Gromıko: Atatürk, halkının komşularıyla barış içinde yaşamasını istiyordu

BMT TŞ-dən ikibaşlı Suriya qərarı – hədəf Türkiyə, yoxsa…

N.Paşinyanın apardığı özünü doğrultmayan siyasət və bu fonda yaranan gərginlik

Բաքուն շտապում է Լուկաշենկոյի մոտ. ինչ է պատահել

Körfez ülkeleri, Türkiye düşmanlığı ve Rusya’nın teşvikleriyle Esed’e yaklaşıyor

Gündem 2 Nisan 2020
107

Koronavirüs salgını, tıpkı birçok küresel ve bölgesel krizde olduğu gibi siyasi tutumlar, dönüşümler veya manevralar için bir argüman ya da vesile haline gelirken Suriye’de de bu durum değişmedi.

Suriye’de koronavirüsün patlak vermesine ilişkin endişeler, 9 yıllık savaş boyunca sağlık sisteminin çökmüş ve özellikle Suriye rejimi ile Rusya’ya ait savaş uçaklarının rejime boyun eğmesi ve teslim olması istenen bölgelerdeki kör bombardımanları sonucu yüzlerce hastanenin ve kliniğin yıkılmış veya zarar görmüş olması nedeniyle karmaşık bir hal aldı. Bununla birlikte ölümcül salgına karşı insani yardım sağlama başlığı altında Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed’e bir dereceye kadar siyasi açılım fırsatı doğdu.

Abu Dabi Veliaht Prensi Şeyh Muhammed bin Zayed Al Nahyan’ın Beşşar Esed ile 27 Mart 2020 tarihli görüşmesi sırasında Suriye’nin koronavirüs salgınıyla mücadelesi için yapılan yardım böyle yorumlandı. Görüşmede, Suriye’nin bu hassas ve kritik koşullarda yalnız olmayacağı vurgusu yapıldı.

Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Dış İlişkilerden Sorumlu Devlet Bakanı Enver Karkaş, Suriye ile insani yardım boyutunda temas kurarken, bunun ‘dar siyasi hesapların ötesinde’ olduğunu ve ‘BAE’nin Arap ülkelerine yaklaşımını sağlamlaştırdığını’ vurguladı.

Suriye rejimine yakın olanlar bu görüşmeyi Arap siyasi açılımına ilişkin temel bir gelişme olarak görürken, diğer gözlemciler, bu ilişkinin siyasi doğasını es geçmeden Suriye rejimi cephesindeki gelişmeleri bekleme çağrısı yaptılar.

Ancak Suriyeli bazı çevreler ile Suriye’deki sosyal ve sağlık koşullarını takip eden uluslararası kuruluşlar, rejimin geleneksel politikası ve salgınla ilgili bilgilerin azlığına rağmen, ülkede koronavirüs salgını riskinin azaltılması çağrısında bulundular. Uluslararası Kızılhaç, salgının askeri çatışma bölgelerinde ve oralardan da tüm Suriye’ye yayılabileceği konusunda uyardı.

Ülkede yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının yayılmasını takip eden Suriyeliler, rejimin 14 Mart 2020 tarihinden önce herhangi bir koronavirüs vakası olmadığını açıkladığını, ancak geçtiğimiz Pazar günü koronavirüs kaynaklı ilk ölüm haberini vermeden önce ülkede salgının yayıldığını açıkladığına dikkati çektiler.

Mart ayı başlarında ülkede koronavirüs vakasına rastlanmadığını duyuran Suriye Sağlık Bakanı Nizar Yazıcı aynı gün, Pakistan’dan Suriye’ye gelen 6 kişide koronavirüse rastlandığını açıkladı. Bu da koronavirüs salgınının aslında daha önce ülkeye geldiği anlamına geliyordu ve Suriye yetkilileri bunu açıklamamıştı.

14 Mart’ta sadece tedbir amaçlı olarak yasama seçimlerinin ertelendiği açıklandı. Halbuki 10 Mart’ta Şam, Tartus, Lazkiye ve Humus’ta koronavirüs kaynaklı ölümler olduğu ve Kamışlı’da bazı vatandaşların maske taktığının görüldüğü şeklinde haberler sızdırıldı. Bundan 4 gün sonra da Pakistan’dan Suriye’ye gelen 14 kişide koronavirüse rastlandığı duyuruldu.

