 0
mayis alizade

Topraklarını Ermeni işgalinden kurtarmak için Azerbaycan’ın yürüttüğü 44 günlük askeri operasyonun 10 Kasım 2020’de gece yarısı Rusya’nın arabulucuğuyla imzalanan anlaşmayla sona ermesinin birinci yıldönümünde yapılması planlanan toplantı iptal edilince, sınır bölgesinde yeniden çatışma yaşandı.

Avrupa Konseyi Başkanı Charles Michel’in 16 Kasım’da Azerbaycan devlet başkanı ve Ermenistan başbakanıyla gerçekleştirdiği telefon görüşmesinde, İlham Aliyev ve Nikol Paşinyan’ın 15 Aralık’ta Brüksel’de yapılacak AB Zirve’sinde bir araya gelmesi kararlaştırılırken, sürecin patronu Vladimir Putin’in ilki geçtiğimiz 11 Ocak’ta Kremlin’de gerçekleştirdiği toplantının aynısı 26 Kasım’da Soçi’de yapıldı.

Oturma düzeninin yine değiştirilmediği toplantıda 270 derecelik masanın baş tarafına Rusya Federasyonu Devlet Başkanı otururken, Aliyev ve Paşinyan onun karşı tarafında pozisyon aldı.

Üçlü toplantıdan önce Putin, Azerbaycanlı meslektaşıyla bir araya gelirken, üçlü toplantının sonunda mevcut durumdan en büyük memnuniyeti Aliyev ifade etti.

Operasyonlar sırasında Azerbaycan’a koşulsuz destek vermiş Türkiye bugün bölgede altmış kişilik gözlemci heyeti bulundurmakla yetinirken, sınırın Azerbaycan kısmındaki Laçin kontrol noktasının yanı sıra, 4 bin kilometrekarelik Azerbaycan arazisinde adeta yeni bir devlet kurmuş durumdadır.

Bölgeye kendi silahlı gücünü sevk etme ümidini kaybetmeyen Türkiye, geçen sene TBMM’den geçirdiği tezkerenin süresini, 20 gün önce, bir yıl daha uzattı.

İşte bundan dolayı süreci oluşturan gelişmelerin tamamı çeşitli düzeylerde Türkiye’de de yakından izlenmektedir.

26 Kasım’da Soçi’de gerçekleştirilmiş Putin-Aliyev-Paşinyan buluşması da keza öyle

Independent Türkçe’nin de yakından takip ettiği bu süreçlerin son aksiyonlarından biri olan 26 Kasım Soçi buluşmasına ilişkin sorumuzu Makedonya’daki Vizyon Uluslararası Türk Üniversitesi rektör yardımcısı, Ankara’daki Kafkassam merkezi başkanı Prof. Dr. Hasan Oktay, şu şekilde yanıtlıyor:

26 Kasım Soçi görüşmesinin üç taraf açısından da olumlu geçtiği bildirildi. Bunun yanında açık bir şekilde görüşmenin kazananı ise Rusya oldu. Bu görüşme ile Rusya, Avrupa’nın arabuluculuk rolünü daha başlamadan sekteye uğratma konusunda inisiyatif almayı başardı.

Fakat nihai imza atılmadığı için kaybeden taraf Azerbaycan oldu. Bu bağlamda Rusya, Azerbaycan ve Ermenistan arasında savaş sonrası dönemin ve gelişmelerinin en önemli aktörü olduğu ortaya koymuş oldu.

Rusya bir taraftan Azerbaycan’ı kontrol ederken, diğer taraftan da Azerbaycan üzerinden Ermenistan’ı baskı altında tutarak bölgede varlığını sürdürme başarısını gösterdi. Ukrayna, Belarus, Gürcistan krizinden sonra Rusya, Ermenistan kriziyle uğraşmak istemediği için Azerbaycan’a sınırlı da olsa yol vermiş oldu.

“Görüşme esnasında Dağlık Karabağ’a ‘statü’ verilmesine vurgu yapılmaması Azerbaycan açısından bir kazanım gibi gözükse de Dağlık Karabağ artık Rusya’nın hissesinen kalmıştır” diyen Prof. Dr. Oktay, bunun ise, gelecek günlerde hukuki statü tartışmalarını beraberinde getireceğini söyledi.

