Kafkassam: Trumpun SDG tavrı Netenyahuya karşı bir hamle mi
Trump, Kürtleri şık bir şekilde ortada bırakıp gitti…
Trump, Suriye’deki gelişmelere ilişkin yaptığı açıklamada şunları söyledi: “Kürtlere çok büyük miktarlarda paralar ödedi, onlara petrol ve başka şeyler verdi; onlar Amerikan çıkarları için değil, kendi çıkarları için çalışıyorlardı. Biz şu an Suriye’de yeni hükümet ve yeni Suriye Cumhurbaşkanı ile harika işler çıkarıyoruz.”
Amerikalılar, Kürtlere kullandıktan sonra çöpe attıkları bir kağıt mendil gibi davranıyorlar… Son birkaç on yılda Amerikalılar için herkesin bir son kullanma tarihi olduğu gibi, şimdi Mazlum Abdi ve çetesinin de bir son kullanma tarihinin olduğu ve bu tarihin dolduğu ortaya çıktı; Trump bunu çok açık ve net bir şekilde ilan etti. Trump bu kısa açıklamasıyla, Amerika için önemli olanın diğer ülkeler veya taraflar değil, sadece kendi çıkarları olduğunu gösterdi.
Bu durum; hala Netanyahu, Trump ve diğer Haçlı-Yahudi ayak takımının ağzının etrafını yalayan ve onlar için “top yemi” (piyon) görevi gören Amerika ve Yahudi rejimine bağlı o kiralık Kürt paralı asker grubu için söylenmelidir. Bu aptal ve cahil topluluk, Amerika ve Siyonist rejimin İran’a yönelik terörist eylemlerinde önemli bir rol oynadı. Daha geçtiğimiz birkaç gün içinde, bunlardan binlercesi İran’ın evlatlarıyla girdikleri doğrudan savaşta öldürüldü, yaralandı ya da esir alındı ki birçoğundan hiç kimse bir daha haber alamayacak. Suriye’de yayınlanan bu haber bölgenin gelişmelere verdiği tepkiyi göstermesi açısından son dere duygusal ve önemli bir göstergedir.
1. Trump’ın “Maliyet ve Çıkar” Odaklı Açıklamaları
Trump, 20 Ocak 2026’da yaptığı basın toplantısında, metinde geçen ifadelere paralel olarak Kürtlere “muazzam miktarda para ödendiğini, petrol ve imkanlar sağlandığını” belirtti. Trump’ın bu yardımların müttefiklikten ziyade SDG’nin “kendi çıkarları için” yapıldığına vurgu yapması, Washington’ın SDG’yi artık öncelikli bir stratejik ortak olarak görmediğinin en açık işareti olarak kabul ediliyor.
2. SDG’nin Suriye Ordusuna Entegre Olma Kararı
Ocak 2026 ortasında yaşanan çatışmaların ardından, 18-19 Ocak tarihlerinde SDG ile Şam’daki yeni hükümet (Ahmed Şara yönetimi) arasında kritik bir ateşkes ve entegrasyon anlaşması sağlandı:
• Toprak Devri: SDG, Deyrizor ve Rakka gibi kritik bölgelerdeki askeri ve idari kontrolü Suriye hükümetine devretmeyi kabul etti.
• Petrol Sahaları: Bölgedeki en büyük gelir kaynağı olan petrol ve doğalgaz sahalarının kontrolü Şam yönetimine geçiyor.
• Askeri Durum: Mazlum Abdi, iç savaşı önlemek amacıyla bu şartları kabul ettiklerini ve SDG güçlerinin Suriye Arap Ordusu’na entegre edileceğini duyurdu.
3. ABD’nin Yeni Muhatabı: Şam Hükümeti
Trump yönetimi, SDG ile olan ilişkisini gevşetirken, Suriye’nin yeni Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ile doğrudan diyalog kurmaya başladı. Trump, Şara’yı “sıkı çalışan bir lider” olarak överken, ABD’nin bölgedeki yeni stratejisinin Kürt gruplar üzerinden değil, merkezi hükümet ve Türkiye ile eşgüdümlü bir yapı üzerinden şekilleneceği görülüyor.
Sonuç olarak; Trump’ın “Önce Amerika” politikası gereği Suriye’deki askeri varlığını sonlandırma veya minimize etme arzusu, SDG’yi Şam yönetimiyle anlaşmaya zorlamış durumda. Paylaştığınız haberdeki “tarih kullanım süresi doldu” yorumu, sahadaki bu hızlı geri çekilme ve saf değiştirme süreciyle paralellik gösteriyor.
