KAFKASSAM – Kafkasya Stratejik Araştırmalar Merkezi

  1. Anasayfa
  2. »
  3. Gündem
  4. »
  5. Mahmut Sami Mallı: TÜRKİYE’ DE GÖÇ KONUSU, MÜLTECİLER VE YERİNDEN EDİLMİŞ YABANCI KİȘİLERİN REHABİLİTASYONU İÇİN STRATEJİK EYLEM PLANLARINI GÜNCELLEMEMİZ GEREKİYOR

Mahmut Sami Mallı: TÜRKİYE’ DE GÖÇ KONUSU, MÜLTECİLER VE YERİNDEN EDİLMİŞ YABANCI KİȘİLERİN REHABİLİTASYONU İÇİN STRATEJİK EYLEM PLANLARINI GÜNCELLEMEMİZ GEREKİYOR

Kafkassam Editör Kafkassam Editör - - 11 dk okuma süresi
67 0

Günümüz dünyasında ülkelerde yaşanan siyasal istikrarsızlıklar, Orta Doğu, Afrika, Balkanlar, Arap Coğrafyası ve Asya’ da süren iç karışıklıklar ve silahlı çatışmaların yoğunlaştığı görülmektedir.

Bu ve benzeri sorunlar her ne kadar ülkelerin kendi içinde oluşuyor olsa da aslında sınır komşular, dost ve akraba topluluklar başta olmak üzere tüm dünyayı etkiliyor.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti Asya, Ortadoğu, Afrika, Balkanlar ve Doğu Avrupa olmak üzere dünyanın jeo-stratejik konumundaki nadir ülkelerden birisidir.

Komşu ülkeler başta olmak üzere uzak ama dost ve akraba topluluklar alanında olan birçok ülkedeki sorundan ülkemiz olumsuz bir şekilde etkileniyor. Tunus, Libya, Mısır, Suriye, Cezayir, Sudan, Somali, Yemen, Irak ve Afganistan’ da cereyan eden istikrarsızlıklar hızla artmış ve bazı ülkelerde iç savaşa dönüşerek dışarıdan müdahale edilen sıcak çatışmaların da etkisiyle ciddi bir şekilde siyasi istikrarsızlık oluşturmuştur.

Bu süreçlerin kontrolsüz bir şekilde ilerlemesi ülkemizde güvenlik sorunları yaratmaya başlamıştır.

Bu gün dünya politikasına bakıldığında göç, mülteci ve sığınmacı konuları dünyanın gündeminde yer edilen ve çözümü için çalışılması gereken öncelikli konular arasında yerini almaktadır.

Ülkelerdeki iç sorunların çözümü uluslararası büyük kuruluş ve teşkilatlar tarafından ele alınacak gibi olsa da ülkemiz adına öncelik sınır komşusu olan veya uzak mecradaki dost ve akraba toplulukları arasında yer alan kişilerin mülteci ve sığınmacı olarak intikali ile değişen dengelerin kontrol altında tutulması zorunluluğu temel esas olmalıdır.

Sınır güvenliği alanında büyük adımlar atan devletimizin bu alandaki başarısını daha da güçlendirmek adına göç etmek zorunda kalan, meşru veya bilinmeyen yöntemler ile ülkemize sığınan yabancı kişilerin otokontrol ve denetimli bir sistem içerisinde yaklaşılmalıdır.

Kıtaların buluştuğu ve medeniyetlerin merkezi olan ülkemizi korumak ve gücünü artırmak için göçe maruz kalan sığınmacı ve mülteci kişilerin rehabilitasyon sürecini güçlü bir şekilde yönetmesi gerekiyor.

Savaş psikolojisine ve zorlu hayat koşulları içerisinde göçe maruz kalan kişilerin sığınmacı veya mülteci olarak kendini güvence altına alması onlar için bir başarı olsa da ülkemiz için asıl sorun da burada başlıyor olacaktır.

Çünkü rehabilite edilmeyen bir düşünce faktörü için hayat standartlarındaki konfor değişse de bilinç altı psikolojik düşünce faktörü, acı, drama ve öz vatanından uzakta kalma duygusunun oluşturacağı travma süreci çevresel etken olarak genele sirayet edecektir.

Bu gibi olumsuz bir durum kültürel çatışma, toplumsal ayrışma, demografik yapıda zedelenme, yabancı gizli servisler için kara-propaganda ağı vb. olumsuz süreçler ile iç, dış, sosyal hizmetler, sınır güvenliği vb. politikalar alanında büyük ölçüde sorunlar meydana getirecektir.

Uzun süren Suriye ve Irak’ ta ki iç karışıklık ve ülke yönetiminde oluşan istikrarsızlık nedeni ile ülkemiz büyük ölçüde olumsuz süreçler ile karşı karşıya gelmiştir.

Son olarak Afganistan’ dan ABD’ nin çekilme süreci ve Taliban oluşumunun devlet sistemi ve kamu yönetimini ele geçirmesi uzak mecrada olsa da ülkemizi çok yakından etkilemiştir.

Şu an iç karışıklık hızının artırıldığı Doğu Avrupa ve Balkanlar’ da tansiyon süreci hızla artarken olası bir süreçte göçe maruz kalma, sığınmacı ve mülteci alanında gelişmelerin ilerlemesine vesile olacak süreçler kapıda beklemektedir.

Türkiye göç politikasında çok kapsamlı adımlar ile güçlü politikalar geliştirmek zorundadır. Çünkü dünyanın merkezi ve geçiş güzergahı alanında önem teşkil etmektedir.