Prof. Dr. Oktay, “Azerbaycan açısından görüşmenin önemli yanı sınırların belirlenmesi hususunda Rusya ile Ermenistan’ı artık ikna etmiş gibi gözükse de gerginlik çıkartılarak Rusya’nın artık Azerbaycan-Ermenistan sınırında boydan doya görev yapmasının önü açılmış oldu. Zira ‘Rus askerlerinin olduğu yerde herhangi bir sorun yok’ sözünü İlham Aliyev dillendirirken, Dağlık Karabağ’daki Rusya ‘Barış Gücü’nün tüm Ermenistan-Azerbaycan sınırında görev yapması önümüzdeki günlerde tartışılacak” diye konuştu.

“Azerbaycan farkında olmadan adım adım Rusya’nın kontrolüne giriyor. Bunu Putin de ifade etti ve ‘Azerbaycan’daki eğitimin yüzde 40’ı Rusça yapılıyor’ dedi” şeklinde konuşan Prof. Dr. Oktay, sözlerini şöyle sürdürdü:

Üçlü görüşme esnasında Putin’in, ‘başbakan yardımcılarından oluşan komisyonun faaliyetlerinde ilerleme kaydedildiğini ve yakın zamanda ulaşım hatlarının faaliyete başlamasına yönelik ilgili komisyonun faaliyetini onaylayacağını ve herkes için zaruri tedbirlerini uygulayacağını’ belirtmesi yakın gelecekte iletişim koridorlarına yönelik somut adımların atılacağını göstermektedir.

Bu açıklama, Türkiye ve Azerbaycan’da beklenti oluşturan Zengezur koridorunun açılmayacağını, hatta bu koridor meselesinin 10 Kasım anlaşmasında yer almadığını, ‘iletişim’ kavramına Azerbaycan ve Türkiye Laçin koridoruna mütekabiliyet esasına göre bir koridor açılacağı beklentisini ortaya çıkarmıştı.

Ama Putin’in üzerine basa basa ifade ettiği ve başbakan yardımcılarını müzakere ettiği konu, tamamen eski SSCB dönemi yollarına işlerlik kazandırılmasıdır. Bu da koridor meselesini bir daha gündeme gelmemek üzere rafa kaldırmak demektir.

Prof. Dr. Hasan Oktay, son olarak, “Rusya, Ermenistan’ı baskı altında tutma dışında, Azerbaycan Devlet Başkanı İlham Aliyev’i kapıda farklı bir tavırla karşılaması dışında bir fayda sağlamadı. Ermenistan bu toplantıda kendisini zora sokacak herhangi bir anlaşmanın altına imza atmadığı için Soçi toplantısını savuşturmuş olup, 15 Aralık’taki toplantıya avantajlı gidecek. Rusya bir taraftan Azerbaycan’ı tam kontrol altına alırken, Ermenistan’ı elinden kaçırmanın riskiyle karşı karşıya kalmıştır. İlerdeki günlerde Rusya, Ermenistan’daki olayları nasıl yönlendirecek? Bir darbe girişimi olup olmayacağını merakla bekleyeceğiz” ifadelerini kullandı.

Türk diplomasisi ve siyasetinin en deneyimli isimlerinden biri, 58. Hükümetin Dışişleri Bakanı Yaşar Yakış, otuz küsur seneden bu yana bu süreçleri çok yakından izlemeyi sürdüren kişilik olarak tanınmakta olup, fikir ve düşüncelerin Türk ve yabancı medya ve aynı zamanda araştırma kurumları üzerinden kamuoyuyla paylaşmaktadır.

Independent Türkçe’nin, 26 Kasım Soçi toplantısıyla ilgili sorularını emekli Büyükelçi Yaşar Yakış, bir dizi faktörü sürecin için katarak kapsamlı şekilde değerlendirdi:

Geçtiğimiz 10 Kasım tarihinden önce Dağlık Karabağ konusunda Soçi’de bir zirve toplantısı öngörülüyordu. Zirve Rusya Cumhurbaşkanı Putin’in davetiyle ve Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Paşinyan’ın katılımıyla gerçekleşecekti.

