İranın Azərbaycanla birgə ”yol xəritəsi” mümkündürmü?

Genelkurmay Başkanı’nın İran Ziyareti: Yeni Dönemin İşaretleri

Зачем Тер-Петросян отправился в Карабах?

100. Yildonumunde balfour deklarasyonu

Kırılgan Ateşkesin Hedefi Türkiye mi?

Gündem 25 Şubat 2016
592

Kırılgan Ateşkesin Hedefi Türkiye mi?

Suriye’deki iç savaşı sona erdirmeye yönelik olarak taraflar önemli ama bir o kadar da “umutsuz” bir adıma daha imza attılar. Bunu anlamak için kâhin olmaya gerek yok. 2012 Cenevre ve sonrasında neler olduğu ortada. Taraflar, güya siyaseten-diplomatik yollardan çözüm diyor fakat ardından her defasında iç savaş daha da şiddetleniyor, daha fazla insan ölüyor, göç trajedileri yaşanıyor. Dolayısıyla, son ateşkes anlaşması filmin bir kez daha başa sarılmaya başlandığı tarih olarak kaydedilebilir.
Bu arada, taraflar dediğimizde sakın ola kafanız karışmasın. Suriye iç savaşında aslında iki taraf var: ABD ve Rusya. Diğerleri bu iki ülke tarafından birer “dolgu malzemesi” ve “etkisiz eleman” olarak görüldüğünden süreçte ABD-Rusya nazarında çok da büyük bir ehemmiyet arz etmiyorlar.
Bu aktörlere Türkiye ve İran da dâhil. ABD-Rusya ikilisinin zaman zaman ortaya koyduğu çıkışlar, aslında bu iki komşu ülkeye nasıl bir rol biçildiğini ortaya koyması açısından da önemli. Belki de bundan dolayı İran yönetimi, büyükelçi değişimi vesilesiyle Ankara’ya ikili ilişkilerin “pozitif yönlü” geleceğine yönelik güçlü bir mesaj verme yoluna gitti. Bunun üzerinde ayrıca duracağız.
Sorunun iki aktörün inisiyatifinde şekillendirilme ve nihayete erdirilme çabaları, hiç kuşkusuz krizi daha da derinleştiriyor. Zira bölgesel ve bölge dışı aktörlerin (örneğin İngiltere gibi), hatta yerel dinamiklerin bile buna rıza göstermesi mümkün değil. Bu durum, Suriye’deki bölünmeyi ve çatışmaları daha da arttırır. Nitekim arttırıyor da…
Bunun dışında Suriye krizindeki unsurların kendi içlerinde bile yekpare bir duruştan ve yapıdan bahsedebilmek zor. Uluslararası, bölgesel ve yerel bazdaki unsurların kendi içlerindeki bu dağınıklığı, kontrolsüz görüntüleri süreç adına en önemli tehdit kaynağı. Dolayısıyla, bu iki ana unsur kendi aralarında bir mutabakat sağlasa bile gerçek anlamda çok boyutlu bir mutabakata varılabilmesi oldukça zor.
Ateşkes noktasında tarafların yaptıkları beyanlara baktığımızda bile, bu ateşkesin çok bir umut vermediği, tarafların sadece ellerindeki “meşruiyet kartını” ya da olası bir “müdahale gerekçesini” kuvvetlendirmeye yönelik bir adım attıkları görülüyor. Dolayısıyla, ateşkes süreçte diplomatik bir araçtan öte anlam taşımıyor.
Sözün özü, bu kadar bölünmüşlükten ve çıkar çatışmasından gerçek bir barışın ortaya çıkması zor. Çıksa çıksa ortaya sadece “kırılgan barış” çıkar.
Ateşkesteki Mayınlı Noktalar…
27 Şubat’ta hayata geçmesi beklenen ateşkese dair Moskova’dan yansıyan detaylar ile ABD cenahından yapılan açıklamalara bakıldığında bile bu husus kendisini çok net bir şekilde gösteriyor.