Eğer rejimin bu örtbas etme politikası göz önüne alınırsa Suriye’nin ciddi tıbbi yardıma ihtiyacı olacağı anlaşılabilir. Rejim, boğucu bir ekonomik krizin yanı sıra başta ekmek olmak üzere fiyatlarında çılgın artış yaşanan temel gıda ürünlerindeki yetersizliğin ortasında, okulların ve üniversitelerin tatil edilmesi, sınırların kapatılması, toplu taşımacılığın askıya alınması, gece sokağa çıkma yasağının uygulanması, seçimlerin ertelenmesi ve daha sonra İran dahil olmak üzere 11’i Arap ülkesi 15 ülkeden Suriye’ye giriş-çıkışların iki aylığına askıya alınması şeklinde kademeli adımlar attı. Çevre ülkeler (Irak, Ürdün, Lübnan) Şam’ın bu kararından günler önce Suriye ile olan sınırlarını kapattı.

Şoygu, İdlib ve korona

Rusya Savunma Bakanı, Devlet Başkanı Vladimir Putin’in 5 Mart’ta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Moskova’da imzaladığı İdlib ateşkes anlaşmasının istikrarı konusunda Beşşar Esed ile görüşmek üzere 22 Mart’ta Suriye’ye sürpriz bir ziyaret yaptı. Ziyaretin temel amacı, Esed’e ateşkesin uygulanması konusunda Moskova’nın ciddi olduğunu ve rejimin askeri oluşumlarının İran askeri oluşumlarıyla işbirliği içinde, rejimin kontrolünü yeniden ele almakta ısrar ettiği Halep-Lazkiye uluslararası karayolu (M-4) üzerinde Türkiye ile yapılan ortak devriyelere yönelik saldırılardan hoşlanmadığını bildirmekti.

Ankara’nın Suriye ve Rusya’nın bombardımanları sırasında İdlib’de kayıplar vermesinin ardından Washington ve NATO ile arasındaki ilişkileri yeniden pekiştirmesini istemediği şeklindeki tahminler göz önüne alındığında Moskova bu anlaşmanın bir sonraki duyuruya kadar kalıcı olmasını istediği anlaşılıyor.

Ancak gözlemciler, Rusya Savunma Bakanlığı’nın toplantıyla ilgili yaptığı açıklamada, ‘Rusya’nın, Batı ülkelerinin uyguladığı yaptırımlardan mustarip Suriye halkına insani yardımlarda bulunduğunu’ belirttiğini vurguladılar.

Moskova’ya bağlı olanlar, ziyaretin amacının Şam’a uygulanan ekonomik yaptırımlar çerçevesinde koronavirüs salgınıyla mücadele etmek olduğuna inanıyorlar. Bunun da özellikle Moskova Mutabakatı uyarınca Türk askerleriyle ortak devriyeler yapan Rus askerlerin koronavirüsten etkilenmesinden duyulan endişeden kaynaklandığını düşünüyorlar. Ayrıca Moskova’nın salgının yaygınlaşması ihtimaline karşı askerlerinin bir kısmını geçici olarak bazı bölgelerden çekebileceğini öngörüyorlar.

Rusya’nın Suriye’de Hmeymim Hava Üssü ve Tartus Deniz Üssü’ndeki askerlerinin yanı sıra 5 bin asker ve subay bulundurduğu tahmin ediliyor. Askerler zaman zaman değiştiriliyor. Bu yüzden 2015’ten bu yana askeri operasyonlara katılan asker sayısı 65 bine kadar yükseliyor. Suriye’ye gidip gelen Rus sivil uzmanların ve iş adamlarının sayısı belli bile değil. Bu da Moskova’nın Suriye’de koronavirüs salgınının yaygınlaşmasına dair endişelenmesi için önemli bir nedeni olduğu anlamına geliyor. Bu yüzden Moskova, Şam’ı salgını örtbas etmeyi bırakmaya çağırdı.

Suriyeli muhalifler ve salgının yaygınlaşması korkusu

Siyasi ve askeri gelişmelerin, koronavirüs salgınının yankıları ile karıştırılması çerçevesinde Suriyeli muhaliflerin, rejim ile yaşanan tüm anlaşmazlıklara ve farklılıklara rağmen salgının yayılmasıyla mücadelede bir takım önlemler aldıkları kaydedilmelidir.