1. ABD, Türkiye ile mi SDG ile mi Hareket Ediyor?
Bu soruya Trump yönetimi, 20 Ocak’ta göreve başlamasının ardından “maliyet ve ulusal çıkar” ekseninde çok net bir cevap verdi.
• SDG’nin “Son Kullanma Tarihi”: Trump, SDG’nin DEAŞ karşıtı bir güç olma işlevinin bittiğini açıkça ima eden açıklamalar yaptı. Beyaz Saray temsilcileri, SDG’nin artık müstakil bir yapı değil, Suriye devletine entegre olması gereken bir unsur olduğunu savunuyor.
• Türkiye Tercihi: Trump, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile olan ilişkisini “çok önemli bir telefon görüşmesi yapacağım” diyerek ön plana çıkardı. ABD’nin yeni stratejisi, terör örgütü olarak gördüğü PKK’nın Suriye kolu (SDG/YPG) yerine, NATO müttefiki Türkiye ve Suriye’nin yeni lideri Ahmed Şara ile eşgüdümlü bir yapı kurmaya evrildi.
• Net Mesaj: Trump, Kürt gruplara ödenen paraları bir “hizmet bedeli” gibi niteleyerek, müttefiklik hukukunu bitirme aşamasına getirdi.
2. Netanyahu Devre Dışı mı Kaldı?
İsrail Başbakanı Netanyahu’nun Suriye üzerinden kurduğu “tampon bölge” ve “Kürt koridoru” planlarının, Trump’ın “Önce Amerika” vizyonuyla çatıştığı görülüyor:
• Gazze ve Suriye Kurulları: Netanyahu’nun Türkiye ve Katar’ın çözüm süreçlerinden (Gazze Barış Kurulu gibi) çıkarılması yönündeki talepleri, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio tarafından reddedildi. Washington, Türkiye’nin bölgedeki varlığını vazgeçilmez bir gerçeklik olarak kabul ediyor.
• Çekilme Baskısı: ABD, İsrail’in Suriye topraklarındaki (özellikle Esad sonrası kontrol altına alınan bölgelerdeki) varlığını sonlandırması ve yeni Şam yönetimiyle güvenlik anlaşması yapması için Netanyahu’ya baskı yapıyor.
• İran Odaklılık: Trump, İsrail’i “Suriye’yi bölmek” yerine “İran’ı sınırlamak” ve Suriye ile normalleşmek yönünde zorluyor. Bu da Netanyahu’nun Suriye’nin güneyindeki genişleme planlarını ciddi şekilde sekteye uğrattı.
Kafkassam’ın (Kafkas Stratejik Araştırmalar Merkezi) tezi ve Trump’ın Ocak 2026 itibarıyla sergilediği tutum, Orta Doğu’da “Netanyahu sonrası” bir döneme hazırlık yapıldığına dair çok güçlü işaretler barındırıyor.
Kafkassam Başkanı Dr. Hasan Oktay ve merkezin analizlerine göre; Netanyahu, Trump’ın “bölgesel sükunet ve ticaret” odaklı yeni planının önünde bir engel haline gelmiş durumda. Bu tezi destekleyen son gelişmeleri şu başlıklarla özetleyebiliriz:
1. Netanyahu’nun Tasfiye Süreci ve Seçimler
İsrail’de 2026 sonunda yapılması beklenen seçimler, Trump yönetimi tarafından bir “tazelenme” fırsatı olarak görülüyor.
• Trump’ın Mesafe Koyması: Trump, Netanyahu’yu bir “kahraman” olarak nitelendirse de, perde arkasında İsrail Başbakanı’nın Gazze ve Lübnan’daki savaşı sürdürme ısrarını kendi “ekonomik istikrar” planına aykırı buluyor.
• Alternatif İsimlerin Parlatılması: Washington’ın İsrail iç siyasetinde daha ılımlı veya “savaş yorgunu” halkı ikna edebilecek yeni bir lider profiline sıcak baktığı, Netanyahu’nun ise yolsuzluk davaları ve savaşın maliyeti nedeniyle tasfiye edileceği öngörülüyor.
2. SDG Tutumu: Netanyahu’nun En Önemli Stratejik Aracının Kaybı
Netanyahu, Suriye’nin kuzeyindeki SDG (YPG/PKK) varlığını İran’ı çevrelemek ve Türkiye’yi dengelemek için “stratejik bir tampon” olarak görüyordu. Trump’ın SDG’den desteği çekmesi, Netanyahu için şu anlamlara geliyor:
• Kürt Koridoru Planının Çöküşü: Trump’ın SDG’yi Şam yönetimine (Ahmed Şara) teslim etmesi, Netanyahu’nun bölgedeki oyun kurucu enstrümanlarından birini elinden aldı.
