KAFKASSAM – Kafkasya Stratejik Araştırmalar Merkezi

  1. Anasayfa
  2. »
  3. Gündem
  4. »
  5. Kenan Hasip: QUO VADİS MACEDONİA ?

Kenan Hasip: QUO VADİS MACEDONİA ?

Kafkassam Editör Kafkassam Editör - - 14 dk okuma süresi
22 0

Saygıdeğer dostlarım, aziz kardeşlerim…

Sosyal medyada aktif olmaya karar verdiğimde, günlük siyasi olayları değil, evrensel değerdeki konuları analiz etmek ana hedefim olacağı düşüncesindeydim. Ancak uzun bir süredir Üsküp-Sofya güzergahındaki gelişmeleri bir kaç yıl öncesine kadar aktif siyasetçi olarak, bugün ise sıradan bir vatandaş olarak yakinen takip ettiğimden dolayı ve gelişmelerin Kuzey Makedonya için hayati önem taşıdığı için Kuzey Makedonya-Bulgaristan ilişkilerini ele almaya karar verdim.

Bu makalemin amacı, Kuzey Makedonya Meclisi’nde oy çoğunluğu ile kabul gören Fransa önerisini incelemek değildir. Bu teklifin neyin gizlediği müzakereler süresince görülecektir. Makedon halkının da avukatlığını yapma niyetinde değilim ancak benim de vatanım olan bu ülkenin ulusal değerlerini korumak biz Türklere de bir vazife olarak görmekteyim.

Milletvekili iken, iki dönem AB ile Makedonya Cumhuriyeti Karma Parlamenter Komitesi’nin Eş Başkanlık görevinde bulunduğumdan dolayı aşırı milliyetçiğiyle tanınan Kovaçev ve Cambaski gibi Bulgaristan Avrupa Parlamenterleriyle görüşmelerimde her iki tarafın endişelerini dile getirmişlzdir. O dönemde bile sorunun çok hassas olduğunun farkına vardım. Bu görevde iken sadece Yunanistan ve Bulgaristan Avrupa Parlamenterlerinin değil genel olarak Makedonya Cumhuriyeti’nin Avrupa Birliği ve NATO üyeliğine yönelik Avrupa Birliği’nin ikiyüzlü politikalarını izleme fırsatım oldu.

Bu nedenle başta söylemeliyim ki bizim sorunumuz her nekadar Bulgaristan ise bir okadar Avrupa Birliğidir. Avrupa Birliği üyelerinin sözde dayanışması, rızaya dayalı karar almaları, Makedonya gibi küçük bir ülkenin AB üyeliği yolunda aşalayıcı davranışları beni yalınız politikacı olarak değil bir insan olarak derinden üzmüştür. Tarihte görülmemiş bir şekilde bir milletin kimliğine, diline, tarihine ve asırlarca taşıdığı ismine bile gölge düşürmesine sahne olan Avrupa Birliği, gerçekten utanç verici ve dünyada görülmemiş bir örnek teşkil etmektedir.

Yunanıstan’ın engelini ortadan kaldırmak için ismini değiştirmeyi içeren küçük düşürücü Anlaşmayı kabul etmek zorunda kalan Kuzey Makedonya Cumhuriyeti, Avrupa Birliği’nin kararsızlığından dolayı bu defa Bulgaristan’ın vetosuna takıldı. Ve başlangıçta Kopenhag kriterlerini yerine getirerek müzakere sürecini başlayabileceğimizi acemice düşünürken, zamanla Avrupa Birliği’nin düşündüğümüzden daha ilkesiz olduğunun farkına vardık.
Tüm bunları bilmemize rağmen Avrupa’nın bir parçası olduğumuzdan dolayı, Avrupa Birliği bizim için alternatifi olmayan bir hedefti ve böyle olmaya hiç şüphesiz devam edecektir !

Asıl korkum, bu yolda ilerlerken daha neler neler kabul etmek zorunda kalacağımızdır. Bulgaristan ile aramızdaki soruna gelince, ben şahsen Bulgaristan’ın tutum ve davranışlarına hiç şaşırmadım. Onların bu şekilde davranacaklarını siyasilerimiz ve diplomatlarımız bilmediyse siyasette gerçekten ne aradıklarını bilmiyorum. Sorun Tito Yugoslavyasından beri devam etmekte ve kolayca çözüm olsaydı, güçlü Yugoslavya diplomasisi tarafından çözülecekti !

Makedonya’nın bağımsızlığından sonra bu sorun ilk kez Bulgar kökenli olduğunu söyleyen eski Başbakanımız Lyubço Georgievski döneminde görüşülmeye başlamış, bir protokola bağlanmış, ancak bir dönem dondurulmuş ve son yıllarda tüm gücüyle gündeme gelip Kuzey Makedonyanın Avrupa Birliği yolunda en büyük engellerinden biri oldu.

Aslında makalemin ana hedefi Bulgaristan’ın tarihi çarpıtmalarını deşifre etmek ve Fransa önerisinin en tehlikeli maddesini analize etmektir. Peki sorunun temelinde ne var diye sorabildiğinizi düşünüyorum? Bulgarıstan’ın hedefi nedir?