Amaç, Karabağ’ın önemli bölümünün Ermeni işgalinden kurtarıldığı savaşın sonunda imzalanan ateşkesin ikinci yıldönümüne uygulama durumunu gözden geçirmekti. Bu zirve öngörülen tarihte gerçekleşmedi.

Kremlin Sözcüsü Dmitri Peskov bazı konularda mutabakata varılamadığı için zirvenin 10 Kasım’dan önce gerçekleştirilemediğini açıkladı. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov da ertelenmiş olmakla birlikte daha sonraki bir tarihte yapılacak toplantıda er veya bir mutabakata varacaklarından emin olduğunu söyledi.

Fakat arada başka bir gelişme oldu. Avrupa Birliği (AB) Konseyi -yani bakanlar kurulu- başkanı Charles Michel, Brüksel’de yapılacak ‘AB-Doğu Ortaklığı Zirvesi’nde, bir yan toplantı olarak Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev il Ermenistan Başbakanı Paşinyan’ı bir araya getirecek bir toplantı yapılması konusunda mutabakat sağlandığını söyledi.

Michel, bu toplantıyı, sınır bölgesinde 15 Kasım günü vukua gelen ve 7 Azerbaycan askerinin ölümüne neden olan olaydan hemen sonra önerdi.

Michel bu toplantıyı Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki işbirliğinin artırılması için önerdi. Avrupa Konseyi Başkanlığı’nca yapılan açıklamada, Aliyev ve Paşinyan’ın, iki ülke savunma bakanları arasında ‘olay önleme mekanizması’ olarak faaliyet göstermesi için doğrudan iletişim bağlantısı kurulacağı da belirtiliyor.

Brüksel’de yapılacak AB-Doğu Ortaklığı Zirvesi’ndeki Aliyev-Paşinyan Zirvesi, 26 Kasım günü Soçi’de gerçekleşti. Putin’i bu buluşmayı bir an önce düzenlemeye sevk eden en önemli neden, muhtemelen, Dağlık Karabağ konusunda inisiyatifi Avrupa Birliği’ne kaptırmamak endişesi olmuştur.

Nitekim Karabağ sorunu 26 yıl boyunca Minsk Grubu’nda sürüncemede tutulurken, Putin, Ermenistan tarafından başlatılan askeri harekâtı fırsat bilerek müdahil oldu ve Karabağ sorununu kendi inisiyatifine aldı.

İlham Aliyev’in, 26 Kasım tarihindeki Soçi’de yapılan üçlü zirvede alınan kararlar hakkında çok olumlu değerlendirmeler yaptığını söyleyen Yakış, “Aliyev, savaştan geçen bir yıllık dönemi olumlu olarak değerlendirdiğini ve Rusya ‘Barış Gücü’ sorumluluğundaki bölgede ciddi olayların yaşanmadığını söyledi. ‘Ermenistan tarafının da durumun daha öngörülebilir olması için koşulların oluşturulmasında istekli olduğunu’ belirtti. Aliyev’in açıkladığı bu görüşlerin, 15 Aralık’ta Brüksel’de yapılacak AB toplantısında şu veya bu şekilde gündeme geleceğini farz edebiliriz. Uluslararası müzakerelerde yerleşmiş bir uygulama vardır: devlet yetkililerinin ağzından çıkan her türlü beyan o ülke tutumunun başlangıç noktası kabul edilir. Bundan sonra ülkenin ek tavizler konusu müzakereye açılır. Muhtemelen AB de, Aliyev’in şimdiye kadar gittiği en ileri noktayı pazarlığın başladığı nokta olarak alacak, bundan sonra Azerbaycan’ın hangi tavizler verebileceğini tartışmaya açacaktır” ifadelerini kullandı.

“Fransa, bünyesinde barındırdığı güçlü Ermeni diasporası nedeniyle Karabağ sorununda her zaman Ermenistan lehine çok güçlü müdahalelerde bulunmuş ve sorununun çözümsüz bırakılmasında en etkili aktör olmuştur” diyen Yakış, “Şimdi de AB bünyesindeki ağırlığı nedeniyle aralıkta yapılacak toplantıyı Ermenistan’a yeni tavizler verilmesi için kullanabileceği ihtimalini gözden uzak tutmamak gerekir” diye ekledi.

