Ahvaz saldırısı ve 88. kuruluş yıldönümünde Suudi Arabistan!

Rus uzman: Aliyev ve Nazarbayev SSCB’nin başına geçseydi ülke dağılmazdı

İranı ahvazda kim vurdu ?

İdlib anlaşmasına Amerika təhlükəsi

Kirli Oyun’daki Derin Tuzak!

Türkiye 21 Şubat 2016
613

Kirli Oyun’daki Derin Tuzak!

Tehlikeli bir yalnızlığa dönüşen “Değerli Yalnızlık”tan kurtulmaya yönelik her adım sanki Türkiye’yi derin bir kaosa sürüklüyor gibi. Kendisini hissettiren yaman zaman çelişkisi ve süreçte at izinin it izine karışmış olması, Türkiye’yi içte ve dışta çok sayıda “cephe” ile karşı karşıya bırakmış durumda.

Terörün açık bir hedefi haline getirilen ve onunla etkin bir şekilde mücadele eden Türkiye’nin “teröre destek veren” bir ülke olarak lanse edilmeye çalışılması ve bu bağlamda “demokrasi sorununa” sıklıkla yapılan vurgular, oyunda son raunda işaret ediyor gibi. Meselenin püf noktası da zaten burası!

Buradaki en temel endişe ise, sistematik bir şekilde yürütülen tahrik politikaları ve provokasyonlar ile birlikte artan zaman baskısının ve bunun yol açtığı agresif tepkilerin bir süre sonra Ankara’yı yanlış bir karara, tercihe itme olasılığı ve farklı grupların birer güç odağı olarak sisteme hakim olma durumları. Bu da yüz yıllık birikimin bir anda heba olması ile eşdeğer olacaktır.

Sistemin kendini devamlı sorgulaması ve dış tehdit boyutunu gereğinde fazla büyüten tavrı, şüpheciliği, içeride “hesaplaşmaları” da kaçınılmaz kılıyor. Oysa sorun kendini sorgulayan sistemin ta kendisinde. Kendi içindeki dengeyi kaybetmiş sistemin bundan kaynaklanan sorunlarının müsebbibini devamlı surette dışarıda arıyor olması, dışarının işini fazlasıyla kolaylaştırıyor.

Dolayısıyla, devleti kurtarma, imparatorluğu ihya etme adına yapılan hamleler, ülkenin daha da küçülmesine yol açabiliyor. Bundan ötürü, bu oyunun çok net bir şekilde görülmesi ve buna uygun bir karşı stratejinin geliştirilmesinde fayda var. Burada, her şeye rağmen soğukkanlılığın korunması ve buna uygun tepkilerin verilmesi, en doğru yaklaşım olarak kendisini gösteriyor.

Kayıkçı Kavgasının

Dönüşü: Reval Örneği!

Bunun birçok örneğine siyasi tarihimizde şahit olduğumuz için, açıkçası bu endişe hiç de yersiz değil. Arzu edenler tam yüz yıl öncesine uzanabilirler ve o dönemde İttihatçılar ile özdeşleşen iç ve dış politikadaki halimize ve bunun yol açtığı trajik sonuca bakabilirler. O zaman, 9 Haziran 1908 tarihinde Estonya’nın başkenti Tallin’de İngiltere Kralı VII. Edward ile Rus Çarı Nikola’nın yaptığı “Reval Görüşmeleri”nin çok kısa bir zamanda Osmanlıyı iç ve dış siyasetinde nasıl bir felakete sürüklediği örneğini de çok rahat görebilirler.

Reva görüşmeleri; dışarının, özellikle de Avrupa/Batı ile Rusya arasındaki kayıkçı kavgasının bizde nasıl algılandığının ve bunun sonucunda sistem içinde ülkeyi bir felakete sürükleyen ne tür hesaplaşmalara yol açtığının çok somut hadiselerinden biri olarak siyasi tarihimizde yerini almış örneklerden birisidir.

Reval, ayrıca Abdülhamid Han’ın “millet adına” hal’ine giden süreçte oynadığı tetikçi rol ile de ibretlik bir hadise olarak tarihe geçmiştir. Abdülhamid Han’ın inceden inceye dokuduğu denge siyaseti bir anda yerle bir olmuş, Kuzey Afrika’dan Ortadoğu’ya, Balkanlar’dan Kafkasya’ya kadar uzanan koskoca İmparatorluk 10 yılın sonunda dağılmış ve İç Anadolu ile sınırlı tutulmaya çalışılmıştır.