• Türkiye’nin Öncelenmesi: Trump’ın SDG yerine Türkiye ile çalışmayı tercih etmesi, Netanyahu’nun “bölgesel izolasyon” politikasını zayıflatıyor. Trump, Netanyahu’nun itirazlarına rağmen Türkiye’nin Gazze ve Suriye’deki rolünü (İstikrar Gücü vb.) kabul ederek İsrail’in bölgedeki mutlak veto yetkisini fiilen kırmış oldu.
3. Kafkassam’ın İşaret Ettiği “Büyük Tasarım”
Kafkassam analizlerine göre Trump; İsrail, Türkiye ve yeni Suriye yönetimi arasında bir “ekonomik entegrasyon” peşinde. Bu tasarımda:
• Netanyahu: Çatışmacı kimliğiyle bu süreci tıkıyor.
• SDG: Varlığıyla Türkiye’yi masadan uzaklaştırıyor.
Sonuç olarak: Trump’ın SDG’yi “tarihi geçmiş bir aparat” olarak görmesi, aslında Netanyahu’nun Orta Doğu’daki savaş odaklı stratejisinin de sona erdirilmek istendiğinin bir kanıtıdır. 2026 yılının sonunda Netanyahu’nun koltuğunu kaybetmesi, Trump’ın bölgedeki “yeni düzen” planının tamamlayıcı parçası olacaktır.
Kafkassam’ın tezi ile sizin bu öngörünüz birleştiğinde, Orta Doğu’da taşların neden bu kadar sert yerinden oynadığı daha net anlaşılıyor. Özellikle 2026’nın ilk günlerinde Trump-Netanyahu hattındaki gerginlik ve Çin’in devreye girmesi, bu “erken tasfiye” senaryosunu oldukça güçlendiriyor.
Analizinizi destekleyen ve Ocak 2026 itibarıyla öne çıkan kritik noktalar şunlardır:
1. Çin’in “Füze Kalkanı ve Yakıt” Desteği
Çin, 2025’in son aylarından itibaren İran’a sadece savunma değil, stratejik bir saldırı derinliği kazandırdı.
• Yeni Nesil Yakıt: Çin’den gelen binlerce tonluk roket yakıtı bileşeni (sodyum perklorat), İran’ın balistik füzelerini çok daha hızlı ateşlenebilir ve engellenmesi zor bir seviyeye taşıdı.
• Denklemi Değiştiren Faktör: Eğer Netanyahu, Trump’ın “savaş istemiyorum” uyarısına rağmen İran’a yeni bir saldırı başlatırsa, İran bu kez Çin teknolojisiyle güncellenmiş binlerce füzeyle karşılık verebilir.
2. Trump’ın “Koruma Kalkanını” Geri Çekme İhtimali
Trump’ın dış politika ekibi (özellikle Marco Rubio ve Mike Waltz), İsrail’in güvenliğine önem verse de “Amerika’yı sonu gelmez savaşlara sokmama” sözüne sadık kalmaya çalışıyor.
• Maliyet Analizi: Trump, İsrail’in Demir Kubbe ve Arrow sistemleri için harcanan milyarlarca doların faturasını Netanyahu’nun “kişisel siyasi bekası” için ödemek istemediğini hissettiriyor.
• Kafkassam Teziyle Bağlantı: Eğer Netanyahu bir “çılgınlık” yapıp İran’ı vurursa ve İran’ın yeni Çin destekli füzeleri İsrail’e ağır hasar verirse, Trump’ın “Seni uyardım, bedelini kendin öde” diyerek askeri korumayı asgariye indirmesi, Netanyahu’nun saatler içinde istifaya zorlanmasına (tasfiyesine) neden olabilir.
3. SDG’nin Terk Edilmesi: Netanyahu’ya Verilen Bir Mesaj
Trump’ın SDG (YPG) hakkındaki “onlara parasını ödedik, işimiz bitti” tavrı, aslında Netanyahu’ya dolaylı bir uyarıdır:
• “Vekil Güçler Dönemi Bitti”: Trump, ABD’nin bölgedeki yerel aparatlarla (SDG gibi) işinin bittiğini ilan ederken, İsrail’e de “Kendi oyun planın için beni piyon olarak kullanamazsın” mesajı veriyor.
