KAFKASSAM – Kafkasya Stratejik Araştırmalar Merkezi

  1. Anasayfa
  2. »
  3. Gündem
  4. »
  5. Kenan Hasip: YENİ SAVAŞ RÜZGARLARI MI ESİYOR ?

Kenan Hasip: YENİ SAVAŞ RÜZGARLARI MI ESİYOR ?

Kafkassam Editör Kafkassam Editör - - 10 dk okuma süresi
63 0

“Savaşı kazanacak kadar kuvvetli, savaştan kaçacak kadar akıllı olmalıyız.” (Lyndon Johnson)

Saygı değer dostlarım, aziz kardeşlerim…
Son aylarda Balkanlarda ki siyasi gelişmeleri takip ederken, endişeli olduğumdan dolayı kalemi elime alıp bu yazıyı Sizinle paylaşmak istedim. En başta şunu söylemek istiyorum. Amacım vatandaşlarımızı endişeye düşürmek değil, daha çok gelişmelerin perde arkası oyunlarını deşifre etmek, savaş senaryolarına düşmemek ve barışa yönelik gereken önlemleri almaktır.

Saygı değer dostlarım, aziz kardeşlerim…
Batı Balkanlardaki jeopolitik olaylar ve Bosna Hersekteki son siyasi gerilimler yeni bir savaşın fitilini ateşleyebilecek bir senaryo olarak görülmektedir. Milliyetçilik hatta “ırkçılık” had safhada, ülkelerin parçalanma projeleri yeniden gündemdedir. Büyük güçler, yaşadığımız bu topraklarda güç gösterisinde bulunmaya devam ediyorlar. Sanki yaşanan acılar ve dökülen kanlar yetmedi gibi.

Eski Yugoslavya Cumhuriyeti’nin dağılmasından sonra 30 yıldır “milliyetçilik”, hatta “ırkçılık fenomeni” varlığını sürdürmekte ve hala siyasilerin en güçlü silahı olmaya devam ediyor. Hüküm giymiş savaş suçlularının yüceltilmeleri, “kahramanlar” gibi gösterilmeye çalışılmaları ve Srebrenitsa soykırımının inkarına tanık oluyoruz. Bu “ırkçılık” değilse nedir ?

Siyasi kariyerimde en çok nefret ettiğim şey “ırkçılıktı”. Amerikalı siyasetçi ve insan hakları savunucusu Malcolm X. bir fırsatta şöyle diyor; “Irkçılık ideolojik bir düşünce değil, aksine psikolojik bir hastalıktır”. Bence Malcolm’dan “ırkçılığın” daha iyi tanımını yapan bir düşünür görmedim.
Zaten hangi taraftan gelirse gelsin kime yönelik yapılırsa yapılsın, “ırkçılık” hiç bir millete fayda getirmemiş ve istisnasız her daim kanlı savaşlara yol açmıştır.

Yaşadığımız ülkemiz Kuzey Makedonyaya gelince, milliyetçilik politikalarını izlememize rağmen “ırkçılık” geniş kitlelerden destek görmeyince dar bir çevrelerin hayallerinde kalmakla yetindi.
Ancak “megaloman projeleri” hayal eden bazı Balkan ülkelerinden farklı, Kuzey Makedonya Cumhuriyeti Bosna Hersek gibi, birliğini ve toprak bütünlüğünü korumaya çalışıyor.
Ohri Çerçeve Anlaşması “Ulus Devleti” ideolojilerine son verirken, Ortak Demokratik Sistemini kurmakla birlikte, azınlık haklarını koruyacak mekanizmalar da öngörmüştü.
Bu şekilde megaloman fikirlerinin önü kapatılırken, malesef iki uluslu devletin oluşmasının yolu da açılmıştır.
Bu durum azınlıkta olan diğer halkları hep eyce rahatsız etti ! Ancak Bosna Hersekteki “Dayton anlaşması” bu etkiye sahip olamadı.
Yapılanma şekli ile, karmaşık içeriği ile, Bosna Hersek’i maalesef işlevsiz bir devlet haline dönüştürdü.Bunun yanısıra Sırbistan ile Kosova arasında ki müzakerelerin çıkmaza girmesi ve Karadağda mitropolit Yoanikiye’nin tahta çıkmasıyla yaratılan sıkıntılar, Balkanları bir daha “barut fıçısına” dönüştürdü. Böylece Balkan ülkelerinde ırkçılık ve savaş retoriği günden güne artmaktadır.

Böyle bir durumda uluslararası toplumun nerede olduğunu sormamız gayet doğaldır.
Bu anlaşmaların garantörleri olan Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği değilmiydi ? Nasıl olur da bu güçler “aşırı milliyetçi” ve “ırkçı” çevrelerin etkisi altında kalıyor ? Yakın tarih onlara, geç harekete geçmenin yüzbinlerce insanın hayatına mal olabileceğini öğretmedi mi? Savaş döneminde hiçbir etkisi olmayan dış güçlerin nasıl olur da bugün günden güne güçleri artıyor ? Durum böyleyken, Batı Balkanlarda “milliyetçi ve ırkçı” çevrelerin yeniden canlanması beklenilen bir şeydir !