En hafif tabirle sorunun temelinde, Makedon bir ırkın olmaması, daha doğrusu kökenleri Bulgar ve konuştuğu dil Bulgar dilinin bir lehçesi olduğunu iddia etmeleridir. Tek sözle Komintern’in kararıyla yapay olarak oluşturulmuş bir ulus !

Acaba öyle midir? İlim daha doğrusu tarih ne diyor bir bakalım. Tarihe girdiğimizde çözüme varmak için bu halkların etnogenezini araştırmalıyız.

Bence Makedonların Bulgar soyundan geldiği ve Makedon dilinin Bulgar dilinin bir lehçesi olduğu hayatımda duyduğum en büyük saçmalıktır ! Bulgarların Hazar Bozkırlarında, Volga nehri boyunca yaşayan yarı göçebe Türk boyları olan Protobulgarların soyundan geldiğini bilmeyen hiçbir dünya tarihçisi hatta Bulgar tarihçisi bile yoktur. Protobulgarların anavatanı bugünkü Orta Asya, Ukrayna ve Rusya İskit topraklarıydı. Protobulgarlar taş kayıtlarında da bulunan ve Türk dillerinden biri olan protobulgar diliyle konuşuyorlardı. II. y.y sonlarında Protobulgarların bir kısmı Dnyestar ve Volga nehirleri arası yerleşir (Volga protobulgarları), bir kısmı ise bugünkü Ermenistan topraklarına yerleşir ve Ermenilerle asimile olurlar.

IV. y.y’da Hunların baskısından dolayı bir kısmı Don nehri kıyılarında yerleşir, bir kısım ise Hunlarla birlikte Panonyada yerleşir. Protobulgarlar daha sonra Balkanlara yerleşip Trakyalılar ve Slavlarla etnogenetik olarak karışmış, onların dilini ve kültürünü benimsemiş ve günümüz Bulgarları olmuştur. Bakınız bir daha altını çizerek söylüyorum; PROTOBULGARLAR BALKANLARA YERLEŞİP TRAKYALILAR VE SLAVLARLA ETNOGENETİK OLARAK KARIŞMIŞ, ONLARIN DİL VE KÜLTÜRÜNÜ BENİMSEMİŞ VE GÜNÜMÜZ BULGARLARI OLMUŞTUR !

Tüm bu tarihi gerçeklere rağmen nasıl olur da bir yerlere gelip yerleşiyorsun, oradaki halkın dilini ve kültürünü kabul ediyorsun ve sonra o ulusun kökleri sizin ulusunuza kadar uzanmasından bahsediyorsun. TARİHİN OLABİLECEĞİ EN BÜYÜK TAHRİBATI YA DA EN HAFİF TABİRLE BİLİM KURGUSU BU OLSA GEREK ! Bu tarihi gerçeklere dayanarak Makedon tarihçileri ve diplomatları AB temsilcileri aracılığıyla Makedon dilinin Bulgar dilinin bir lehçesi olarak tezini çürütmelidirler. Bu her nekadar güçlü tarihi delillere dayalıysa, sorunun ilimle ve tarihle hiçbir alakası olmadığı için gelişmeleri jeostratejik bir oyun ve derin politika olarak algılamalıyız.

Bir diğer büyük TARİHİ ÇARPITMA da II. Dünya savaşı sırasında 1944’un sonlarına kadar Bulgarların Makedonya’yı işgal etmeleri değil, yönetmeleridir, daha doğrusu Makedonyada birokrasi işlerini yürütmeleridir.
Bulgar tarihçileri dahil tüm dünya tarihçiliği Bulgar Hukümetinin Nazi Almanya’nın ve Faşist Ekseninin bir müttefiği olduğunun bilincindedir. Bulgaristanın 1. Mart 1941 ÜÇLÜ PAKTA katılması tarihi bir gerçektir.

Anlaşma dönemin Bulgaristan Başbakanı Bogdan Filov, Hitler’in dış işleri Bakanı Joachim von Ribbentrop, Mussolini’nin Dışisleri Bakanı Kont Ciano ve Japonya’nın Berlin Büyükelçisi tarafından imzalanmıştır.
Burada birokratlıktan bahsetmek abesle iştigaldir. Bu klasik bir işgalin örneğidir. Bulgar işgalcinin Makedon yahudelerinin deportasyon edilmesindeki rolünü ve Makedon ahalisine karşı işledikleri vahşeti bilmeyen tek bir Avrupa tarihçisi yoktur.

Ne yazık ki, bütün bunları bilmelerine rağmen AB oyunları devam etmekte. Kendi ülkende AB üyesi olmana rağmen azınlık haklarını çiyneyeceksin, hatta onların var oluşunu bile inkar edeceksin, Makedonyada Bulgar azınlığının Anayasada yer almasını isteyeceksin, sözleşmelerde uluslar arası hukukta kural olan resiprositeyi hiçe sayacaksın, bütün bunları AB’nin kriterleri olarak sayacaksın, bunlara dayanarak komşu ülkenin AB üyeliğini istediğin kadar engelleyeceksin ve hiç yüz kızartmadan Kuzey Makedonya’yı suçlu tutacaksın en hafif tabirle görülmemiş bir sinizmdir.