• Netanyahu’nun Yalnızlaşması: Suriye’de SDG’nin tasfiyesi ve Şam’da Ahmed Şara yönetiminin ABD ile diyaloğa başlaması, Netanyahu’nun Suriye üzerinden kurduğu tüm “tampon bölge” hayallerini yıktı.
Sonuç: Seçimsiz Bir Gidiş mi?
Dediğiniz gibi, Netanyahu’nun elindeki en büyük koz olan “ABD arkamızda” algısı Trump tarafından yıkılırsa, İsrail içindeki muhalefet ve askeri kanat (IDF), bir füze felaketini beklemeden Netanyahu’yu “ulusal güvenlik tehdidi” ilan ederek koltuktan indirebilir. Bu durumda 2026 sonu beklenen seçimlere bile gerek kalmayabilir.
Kafkassam’ın bu öngörüsü gerçekleşirse, bölgede Türkiye’nin “oyun kurucu” rolünün perçinleneceği yeni bir dönem başlayacaktır.
Kafkassam’ın Netanyahu’nun tasfiyesine yönelik tezi, Ocak 2026 itibarıyla İsrail iç siyasetindeki kırılmalar ve Trump’ın “bölgesel temizlik” stratejisiyle birleşince oldukça somut bir zemine oturuyor. Trump’ın SDG’yi bir kenara itmesi, aslında Netanyahu’nun Orta Doğu’daki “çatışma üzerinden hayatta kalma” stratejisinin de fişinin çekilmesi anlamına geliyor.
Netanyahu sonrası dönemde öne çıkan iki ana figürün (Naftali Bennett ve Benny Gantz) Trump ile nasıl bir uyum yakalayabileceğini analiz edelim:
1. Naftali Bennett: Trump’ın “İş Bitirici” Favorisi
Ocak 2026 anketlerinde Netanyahu’nun partisi Likud’u zorlayan en güçlü isim Naftali Bennett olarak öne çıkıyor.
• Trump ile Uyum: Bennett, tıpkı Trump gibi iş dünyasından gelen, pragmatik ve ideolojiden ziyade “sonuç” odaklı bir lider. Trump, Netanyahu’nun bitmek bilmeyen “mağduriyet ve savaş” söyleminden yorulmuşken, Bennett’in “güçlü ama istikrarlı” profili Washington için daha cazip.
• Suriye ve SDG Meselesi: Bennett, Netanyahu’nun aksine Türkiye ile rasyonel bir diyalog kurmaya daha yatkın. Trump’ın SDG’yi gözden çıkarması, Bennett için Türkiye ile yeni bir güvenlik mimarisi kurmak adına bir fırsat olabilir. Trump’ın “Benimle iş yapacak liderler istiyorum” kriterine Bennett tam olarak uyuyor.
2. Benny Gantz: Trump’ın “Güvenlik Garantörü”
Gantz, özellikle Ocak 2026 ortasında yaptığı “Aşırılıkçılar hariç herkesle ulusal birlik kurmaya hazırım” çıkışıyla Netanyahu’nun koalisyonundaki aşırı sağcıları (Ben-Gvir ve Smotrich) tasfiye etme sinyali verdi.
• Trump ile Uyum: Gantz, eski bir genelkurmay başkanı olarak Pentagon ve ABD müesses nizamıyla çok güçlü bağlara sahip. Trump, Gantz’ı “bölgesel ateşi düşürecek profesyonel bir asker” olarak görüyor.
• Tasfiye Rolü: Gantz’ın “Bibi’ye karşı değil, aşırılığa karşıyım” söylemi, aslında Netanyahu’nun altındaki halıyı çekmek için tasarlanmış bir hamle. Trump’ın İsrail’e yönelik “Hızlıca barış yapın ve normale dönün” baskısı altında Gantz, geçiş döneminin en güvenilir ismi olarak duruyor.
3. “Erken Tasfiye” Senaryosu: Çin ve İran Faktörü
Sizin de belirttiğiniz gibi, Netanyahu’nun Çin destekli yeni İran füzeleri karşısında atacağı yanlış bir adım, onu sandıktan önce koltuğundan edebilir:
• Trump’ın “Korumama” Resti: Trump, Ocak 2026’daki yeni dış politika doktrininde “ABD’yi savaşa sürükleyen müttefiklerin faturasını ödemeyeceğiz” mesajını netleştirdi.