Batı Balkanları çeşitli bahanelerle Avrupa Birliği dışında tutmak kimin yararınadır ? Avrupa Birliği yetkililerin ve bürokratların bunları bilmemeleri mümkün değildir !
Diğer taraftan Batı Balkanların yoğun silahlanması dikkat çekicidir. Peki kime karşı bu silahlanma? Birbirimize değil de kime saldıracağız ya da kimden savunacağız ? Üstelik bu silahlanma Karadağ ve Kuzey Makedonya’nın NATO’nun tam üyesi olduğu bir zamana denk gelmesi şaşırtıcı değilimidir ? Bu silahlar nereden ve neden geliyor hiç araştırdınız mı? Bu silahların belli Balkan ülkelerine gitmesi düşündürücü değil mi ? Bölgedeki bu gelişmeler elbette ki bizleri de, Kuzey Makedonya Türkleri olarak ilgilendirir. Kosova’nın nihayi statüsü çözülmeden ve Bosna Hersek’in toprak bütünlüğü garanti altına alınmadan biz de rahat duramayız. “Megalo” idelere son verilmedikçe bu topraklarda barış ve refah olmayacak. Balkan ülkelerinin sınırlarının yeniden dizayn edilmesi savaşsız olmaz ! Bu yöndeki ortaya çıkan “Non Peiper’ler” düşündürücüdür. Birileri bölgede nabız yoklaması yapıyor ! Tutarsa tutar, tutmazsa “siyasi mutfaklarda” başka projeler üretilir.

Benim naçizane görüşüm bazı güçlerin Balkanlarda sorunlar yaratarak şu anda iki büyük kriz noktasından dikkatleri başka yöne çekmek istediklerinin yönündedir. Bu da, Ukrayna sınırlarında ki kriz ve Çin’in Güney Çin Denizi’nde ki faaliyetlerine ilişkin kriz. Bu nedenle Balkanlarda ki barış güçlerinin “pro aktiv” olmaları ve provokasyonlara düşmemeleri gerekir ! Kuzey Makedonya’ya gelince biz NATO üyesi olduk ancak “başımıza bir şey gelmeyecek” felsefesi tutarsızdır. Bunu unutmayalım !
NATO, dıştan saldırı durumunda ortak mudaheleyi zorunlu kılar, ancak iç savaş durumunda müdahale etmesi mümkün değildir. Komşu ülkelerde savaş olduğu durumunda Makedonya’ya yansıma ihtimali çok yüksektir ! Bu nedenle ister yurtiçi ister yurtdışında barışçıl havasını estirmek zorundayız ! Peki çözüm nasıl olmalı ? Durum çıkmaza girmeden önce müdahale etmek gerekir ! Amerika Birleşik Devletleri’nin bir an evvel tüm potansiyeliyle bu bölgelere yönelmeleri, Avrupa Birliği de Batı Balkan ülkelerini bir an önce kendi bünyesine dahil etmelidir ! ABD’deki son gelişmeler ümit vericidir. Biden’in bu konudaki talimatları ve görevlendirmiş ağır topları durumları ciddi aldığının bir göstergesidir. Ancak bizi en çok ilgilendiren Balkanlara yönelik Türkiye politikalarıdır. 2013 yılında “Yumuşak Güç ” adlandırılan stratejiye göre, “üst düzeyli siyasi diyalog”, “herkes için güvenlik “, “azami ekonomik entegrasyon” ve “bölgedeki çok etnikli, çok kültürlü ve çok dinli toplumsal yapıların muhafazası” yöntemi bir kaç yıl etkili oldu ancak son dönemlerde Balkan ülkelerinin bazı siyasilerin Türkiye’ye yönelik tutum ve davranışları karşılıklı dostluk çerçevesinden çıktıkları icin bu stratejinin bir daha gözden geçirilmesini zorunlu kılacak diye düşünüyorum.
Türkiye’nin dış politikası her nekadar bir kaç stratejik bölgeye endeksli ise Balkanları ihmal etme lüksü yoktur ! Çünkü Balkanlar tarihi ve jeostratejik açıdan en önemli bölgelerden biridir ! Bu politikalar aslında barışı sağlamak ve etnik gruplar arası çatışmaları önlemek için, bireylerin çıkarlarına değil, Balkanlardaki tüm halkların genel çıkarlarına dayanmalıdır ! Elbette Türk halkına yönelik özel politikaların olması gerekir çünkü sayı itibariyle azınlık olmalarına rağmen en barışçıl kitle oldukları için bazan sofistike baskılara maruz kalmışlardır.

Dikkat ettiyseniz başta senaryolardan bahsetmiştim. Evet Balkanlardaki çalkantılar senaryoların bir parçasıdır. Bunları destekleyen Balkan ülkelerindeki aşırımilliyetçi ve ırkçı çevrelerdir. Bunlar başta her nekadar güçlü gözükmese bile zaman içerisinde başımıza bela olabilir. Bir önceki savaşlardan ders almalıyız.
Bu topraklarda tekrar kan dökülmesine izin verilirse, bunun kesinlikle uluslararası hukuk sisteminin çökmesine ve mevcut dünya düzeni için öngürülmeyen sonuçlara yol açacağına inancım tamdır. Yazıma büyük İslam alimi ve şair Şeyh Sadi-i Şirazi ‘nin sözleri ile son vermek istiyorum; “Baştan başa bütün dünya bir damla kanın yere dökülmesine değmez”.

Bir sonraki yazıma kadar hepinizi saygı, sevgi ve muhabbetle selamlıyorum.
Kenan Hasip

İlgili Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir