Nikol Paşinyla Respublikaçılar Partiyası arasındakı gərginlik getdikcə qızışır

Türkiye’de dinlerarası diyolog fetöcülerden sonra Selefi RABITA tarafından yürütülüyor!

Rus televizyon: O gece NATO neden Erdoğan’a yönelik olası suikasta göz yumdu

Putin Merkel görüşmesi

Kerimov’un ardından Özbekistan’ın geleceği

Manşet Üstü 7 Eylül 2016
734

1999 yılı içerisinde Kazakistan’ın çoğunluğunu Özbeklerin oluşturduğu Türkistan şehrinde yaşlı bir Özbekle ayaküstü konuşurken İslam Kerimov’dan konu açılmıştı. “Ona İslam deme, biz ona aramızda Na İslam deriz” diyerek söze başladı. Gerçekten de, Kerimov iktidarının başladığı 1991 yılından itibaren izleyen sekiz yıl içerisinde Kerimov’un, Özbekistan sınırlarını dünyaya kapayarak içeride muhalefete ait bütün parti, basın-yayın, radyo ve televizyon gibi her türlü ifade özgürlüğü araçlarını ellerinden alarak ülkeyi nasıl da bir açık hava hapishanesine çevirdiği bölgedeki gelişmeleri izleyen herkesçe malumdu. Kerimov, iktidarının ilk yıllarında muhalefet liderlerine ağır suçlamalarla itham ederek hapishanelere tıkmış, kaçabilenleri ise yurtdışında bile rahat bırakmamıştı. Özellikle, Türk vatandaşları için ülkeye girmek neredeyse imkansız hale gelmişti.

Tabii ki bu baskıcı yönetim, Özbekistan diktatörünün veya Özbekistan üst yönetiminin tek başına uygulayabileceği bir program değildi. Açıkçası bu diktatörlük, içerideki mutlu azınlık kullanılarak icazetini dışarıdan alarak destekleniyor; her türlü insan hakları ihlali görmezlikten geliniyordu. Kendisine muhalif olan dini ve milli duruşu olan düşünür, yazar, kanaat önderi, dernek ve partiler onun zulmünden istisnasız olarak nasibini almıştı. İktidara gelişinin beşinci yılında o zamanlar 20 milyon nüfusu olan bir ülkede 150.000 civarında insan hapishanelere tıkılmış; çağdaş ceza hukukunun bütün temel ilkeleri yok sayılarak aileleriyle birlikte suçlu kategorisine konulmuşlardı. Ayrıca Özbek hapishaneleri üç beş yıl mahkumiyetten sonra çıkan insanların sağlık sebepleri dolayısıyla olduğu, yani standartları kasten son derece düşük tutulan ve ağır şartların yaşatıldığı hapishanelerdi.

Bu hukuksuzluklar karşısında muhalefete dış dünya tarafından da hiçbir şekilde el uzatılmamış, sesleri dünyaya duyurulmamıştı. Uluslararası Af Örgütünün kısa raporlarında ise Özbekistan’a her yıl vurgu yapılsa da bu raporlar durumun vahametini göstermekte yetersizdi.

2005 yılına gelindiğinde, Andican olayları bahane edilerek yüzlerce insan sokak ortasında öldürülmüş; binlerce insan bu bahane ile muhalefet hapishanelere doldurulmuştu. Çok az sayıda insan bu diktatörün pençesinden yurtdışına kaçabilmişti.

Burada daha önceki yazılarımda özellikle dindar ve milli kitlelere karşı yöneltilen suçlamalarla bu kategorideki insanların tamamının terörist olarak gösterilmeye çalışıldığını; kılık-kıyafet yasaklarını; pamuk tarlalarında 65 yaşın üstündeki sıradan emeklilerin bile zorla çalıştırıldığını; yönetim ile onun çevresindeki “mutlu azınlık” dışında asil Özbek halkının nasıl yoksulluğa mahkum edildiğini ve zulüm altında bırakıldığını anlatmaya çalışmıştım.