Tallin sonrası ülkede baş gösteren “özgürlük hareketleri” ve bu bağlamda çok sayıda etnik-mezhepsel bazlı partilerin burada Batı adına oynadığı “bölücü rol” de ibretliktir, aynen günümüzde yaşanan örneklerinde görüldüğü üzere. Fakat kendi tarihinden bihaber olanların buradan bir ders çıkartması elbette beklenemez!

Sykes-Picot’ya Karşı BOP!

Tarihsel döngülerin bir kez daha işbaşında olduğu ve Büyük Oyun’un İstanbul’un doğusunda bir kez daha sergilendiği bir dönemde tarihsel hafızanın bir adım önde olması bu açıdan büyük bir önem arz etmektedir. Eğer, bu hafıza etkin bir şekilde işletilirse, o zaman kavganın asıl nedeninin Batı’nın kendi içerisinde olduğu, Rusya’ya burada bir kez daha “sazan rolünün” (Sazanov örneğinde görüldüğü üzere) yüklenilmeye çalışıldığı görülecektir.

Washington, öncelikle Soğuk Savaş sonrasında Avrupa ve NATO üzerinde kaybetmeye başladığı kontrolü yeniden tesis etmeye çalışmakta ve bu bağlamda Avrupa’ya yüklediği Rusya’yı kuşatma ve tampon güç olma rolünü devam ettirmek istemektedir. Rusya tehdidi, bu noktada sadece ve sadece ABD öncülüğündeki “Yekpare Batı”yı inşa etme projesine hizmet etmektedir.

Washington’un temel hedefi, 19. ve 20. yüzyıllara damgasını vuran İngiliz siyasetini bitirmek ve kendi politikasına uygun bir dünya düzeni oluşturmaktır. Çünkü Washington’un bugüne kadar muhafazasının sağladığı sistem, İngiltere’den devraldığı sorunlu mirastır. ABD bu mirastan ve onun kalıntılarında kurtulup, kendi uluslararası sistemini inşa etmeye çalışmaktadır. Büyük Ortadoğu Projesi (BOP), bu bağlamda ABD’nin İngiliz Ortadoğu’suna karşı inşa ettiği kendi Ortadoğu’sunun adıdır. Kavganın bu kadar komplike olmasının ve yaşanan kafa karışıklığının ardında da aslında bu husus yatmaktadır.

Kazanırken Kaybetmenin Adı: Rusya

Nitekim son dönem krizlerine bakıldığında en büyük kazananın ABD olduğu, en büyük kaybı ise Rusya’nın yaşayacağı görülecektir. Rusya, her şeyden önce Avrupa’yı kaybetmiştir. Bunun anlamı, ABD’ye karşı Avrupa ile güçlü bir ilişkiyi esas alan ve böylece onu ABD ekseninden uzaklaştırarak Washington’u küresel politikasında zayıflatmayı hedefleyen Rusya’nın Batı politikasının çökmesidir. Rusya’nın Batı politikası çöktüğü gibi, kendisini bir anda kuşatmanın da içinde bulmuştur.

Rusya, Baltıklardan itibaren bir kuşatma içindedir ve bu kuşatmaya cevap verebilmesi için daha fazla silahlanması ve savunmaya bütçe ayırması gerekmektedir. Tepe taklak olan petrol fiyatları ile derin bir ekonomik krize sürüklenen Rusya ekonomisinin bunu uzun bir süre devam ettirebilmesi ise mümkün değildir.

Bundan tek çıkış yolu ise, ABD’nin son dönem politikasının bel kemiğini oluşturan Ortadoğu’dan geçmektedir. Rusya, Ortadoğu’daki krizi Afganistan’a kadar uzanan bir hatta derinleştirmek suretiyle, nefes almaya çalışmaktadır. Türkiye ile kriz bundan dolayı yaşanmıştır. Kırım-Ukrayna krizi sonrası uyguladığı bu politikanın ne kadar başarılı olacağı ise fazlasıyla tartışmalıdır. Kremlin koridorlarında yankı bulmaya başlayan “Suriye’den çıkış stratejileri” bunun bir göstergesidir.Mehmet Seyfettin Erol

Yorumlar