Birçok sivil toplum kuruluşu, rejimin tıklım tıklım doldurduğu cezaevlerinde salgının yaygınlaşması halinde bir felaket yaşanacağı uyarılarını yüksek sesle gündeme getirdi. Bu çerçevede Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Ulusal Koalisyonu Başkanı Enes el-Abde, koalisyonun Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri, Dünya Sağlık Örgütü (WHO), Uluslararası Kızılhaç ve ilgili ülkeler ile Suriye’deki sağlık sisteminin durumuyla ilgili bir dizi görüşme gerçekleştireceğini duyurdu. Abde açıklamasında, özellikle özgürleştirilen bölgelere yönelik tehdit ve salgın riskinin ele alınması amacıyla üzerinde anlaşmaya varılan bir takım planların uygulanmasının hızlandırılması gerektiğini belirtti.

Abde, “Rejime bağlı cezaevlerindeki tutukluların derhal serbest bırakılması ve uluslararası tarafların sorumluluklarını bir an önce yerine getirmesi için mevcut tüm imkanlarla baskı yapmaya devam ediyoruz” dedi.

Rejim tarafından kontrol edilen bölgelerdeki Suriyelilere de seslenen Abde, “Allah size yardım etsin. Çünkü 9 yıl içinde bir milyondan fazla insanı öldüren, 12 milyondan fazla insanı yerlerinden eden bu rejim sizi korumakla ilgilenmiyor” ifadelerini kullandı. Abde, rejim bölgelerindeki Suriyelilere, ‘sağlıklarını korumaya yönelik uygulamaları yerine getirmeleri ve kendilerine güvenmeleri’ çağrısında bulundu.

Moskova’nın Körfez’deki rolü ve Türkiye düşmanlığı

BAE ve Şam arasındaki görüşmeye yeniden dönersek, bazı veriler, Körfez ülkelerinin, Recep Tayyip Erdoğan’a ve onun Libya başta olmak üzere bazı Arap ülkelerinde ‘Müslüman Kardeşler’i destekleme tutkusuna olan düşmanlıkları nedeniyle iki ay önce İdlib’de Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) ile Suriye ordusu arasında yaşanan çatışmalar sırasında Esed rejimine sempati duymaya başladıklarını gösteriyor.

BAE, 2018 yılında Şam’daki temsilciliğini yeniden açmasıyla Körfez ülkeleri arasında o tarihten bu yana Esed hükümeti ile iletişimde önde gelen bir rol üstlendi. Türkiye’nin Suriye topraklarındaki askeri varlığı ve Suriye ordusu ile arasındaki çatışmalar, Şam ile Abu Dabi’yi daha da yakınlaştırdı.

Bu çerçevede Suriyeli bazı çevreler, Esed rejimi ile Abu Dabi arasındaki ilişkinin gelişmesine ayak uydurarak Şeyh Muhammed bin Zayed ile Esed arasındaki temasın şaşırtıcı olmadığını ifade etti.

Moskova ile bağlantılı bazı kişilerin, Körfez ülkelerini düzenli olarak özellikle koronavirüs salgını ile mücadelede yardım etmek için Esed ile temas kurmaya teşvik etmede rol oynadıkları ifade ediliyor.

Bu çevrelerin elinde, BAE’nin bazı Suriyeli muhalif gruplarla son zamanlardaki temasları sırasında Suriyeli savaşçıların bir kısmını Libya’ya müdahalesinde kullanan Ankara’nın etkisi altında kalmak yerine Kahire Platformuna katılmak için Mısır’ın safına geçmeye ikna etmeye çalıştığına dair bir takım bilgiler mevcut.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre, Şam’da, yaşadığı büyük ekonomik sıkıntı çerçevesinde, BAE’nin insani yardım başlığı altında ABD’nin Suriye rejimine uyguladığı yaptırımları azaltmaya yönelik bir rol üstleneceğine dair bir düşünce söz konusu. Bununla birlikte Suriye’ye ve ülkenin yeniden yapılandırılmasında faaliyet gösteren şirketlere yaptırımlar uygulanmasını öngören ve Haziran ayında yürürlüğe girmesi beklenen ‘Sezar Suriye Sivil Koruma Yasası’nın uygulanmasını ertelenebileceği de düşünülüyor.
Walid Choucair
şarkulavsad

Yorumlar