Geçtiğimiz günlerde, 27 yıl boyunca Özbekistan halkını demir yumruk altında ezen diktatör İslam Kerimov beyin kanaması geçirerek öldü. Bilindiği üzere, 1991 yılı sonrasında Orta Asya ve Kafkasya’da Sovyetler Birliği döneminde Komünist Parti üyesi olan kişilerden oluşan devlet başkanları türeyiverdi birden. Bu diktatörlerin belirli ortak özellikleri vardı ve birbirlerine çok benziyorlardı. En belirgin özellikleri parti üyelikleri ve Sovyet sistemi içerisinde uzun süre sadakatle görev almış olmaları idi. Bunlardan bir kısmı da Sovyet istihbaratı içerisinde çalışmış olan insanlardı. Bir diğer ortak özellik, iktidara geldikleri günden itibaren muhalefetin, propaganda taleplerine izin verilmemesiydi. Yapılan seçimler göstermelikti ve tek adam propagandası yapılırken yönetime en ufak bir itiraz bile hapse atılmak için yeterliydi. Bu sistem, yoğun muhalefetlere rağmen dış destekli olarak bugüne kadar getirildi.

Peki Özbekistan’da bundan sonrası politik atmosfer nasıl olacak? Rusya ve ABD arasında ülke gel-gitler yaşasa da yönetim kalitesinde olumlu hiçbir sinyal bugüne kadar görülmedi, hatta tam aksine geriye gitti. Küresel aktörlerin Orta Asya’ya yaklaşımında herhangi bir değişiklik görünmüyor.

Şimdi yönetim için adı geçen birkaç isme bakılırsa hepsinin aynı sistemi yürütmeye aday olduklarını; geçmişteki diktatör düzeni ve alışkanlıkları sürdürmeye talip olduklarını kolaylıkla görürsünüz. Özbekistan Başbakanı Mirziyoyev, bunlar içerisinde en güçlü aday. Büyük bir sürpriz olmazsa onun yeni devlet başkanı olması ihtimali yüksek. Sovyet devlet geleneğini izleyen Özbekistan yönetimi, bu geleneği yine izlerse cenazenin kaldırılmasıyla görevli olan kişinin yanı Şavkat Mirziyoyev’in başkanlığa getirilmesi kuvvetle muhtemel. İkinci güçlü aday Maliye Bakanı Rüstem Azimov.

Özbekistan için çıkış noktası, demokratik ve çok partili bir siyasi sistem içerisinde ifade özgürlüğünün önünün açılması ve komşu ülkelerden başlayarak ülkenin hızla dünyaya açılmasıdır. Aksi halde gelecekte Özbekistan dünya sıralamalarında her yönden bugünkü kötü durumunun daha da altına düşeceğinde şüphe yok ve büyük potansiyellere sahip olan Özbekistan, entelektüel gücünü yitirmiş; içki ve uyuşturucu bataklığı daha da artmış, yalıtılmış ve yoksullaştırılmış bir ülke olarak gün geçtikçe sıradanlaşacaktır.

Özbekistan hakkındaki diğer yazılarımda da ifade etmeye çalıştığım gibi Orta Asya’da medeniyetin beşiği olan Özbekistan, tarih boyunca İslam medeniyetinin bölgede asıl taşıyıcısı olmuş; ekonomik ve ticari zekaları gelişkin olan asil Özbek halkı, Kuzeyde Kazan Tatarlarından Batıda Anadolu’ya, Güneyde Hindistan’ın içlerine, Doğuda ise Çin’in iç bölgelerine kadar ticaret yolları üzerinde medeniyetin taşıyıcıları olmuşlardı. Özbek halkı üzerindeki baskı kaldırılırsa, bu halk hiçbir destek almadan ülkelerini geçmişte Timurlular döneminde başardıkları gibi en güzel şekilde ekonomik, ticari ve manevi açıdan mamur kılmayı ve yükseltmeyi bir şekilde başaracaktır.

Özbek halkının huzur içerisinde kendi geleceğini yeniden inşa edebilmesi ve tarihteki muhteşem misyonunu yeniden üstlenebilmesi için başta güçlü akrabalık bağlarının olduğu kardeş ülkelerden oluşan komşularıyla yeni baştan taze bir başlangıç yaparak ve halkın öteden beridir var olagelen haklı taleplerine kulak vererek adil ve özgürlükçü bir Özbekistan’ın yeniden inşası için dualarımız Özbek halkı ile. Yücel Ogurlu

Yorumlar