Belli ki burada sorunun ilim ve tarihle hiçbir alakası yoktur, bu jeostratejik bir oyun ve derin bir politikadır. Ve bu politikanın arkasında kimin olduğu da bellidir. Zaten Bulgaristan’ın da AB üyeliği Kopenhag kriterlerine dayalı değil, zamanın jeostratejik bir ihtiyacı olarak herkes tarafından bilinmelidir. Bu nedenle Avrupa Birliği oyunlarını önlemek için bir sonraki dönemde ihtiyaç duyulduğu halde kariyer diplomatları ve uluslararası hukuk ve tarih uzmanlarını sürece dahil etmeliyiz, çünkü bizim diplomasimiz bu konuda yetersiz kaldı!

Fransız önerisi altında paketlenen AB kurnazlığı Kuzey Makedonya’yı yeni bir siyasi krize sürükledi. Kuzey Makedonya hükümeti onbinlerce vatandaşın protestoları ile karşı karşıya geldi. Buna rağmen Kuzey Makedonya Meclisinde Fransa önerisi kabul gördü ve ertesi gün Kuzey Makedonya-Bulgaristan işbirliği protokolü imzalandı. Ancak Fransa önerisinin en büyük sorunlarından biri müzakereleri başlamadan önce Anayasayı açmak ve önsözünu değiştirmektir.

Bu konuda gördüğüm kadarıyla Makedonya diplomasisi yetersiz kaldı. Anayasamız ancak 3/2 çoğunlukla ve belli bir prosedürle değişebilir. Şimdi ve yakın tarihte Anayasamızı açmak imkansız olduğunu görüyorum. Hatta Kuzey Makedonya gibi son derece bölünmüş bir toplumda Anayasayı açmak için şartlar oluşturmak çok zor ve zamana ihtiyaç duyulacak gibi gözüküyor. Anayasamızın açılmasını konuda diplomasimiz müzakerelerin bittikten sonra sağlamalıydı çünkü müzakereler bittikten sonra her türlü Anayasa açılacaktı ve Anayasa değişiklikleri yapılacaktı. Bunun nedeni de ülkenin egemenliğinin bir kısmını AB’ye devredilmesinden kaynaklanmaktadır.
Böylece hem zaman kaybı hem de beklenmeyen sorunların çıkabileceğinin sıkıntısını yaşayabiliriz diye düşünüyorum.

Benim naçizane görüşüm bir sonraki olumsuz gelişmeleri önlemek için ABD’ye başvurmalıyız. Makedon milletinin ve Makedon dilinin savunmasında ABD’nin rolü büyük önem arzetmektedir. ABD ile stratejik ortaklığımızı güçlendirmeliyiz ve bu anlamda Makedon ulusunun tüm özellikleriyle ABD tarafından özel bir maddeyle garanti altında alınması gelişmeleri kökten değiştireceğinin inancındayım. Diğer her şey bilinmeyene doğru bir yolculuktur. Özellikle Kuzey Makedonya-Bulgaristan işbirliği protokolu Fransa teklifinde olduğu gibi müzakere çerçevesinin bir parçası olduğunda.

Elbette ki bu ara tarihi ve diğer Komisyonlar bu kez AB denetimi altında faaliyetlerini sürdürecektir. Ancak Avrupa Birliği üyelik dinamiğini tarihçilerin belirlediği bir süreç değildir. Avrupa Birliği üyeliği belli kriterlere ve sürece bağlıdır. Maalesef bu kriterler ve süreç saygılanmadan AB üyesi olan ülkeler (Yunanistan ve Bulgaristan) Makedonya’ya en büyük sıkıntılar yaşatmış ya da yaşatmaktadır. Ancak başta dediğim gibi Bulgaristan’ın olduğu kadar bir o kadar suç Avrupa Birliğindedir.

Kanlı Rus-Ukrayna savaşının ortasında, olası bir III. Dunya savaşın eşiğinde, Batı Balkanlarda Rus etkisini önlemek amacıyla Avrupa Birliği prosedürünü hızlandıracak yerine, bir ülkenin şımarıklığını kabul etmek düşündürücüdür. Zaman şımarıklıklara taviz verme zamanı değildir. Hele, hele Bulgaristan’ın bu şımarıklığı gelecekte diğer ülkelere de örnek teşkil ederse bir makalemde dediğim gibi Batı Balkanlar’ın Avrupa Birliği rüyası bitmeyecektir. Bu nedenle Fransa teklifinden dolayı bölüneceğine ve yeni siyasi kriz yaşanacağına ABD ile stratejik ortaklığımızı güçlendirmeliyiz ve küçük olmamıza rağmen ABD ile birlikte özbenliğimizi kararlı bir şekilde korumaya devam etmeliyiz.

Hepinizi saygı ve hürmetle selamlıyorum.

Kenan Hasip

İlgili Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.