Örneğin, “Moskova: Tüm muhalif grupların 26 Şubat öğle saatlerine kadar ABD ve Rusya’ya ateşkes şartlarını kabul ettiklerini ve uyacaklarını bildirmeleri gerekiyor; bildirimlerin ardından ABD ve Rusya askeri yetkilileri, ılımlı muhalefetin pozisyonlarını belirleyecek; bu bölgelere Rusya, Suriye ordusu, ABD ve müttefikleri ateş açmayacak. Muhalifler de Suriye ordusu ve müttefiklerine ateş açmayacak, IŞİD ve El Kaide’nin Suriye kolu Nusra Cephesi ateşkese dâhil edilmedi. Rusya, Suriye ve ABD bu iki örgüte karşı operasyonları sürdürecek.” derken, ABD Başkanı Barack Obama’nın IŞİD ile Mücadele Özel Temsilcisi Brett McGurk, Suriye’de rejimle hareket eden Rusya’nın bombaladığı Halep’te ne Nusra Cephesi’nin ne de IŞİD’in bulunduğunu belirtiyor ve ”Çatışmaların durdurulmasına yönelik anlaşma hayata geçirilecekse ve devam edecekse orada şiddetin ciddi şekilde azaldığını görmeliyiz” diyor.
Tek kelimeyle, buyurun cenaze namazına. Sormazlar mı adama, siz ne üzerinde anlaştınız bunca vakittir diye…
Zaten, ateşkesin ardından yapılan değerlendirmelerde de buna vurgu yapılıyor, anlaşmanın IŞİD ve diğer cihatçı gruplara yapılan uluslararası müdahaleleri kapsamamasının, ateşkesin uygulanmasını karmaşık hale getirdiği belirtiliyordu. Ayrıca, bu grupların ardındaki ülkelerin de sürece ne kadar destek verdiği şüpheli. Dolayısıyla, örgütler bazında farklı yaklaşımlar-tanımlar sorunu, bunlara yönelik mücadelenin boyutu ve aktörleri noktasında yaşanan görüş ayrılıkları bizi çok daha farklı bir noktaya götürüyor.
Hedef Türkiye mi?
Ortada ciddi bir ateşkes olmamasına ve ABD ile aralarında derin görüş ayrılıkları bulunmasına rağmen Rusya Devlet Duması Dış İlişkiler Komitesi Başkanı Aleksey Puşkov’un Suriye’deki ateşkesin görünmez tehlikelerin başında Türkiye’nin geldiğini iddia etmesi ve Ankara’nın yardım koridorlarını yeniden açmasının ateşkesin ihlali anlamına geleceğini belirterek Türkiye’yi tehdit etmesi oldukça dikkat çekici.
PYD/YPG bağlamında krizin derinleştiği, başta Suriye Türkmenleri olmak üzere bölgedeki muhalif güçler açısından çemberin her geçen gün daraldığı ve bu noktada Türkiye’nin en büyük “müttefiki” ile krizin derinleştiği bir dönemde ABD-Rusya ikilisinin nasıl bir tezgâhı piyasaya sürmeye çalıştığı ortada…
Puşkov’un bu açıklamasından günler önce Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un Amerikalı mevkidaşı John Kerry ile Suriye’de ateşkesin nasıl uygulanacağının ele alındığı telefon görüşmesinde Türkiye’yi “Suriye’nin toprak bütünlüğünü ihlal eden provokatif eylemler” yapmakla suçlaması bu noktada göz ardı edilmemeli.
Türkiye’de NATO kartı dâhil, bir çok hususun bir anda gündeme getirilmesinin altında da muhtemelen bu “kirli tezgâh” yatıyor. Ankara’nın mesajı “alınmış” olmalı ki, NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg: “Suriye’de bir NATO askeri varlığı için bir plan da yok. Ancak NATO, Türkiye’yi herhangi bir saldırı karşısında korumasına yardım etmek için Türkiye’de mevcut.” açıklamasında bulundu.
Bu arada, NATO’nun Türkiye’deki mevcudiyetinin esas hedefi noktasında da ciddi endişelerin ve kafa karışıklıklarının olduğunu da ifade etmekte fayda var: NATO gerçekte Rusya için mi Türkiye’de, yoksa bir ABD-Rusya yapımı ortak bir projenin hayata geçirilmesi ve bunun kabul ettirilmesi için mi? Mehmet Seyfettin Erol

Yorumlar