İlham Aliyev’in açıklamalarına değinen Yaşar Yakış, şu değerlendirmede bulundu:

Aliyev, Rusya ‘Barış Gücü’nün bulunduğu bölgede durumun genellikle istikrarlı olduğunu; ciddi olaylar ve provokasyonlar olmadığını; sistematik nitelik taşımayan ufak olaylar yaşandığın; bu nedenle ‘barış güçlerine iyi hizmetlerinden dolayı teşekkür ettiğini’ söyledi.

En yetkili makam olması nedeniyle teşhisi Sayın Aliyev’in koymasına inanmamız gerekir. Ancak Rusya’nın Azerbaycan’daki askerlerini geri çekmesi konusunun, zamanı geldiğinde, bu değerlendirmelerin, Rusya askerlerinin Azerbaycan’da kalmaları için gerekçe olarak kullanılabileceğini hatırda tutmak gerekir.

“Soçi zirvesi sonunda Paşinyan da olumsuz üslup kullanmadı. ‘Birçok konuda tahmin ettiğimiz görüş ayrılığımız olmadığını gördük’ dedi” ifadeleriyle Ermenistan’ın tavrını değerlendiren Yaşar Yakış, sözlerine şöyle devam etti:

Ermenistan, 1997 yılında Rusya ile imzaladığı ‘Dostluk, İşbirliği ve Karşılıklı Yardım’ Anlaşması uyarınca Azerbaycan topraklarının işgalden kurtarıldığı sıralarda Moskova’nın müdahalesini istemiş, ancak Rusya ‘operasyonların Azerbaycan topraklarında yapıldığını’ gerekçe göstererek müdahalede bulunmaktan imtina etmiştir.

Şimdi ise Erivan 1921 yılında Sovyet Ermenistan’ı ile Sovyet Azerbaycan’ı arasında imzalanmış sınır çizgilerinin belirlenmesi anlaşmasını ileri sürerek tartışma ve çatışmaları gri alana taşımaya çalışmaktadır.

Ermenistan’ın bu iddiası Rusya’ya dilediği gibi hareket etme fırsatı yaratacaktır. Çünkü Ermenistan’ın niyetinin arkasında müdahale için Rusya’ya müracaat seçeneği de bulunacaktır. Sonuç olarak, Soçi zirvesi bağlayıcı kararların alındığı bir zirve olmamakla birlikte ilerde Azerbaycan için sorun yaratacak pürüzlerin embriyonlarını taşımamasını temenni ederiz.

Askeri alanda Türkiye-Azerbaycan işbirliklerini uzun süreden beri yakından izleyen strateji uzmanı, Cumhuriyet Halk Partisi eski İstanbul milletvekili, emekli Kurmay Albay Dursun Çiçek, 10 Kasım 2020 tarihini temel alarak yaptığı değerlendirmede, Azerbaycan topraklarındaki bölücü ve terörist grupların oradan tamamen çıkarılmasının ve başta sınırlar ve Hankendi-Hocalı bölgesi olmakla toprakların tamamını Azerbaycan’ın kontrol etmesi gerektiğine vurgu yapıyor.

Independent Türkçe’nin sorularını yanıtlayan Dursun Çiçek, Rusya’nın Ermenistan’a verdiği koşulsuz desteğe karşı, Türk Devletleri Teşkilatı’nın gücünün etkili olacağına dikkat çekti:

Azerbaycan ordusunun bütün Karabağ topraklarında kontrolü sağlayacak şekilde büyük bir zafer için yürüdüğü bir dönemde, 10 Kasım 2020’de Ermenistan’ın talebi ve Rusya’nın ısrarı üzerine ateşkes ilan edildi. Bu durumda Hankendi dahil, birçok yerleşim yeri Ermeni işgalcilerin kontrolünde kaldı.

Ermenistan Savunma Bakanı, Rusya ‘Barış Gücü’ askerlerinin kontrolü altında bulunan Azerbaycan topraklarına son dönemde yasadışı ziyaret gerçekleştirerek, kışkırtma maksatlı eylemlerini sürdürdü.