Stratejik bir eylem planı içerisinde göçü önlemek, mevcut sığınmacı ve mültecilere yönelik rehabilitasyon hizmetlerini sunmak ve örnek teşkil eden bu güzide çalışmaların yanı sıra uluslararası siyasette ülkemiz bu başarıyı kazanıma dönüştürerek gücüne güç katacaktır.

Birleşmiş Milletler, Avrupa Parlamentosu, İslam İşbirliği Teşkilatı, Türk Devletler Teşkilatı, NATO vb. uluslararası kuruluş ve teşkilatlarda ülkemiz göç politikası, sığınmacı ve mülteci konuları ile büyük ölçüde başarısını artırarak daha etkin bir söz sahibi olma gücüne erișecektir.

Bu başarı ekseninde sorunların tezahür ettiği kıtalardaki ülkelere tavsiyede bulunma ve denge stratejisi
alanında başarılı bir diplomasi ağına sahip olunacaktır.

Arap Baharı ismi verilen ve ülkemize komşu Irak ve Suriye’yi de etkileyen gelişmeler sonucunda çoğunluğunun ülkemizin güneyinde bulunan ülkelerde siyasi istikrarsızlıklar ve iktidar değişiklikleri ile iç çatışmalar yaşanmıştır.

Bugün halen Libya’da istikrarsızlık ve çatışmalar devam ederken, Suriye’deki iç savaş ortamı, Rusya ve İran gibi ülkelerin müdahil olmasıyla çok daha ciddi bir boyutta bir soruna dönüşmüştür.

Bütün bu olumsuz gelişmeler jeo-stratejik konumda olan ülkemizi önemli ölçüde etkilemiş ve önlem alma çabalarında büyük ölçüde maddi ve manevi masrafların ortaya çıkmasına neden olmuştur.

Arap baharı adı verilen sürece baktığımızda Afrika, Ortadoğu, Asya kıtasında bu sürece dahil edilen ülkeler tarih, medeniyet, dost ve akrabalık ilişkileri açısından yakınlık içerisinde olduğumuz ülkelerdir.

Bu sorunlardan en çok etkilenen ülkelerin başında Türkiye gelmektedir.

Demokratik yapısı, insani yardım, dayanışma ve din kardeşliği veya soy akrabalığı nedeniyle ilk sığınacak en güvenli liman Türkiye olarak görülüyor.

Türkiye bu alanda güçlü bir mücadele içerisinde kendinden emin bir şekilde ilerleyerek gücüne güç katacak konuma gelmelidir.

Buradan elde ettiği başarı aynı zamanda uluslararası siyasette daha etkin bir şekilde söz sahibi olmasına vesile olacaktır.

Türkiye tarihi bir geçmişi olan ve bütünlük içerisinde kenetlenen özel bir düşünce ağına sahiptir. Bu ağın ortak mecrası vatandır.

Millet müktesebatına baktığımızda ‘‘Ev kira ama vatan bizim’’ sloganı ile canı pahasına vatanını koruyacak bir şuur içindedir. Bu denge stratejisi millet bütünlüğünü kenetleyen ana unsurlardandır. Bunu sağlayan güç inanç esasları içerisinde yer alan esir olmama duygusudur.

Eğer Arap Baharı politikasını hazırlayanlar tarafından Türkiye’ nin bu sürece dahil edilerek ülke dengesi, yönetim kademesi ve demografik yapısı değişmesi hedefleniyorsa bunu Tunus, Libya, Irak, Suriye’ deki gibi elde edemeyeceklerini en iyi bir şekilde biliyorlardır. Gezi Eylemleri ve 15 Temmuz sürecinde millet ve devlet bütünlüğünün gücünü tüm dünya gördü.

Türkiye’ nin müktesebatına baktığımızda gücü demografik yapısını korumasından geldiğini göreceğiz. Eğer güçlü bir şekilde göç konusu, mülteci ve sığınmacı politikalarını hazır hale getirip kazanıma dönüştürmekte gecikirsek ileride bozulacak olan demografik yapımız Arap Baharı politikasını hazırlayanların hedefine ulaşmasına olanak sunmuş oluruz.

Göç konusu, mülteci ve sığınmacı politikaları ülkemiz açısından milli güvenlik sorunudur. Son derece hassas bir şekilde yaklaşılması önem arz ediyor.

Her sorunu ince bir süzgeçten geçirip sorundan çözümü keşfederek güçlü bir strateji ile başarıyı elde eden ülkemiz bu sorunu da aşarak milletini, vatanını ve devletini güven ve istikrar içinde bugünlerden yarınlara taşıyacaktır. Bu süreç içerisinde dost ve akraba ülkeler başta olmak üzere diğer ülkeler ile etkili diplomasi ve stratejik iş birlikleri ile bölgesine hâkim, dünya siyasetinde söz sahibi bir konuma gelecektir.

Göç konusu, sığınmacı ve mülteci konularını hassas bir şekilde ele alarak ters strateji ile sorunları çözüp tehlikeleri bertaraf ederken örnek bir şekilde insani yardım politikalarında dünyada model olmak için adım atmalıyız.

Jeo-stratejik konumda olmamız hasebi ile karşılaştığımız olumsuz süreçleri iyi bir şekilde kontrol altına alarak kazanıma dökmeliyiz. Bugün göç konusu, sığınmacı ve mülteci mevzusu özellikle Avrupa ülkeleri ile ikili ticaret, diplomasi ve uluslararası siyasette güç elde edeceğimiz önemli bir alandır.

Bizlere düşen Türkiye’ de göç konusu, mülteciler ve yerinden edilmiş yabancı kişilerin rehabilitasyon süreci için stratejik eylem planı içerisinde kısa, orta ve uzun vadeli hedefler doğrultusunda başarı elde etmek adına çalışmaktır.

Mahmut Sami Mallı
Siyaset Bilimci

İlgili Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.