• Askeri Darbe/Tasfiye: Eğer İsrail ordusu (IDF), Netanyahu’nun İran ile girdiği riskli kumarın ülkeyi yok oluşa sürüklediğini (ve ABD’nin de yardım etmeyeceğini) görürse; Bennett ve Gantz liderliğindeki bir siyasi-askeri blok, Netanyahu’yu bir “güvenlik kabinesi operasyonuyla” devre dışı bırakabilir.
Sonuç: Trump, SDG’yi terk ederek Netanyahu’ya “Suriye’deki oyuncağın artık yok” mesajı verdi. Şimdi sıra, Trump’ın “Gazze Barış Kurulu” ve yeni bölge planına ayak uydurabilecek, çatışmacı olmayan bir İsrail liderliğine (muhtemelen Bennett-Gantz koalisyonu) geçişte.
Kafkassam’ın öngördüğü bu tasfiye süreci, bölgede İsrail’in “normal bir devlet”e dönüşmesini ve Türkiye’nin liderlik ettiği yeni statükoya eklemlenmesini zorunlu kılabilir.
1. Demografik Saatli Bomba ve Teokrasi Riski
İsrail’de laik kesim ile ultra-ortodoks (Haredi) kesim arasındaki nüfus dengesi hızla değişiyor.
• Doğurganlık Oranları: Laik ailelerde çocuk sayısı ortalama 2.0 iken, teokratik bir devlet hayali kuran kesimlerde bu oran 6.5’in üzerinde.
• Ekonomik Yük: Üretmeyen ve askerlik yapmayan teokratik kesimin ekonomik yükü, demokratik ve modern İsrail’i savunan laiklerin omuzlarında. Bu sürdürülemez durum, 2025 yılında 70 bin nitelikli İsraillinin ülkeyi terk etmesine (beyin göçü) neden oldu. Eğer demokratik yapı korunamazsa, İsrail 10 yıl içinde ekonomik olarak çökme riskiyle karşı karşıya.
2. “Apartheid” ya da “Demokrasi” Yol Ayrımı
Ocak 2026 itibarıyla uluslararası raporlar, İsrail’in “liberal demokrasi” statüsünü kaybettiğine dikkat çekiyor.
• Seçimlere Güvensizlik: İsrail halkının %40’ı, 2026 seçim sonuçlarının taraflarca kabul edilmeyeceğinden endişeli.
• Teokratik Baskı: Netanyahu’nun iktidarda kalmak için taviz verdiği aşırı sağcı (Ben-Gvir gibi) isimler, yargıyı etkisiz hale getirerek ülkeyi “Yahudi şeriatına” (Halakha) yaklaştırmak istiyor. Bu durum, İsrail’in Batı dünyasındaki tek müttefiki olan demokratik değerleri yok ediyor.
3. Trump Faktörü ve Bölgesel Tecrit
Sizin de belirttiğiniz gibi, Trump’ın SDG’yi bir kenara itmesi, bölgede “ideolojik piyonlara” yer olmadığının ilanıdır.
• Trump’ın Beklentisi: Trump, İsrail’den “savaş çıkaran dini bir devlet” değil, “ticaret yapılabilen istikrarlı bir ortak” olmasını bekliyor.
• Dışlanma Riski: Eğer İsrail teokratik bir yapıya evrilirse, Trump döneminde bile ABD desteği sorgulanabilir hale gelecektir. Trump’ın “Önce Amerika” vizyonu, teokratik hayaller uğruna İsrail için milyarlarca dolar harcamayı reddedebilir.
Sonuç: Önümüzdeki 10 Yılın Kaderi
İsrail halkı için 2026 seçimleri bir dönüm noktasıdır. Eğer Netanyahu ve aşırı sağcı koalisyonu tasfiye edilip; Bennett veya Gantz gibi daha pragmatik ve laik-demokratik değerlere yakın isimler başa gelmezse:
1. İç Savaş: Laik ve dini kesim arasında fiziksel çatışmalar kaçınılmaz hale gelebilir.
2. Uluslararası Tecrit: Demokratik kimliğini kaybeden İsrail, Batı desteğinden tamamen mahrum kalabilir.
3. Güvenlik Çöküşü: Sizin de işaret ettiğiniz gibi, dışarıda Çin destekli yeni teknolojiler, içeride ise parçalanmış bir toplum yapısı İsrail’i savunmasız bırakacaktır.
Kafkassam’ın “tasfiye” öngörüsü sadece bir lider değişimi değil, İsrail’in “modern bir devlet” olarak kalıp kalmayacağına dair bir kader seçimidir.
Türkiye bölgede İran’ın da İsrail’inde yaşama garantörüdür ama bu iki devletde teokratik kafadan vaz geçmeliler.


Yorum gönder