‘Ermenistan Savunma Bakanı’nın izinsiz olarak Azerbaycan topraklarına girmesi, yasadışı Ermeni birlikleriyle görüşmeler yapması ve savaşa hazır olma konusundaki görüşlerini açıklaması askeri ve politik bir provokasyondur’ diye açıklama yapan Azerbaycan Savunma Bakanlığı, bu bölgenin bir an önce Azerbaycan’a iadesinin önemini vurguladı.

Ermenistan Savunma Bakanı’nın kışkırtmalarına Rusya’nın sessiz kalması sonucunda bölgeye yapılan saldırıda 7 Azerbaycan askeri şehit edildi. Azerbaycan Cumhurbaşkanı, Ermenistan Başbakanı ve Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı Soçi’de bir araya gelerek, gerginliği azaltan ılımlı mesajlar verdi.

Esas mesele Azerbaycan topraklarındaki yabancı silahlı güçlerin oradan çıkarılması, toprak bütünlüğünün tamamen temin edilerek sınırdan giriş-çıkışların Azerbaycan’ın kontrolüne verilmesidir.

“Türk askerinin bölgeye yerleşmesi konusunda Moskova ve Ankara’dan çelişkili açıklamalar yapılmaktadır” diyen Dursun Çiçek, son olarak şunları söyledi:

Rusya bunu istememekte ve Türkiye’nin Kafkasya’da güçlenmesine ve jeopolitik avantaj sağlamasına karşı çıkmaktadır.

Rusya’nın, Ermenistan’ı koşulsuz desteklemesine karşı 12 Kasım’da yaranmış Türk Devletleri Teşkilatı’nın Azerbaycan’a desteğinin önem arz ettiğini düşünmemiz gerekir.

Üç liderin Soçi buluşmasından sonra 15 Aralık’ta Brüksel’de Avrupa Konseyi Başkanı Charles Michel aracılığında Aliyev-Paşinyan buluşmasının gerçekleşmesini beklememiz gerekir. Zira sürecin hangi noktalara evrileceği bakımından Brüksel buluşmasının önemli rolü olabilir.

26 Kasım’da Soçi buluşması tartışılmaya devam ederken, gözler 15 Aralık’a çevrilmiş durumda.

Zira 10 Kasım 2020’de imzalanmış belge nihai bir barış anlaşması olmayıp, bir dizi soruyu da kendisiyle getirip-gelmiş bulunmaktadır.

AGİT Minsk Grubu’nun tamı tamına 20 seneyi kapsayan ‘ipe un serme süreci’nin yeniden geri gelebilme endişesi Azerbaycan ve Türk toplumunda yaygınlaşıyor.

Minsk Grubu sürecini en iyi anlatan örneği mi sordunuz?

Türk siyasetinin renkli siması Necmettin Erbakan, 12 Eylül öncesinde destek verdiği Süleyman Demirel hükümetini her gün ‘gensoruyla düşürmekle’ tehdit ederken, Demirel ‘tehditleri savuşturma’ adına Milli Selamet Partisi genel merkezini ziyaret eder.

Dışarıda gazetecilerin bin bir senaryo ürettiği buluşmadan çıkan Demirel, “Sayın Erbakan İTÜ’den yakın arkadaşım, hükümeti düşürmek için gensoru vermemesi üzerinde anlaştık” diye açıklama yapınca, senaryolar da suya düşer.

Birkaç sene sonra Zincirbozan’da gazetecilerin ısrarlı sorusu üzerine Necmettin Erbakan o ünlü buluşmada Demirel tarafından nasıl ikna edildiğini şöyle açıklar:

Başbakan Demirel de ana muhalefet lideri Ecevit de hükümeti düşürmek için gensoru vermeyeceğimizi çok iyi biliyordu. Üniversite arkadaşım Demirel, genel merkeze gelir gelmez ‘Necmettin, ben arka odada uyuyacağım, iki saat sonra uyandırırsın’ dedi. Uyanınca birer Türk kahvesi içtik, Demirel gazetecilerin önüne çıkarak beni ikna ettiğini açıkladı.

İşte huzurlarınızda AGİT Minsk Grubu…

Mayis Alizade

İlgili Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.