Nikol Paşinyla Respublikaçılar Partiyası arasındakı gərginlik getdikcə qızışır

Türkiye’de dinlerarası diyolog fetöcülerden sonra Selefi RABITA tarafından yürütülüyor!

Rus televizyon: O gece NATO neden Erdoğan’a yönelik olası suikasta göz yumdu

Putin Merkel görüşmesi

Körfez krizinde ABD’nin rolü ve İran’ı kim vurdu!

Gündem 8 Haziran 2017
576

Bakıyorum da ne Katar’da yaşanan süreç ne de İran’da gerçekleşen terör saldırısı ile ilgili Türk medyasında sadra şifa doğru dürüst bir analiz yok. Yazanlarda değirmene su taşıma derdinde. Oysa olayların perde arkası çok farklı. Karar vericiler Aristo mantığı ile işi ‘Mişonun günah keçisi’ne yüklediler, faili ilk elden ilan ettiler. Bu akıl fukaralarına göre; Suudi Arabistan ve avenelerinin Katar’a yönelik haraketliliği Trump’ın ziyareti sonrasına denk geldiğinden olayın azmettiricisi ABD’dir. İran Katar’a destek vermektedir. İran’daki terör eylemini DAEŞ kabul etmiştir. DAEŞ’in arkasındaki güç Suudi Arabistan’dır. O halde bu eylemi sorumlusu Suudi Arabistan’dır. İran Devrim Muhafızlarının “Saldırıların arkasında Suudi Arabistan var. Kimsenin şüphesi olmasın, saldırıların intikamını alacağız.” Açıklaması, bizdeki goygoycuların eline tutuşturulan dal oldu. Şimdilik o dal üzerinde yürüyorlar. Birileri de cambaza bak cambaza diyor!

Sizleri yormadan söyleyeyim. Ne Katar’a yapılanların ne de Tahran’daki ikonik terör eyleminin arkasında ABD yok! ABD’nin Körfez’deki müttefikleri arasında çatışmanın tırmanmasını istemiyor ve bu anlaşmazlığın Amerika Birleşik Devletleri ordusu için taze ve hoş olmayan yeni bir sorun oluşturma kapasitesinden, Washington yönetimi rahatsız. Neden mi? Körfez mağdurlarının Rusya ve Çin gibi küresel aktörlüğe hevesli güç odaklarını kendi topraklarında konuşlandırmasını istemiyor. Katar meselesinde Suudilerin, Mısır’daki ABD destekli askeri yönetimin desteğiyle Washington’dan bağımsız olarak hareket etmiş oluklarını düşünüyorum. Bana göre bu tezi destekleyen en önemli gelişme; ABD Başkanı Donald Trump’ın, Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamad es-Sani’yi arayarak Doha ve bazı Körfez ülkeleri arasındaki gerilimin çözülmesi için aracı olmayı teklif etmesi.

Zaten Katar, ABD Merkez Komutanlığı’nın karargâhı, dolayısıyla, ABD’nin Afganistan’daki, Irak’taki ve Suriye’deki savaşları için çok önemli bir konaklama bölgesi ve İran’a karşı savaş planlamasının kumanda merkezi. ABD istediği an Katar’ı alt üst edebilir. Bu iş için Suudi Arabistan’a ihtiyacı yok! Trump, telefon görüşmesinde Körfez’de istikrarın korunmasını istediğini ve bölgedeki diplomatik krize bir çözüm bulmaya hazır olduğunu söylediğine göre klasik akıl yürütmeyle bunun tavşan kaç tazı tut oyunu gibi yorumlayanlar çıkabilir. Ancak Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu’nda, bazı Arap ülkeleriyle diplomatik kriz yaşayan Katar’a Türk askerinin konuşlanmasının önünü açan kanun tasarısı kabul edilmesi bence Trump’ın Katar Emiriyle görüşmesiyle çok irtibatlı. Doha ile beş Arap ülkesi arasında yaşanan krizin ardından Katar’ın olası bir gıda ve su sıkıntısına karşı Türkiye ve İran’la görüşmeler yürütüyor. Türkiye’nin bu kararı ve Katar konusunda elini taşın altına koyması, ABD’nin politikalarına ters düşmüyor ve mutlaka ama mutlaka teşvik ediyor. ( Bkz. http://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-40191047)

Amerika yoksa Suudi Arabistan yoksa o zaman Katar’a yapılanlar ve Tahran’daki ikonik terör olayının arkasında kim var? ABD, İran’ın uluslararası ilişkilerine, diğer devletlerle olan anlaşmalarına ve İran’ın Ortadoğu coğrafyasındaki hareketliliğine kendi dünya stratejisi prizmasından bakıyor. ABD’nin korkusu ya da çekingesi İran ve Çin arasındaki ticari ittifak değil. Amerika’nın endişesi, Avrupa Birliği’nin bu işbirliğini ABD’ye karşı kullanabilmeyi düşünmesi. O nedenle Amerika; Çin’in İran ile bir stratejik ortaklık kurarak Avrasya ekonomik koridorları oluşturma planlarını geliştirmesini engellemeye çalışıyor ve Avrupa sermayesinin İran pazarını ve petrol imtiyazlarını ele geçirerek uluslararası platformlarda Amerika’nın bileğini bükmesini önleme çabasında. Dolayısıyla İran’daki terör olayları ve Katar’a yönelik diplomatik saldırılar, ambargo kararları; rakip emperyalist seçkinlerin özellikle ve öncelikle ABD ile Avrupa Birliği’nin doğal kaynaklar, pazarlar ve stratejik üstünlük uğruna yıkıcı mücadelesi kapsamında değerlendirilebilir.

Haziran başında Münih’teki bir bira çadırı etkinliğinde konuşan Almanya Başbakanı Angela Merkel’in, savaş sonrası istikrara zemin oluşturan Atlantik ötesi ittifakın neredeyse sona erdiğini ilan etmesi ve Britanya’nın Avrupa Birliği’nden çıkmasının (Brexit) ve ABD ile çatışmaların kapsamlı sonuçlarını özetlediği “Kendi geleceğimiz için kendimiz mücadele etmek zorundayız.” sözleri İngiltere ve Körfezde yaşanan gelişmeleri belki bir nebze olsun açıklayabilir. Merkel’in bu konuşmayı; ABD Başkanı Donald Trump’ın, ABD’nin altına 195 ülkenin imza koyduğu Paris İklim Değişikliği Anlaşması’ndan çekildiğini açıklamasına denk getirmesi hiçte rastlantı kabul edilemez. Katar ve İran’da yaşananları anlamak isteyenler deve kuşu misali kafalarını kuma gömmesinler, DAEŞ’e tutunmasınlar. DAEŞ’e katılan Amerikalı sayısı, İngiltere, Fransa ve Almanya’dan katılanların yanında devede kulak ve esamesi dahi okunmaz. Tahran’daki ikonik terör saldırısında adres arayanlar Paris’e sorsun Berlin’e sorsun! Bunların besledikleri DAEŞli katillere sorsun!

Ömür Çelikdönmez
Twitter:@oc32oc39
[email protected]

Yorumlar