‘Reina saldırısı CIA’nin Erdoğan’a yanıtı niteliğinde

ABD-Rusya görüşmesi: Anlaşmaya yakın mı

ULUSLARARASI HUKUKTA ÜLKELERİN SİLAH KULLANABİLECEĞİ HALLER, BM ŞARTI VE NATO

İstanbul’daki Bombalı Saldırının Şifreleri

Kabz ile bast arasında İran

İran 26 Eylül 2020
121

Kabz ve bast, sufi geleneğinde kullanılan iki kavramdır. Bu kavramların anlamlarından biri, gelecekteki istenmeyen veya arzu edilen durumlarla ilişkili olmalarıdır. Bölgede jeopolitik alanda, İran ve komşuları arasındaki ilişkiler için de bu iki kavram kullanılabilir. Halihazırdakilerin yanı sıra beklenen değişimler, ABD seçimlerinin sonuçları, İsrail ile BAE-Bahreyn anlaşması göz önünde bulundurulduğunda bu daha da açık görülür. İsrail ile BAE-Bahreyn anlaşması, İran’ın siyasi ve askeri olarak sert açıklamalarını da beraberinde getirdi. Çünkü çevredeki statükonun dinamikleri kökten değişti ve bu değişimler Tahran’ın hesaplarını alt üst etti.

İran rejimi doğal olarak Arapların ve Müslümanların meseleleriyle ilgileniyor. Elbette Filistin de Arap ve Müslüman olduğu için onu savunmaya ve bu uğurda bedel ödemeye hazır! Öyle de yapıyor ama aksi yönde. Ahvaz’da ülke sınırları içindeki ‘Şii Arapların haklarını ihmal ederek ya da Müslüman Uygurları müttefiki Çin’den korumayarak’ bunu yapıyor.

Ancak İran’la ilgili en ciddi mesele, diğer ülkelerle olan ilişkilerin geleceği ve özellikle yaklaşan ABD seçimlerinin ardından önümüzdeki dönemde bölgedeki konumudur. Nitekim İran, maruz kaldığı bir dizi ekonomik ve siyasi yaptırım dolayısıyla bir ‘kabz hali’ yaşadı. Washington’daki düşünce kuruluşlarının varsayımı, yaptırımların Tahran’ın tutumunu birkaç ay içinde yumuşatacağı yönündeydi. Aksine ülke ekonomisini ve halkını yıpratan yaptırımlar ve düşünce kuruluşlarının varsayımı, rejim tarafından kâle alınmadı. Ülkede yoksulluğun artması, paranın değer kaybetmesi ve diğer kötüleşen durumlar rejimin umurunda olmadı. Önemli olan rejimin devamlılığını sürdürmesi ve mümkün olduğunca yaptırımların üstesinden gelmeye çalışmasıydı. Trump döneminde tablo bu şekildeydi.

Obama döneminde ise varsayımlar, ‘bast siyasetinin’ Tahran’ın tutumunu yumuşatacağı yönündeydi. Bu çerçevede devlete para akıtıldı ve ülkenin nükleer silah edinmesini geciktirmeye yönelik bir de anlaşma imzalandı. Ancak bu politika da İran’ı normal bir ülke haline getirmeyi başaramadı. Dolayısıyla ne kabz ne de bast siyaseti rejiminin davranışını değiştirebilecek nitelikte değildi. Bu, Trump yeniden başkan olsa da veyahut seçimleri Biden kazansa da yeni ABD yönetiminin karşı karşıya kalacağı bir gerçektir! İran rejimi ve bölgedeki müttefikleri, tüm hesaplarını, Joe Biden’in ve Demokratların Beyaz Saray’a gireceği üzerine yapmış durumda. Böylece Obama dönemdekine benzer bir atmosferin yaşanacağını umuyorlar.

Bu, bir ihtimal olmaktan daha ziyade ‘temenniye’ yakın bir durumdur. Zira uluslararası ilişkiler nehrinde çok sular aktı ve köklü değişiklikler meydana geldi. Bunlardan biri ve belki de en önemlisi, ABD’deki ve Ortadoğu’daki bir dizi değişkene ek olarak Körfez-İsrail anlaşmasıdır. Bunların tümü, özellikle İran rejiminin ‘balistik silahlarını geliştirmesinin ve bazı raporlara göre bir ‘bomba’ yapacak düzeye gelmiş olan uranyum zenginleştirmesinin’ ardından Obama dönemdekine benzer bir siyasi atmosfere dönüşün, neredeyse imkânsız olduğu fikrine götürüyor. Yeni yönetimin, İran rejimi ve müttefikleri konusundaki tutumu da dahil olmak üzere aşırılık ve terörizme karşı bir ittifak kurmaya gitmesi daha makuldür. Zira durumu olduğu haliyle bırakmak tüm bölgede istikrar ve güvenliği etkileyen uzun vadeli karışıklıklara neden olacak ve dünya bundan dolayı çok fazla bedel ödeyecek.

Ancak Amerikan halkı mevcut yönetimin devam etmesi yönünde karar verirse -ki bu da bir ihtimaldir- hükümetin bu yeni dönemdeki tutumu çeşitli yönlerde büyük bir sıçramaya tanık olacak. Yani, doğrudan askeri olamayan araç ve yöntemlerle bir rejim değişikliği arayışına girilecek. Bu artık bir sır değil. Bunu talep eden bir dizi makale yayınladı. Bunlardan en önemlileri, Foreign Affairs’in Mart-Nisan sayısında İran rejimini değiştirmek için harekete geçme çağrılarının yapıldığı yazılardır. Söz konusu yazılarda bu adımın ve ona götüren yöntemlerin önemi konusunda birtakım deliller öne sürüldü. İran rejiminin esasta karanlık olduğu, topluma hesap vermeye hiçbir şekilde yanaşmayacağı, etrafında şüphelerden oluşan bir karanlığın bulunduğu ve baskı haricinde hiçbir şey bilmeyen din adamlarının başka bir fikre ve düşünceye yönelmelerinin pek olası olmadığı gibi hususlara dikkat çekildi. İran halkı ne kadar fedakârlık yaparsa yapsın yaptırımların tek başına rejimde bir değişikliğe yol açmayacağı açık bir şekilde anlaşıldı. Amaç, İran rejiminin hayatta kalması ve komşu rejimlerin yoksullaşmaları için buralarda çatışmalar çıkarmaktır.

Bu değişim nazariyesi bizi şuna götürüyor: Her ne kadar birtakım karşıt hamlelerle yaptırımlar kesintiye uğramış olsa da rejim artık hızlı bir şekilde halkı arkasına alabilecek bir kabiliyete sahip değil. Bununla birlikte ülkedeki muhalif hareketler güçleniyor ve gerek yurt içi gerekse de yurt dışında taraftar buluyor. Muhalefeti güçlendirip ihtiyacı olanı tedarik ederek güç kullanımından kaçınmayı ve yumuşak güçlere başvurmayı amaçlayan bu senaryo, rejimin üst tabakasındaki kişilerin gözünden kaçan bir şey değil. Bu sebeple aşırılık yanlısı kimselerden bunu önleyici bir darbe vurmalarını istiyorlar. Devrim Muhafızları Başkanı’nın Körfez’deki Amerikan varlığını hedef alan açıklamasında buna tanık olduk.

İran rejimi siyasi projesinin artık maziye karıştığına ve tamamen Batı tarihine bağlı olduğuna ikna olmak istemiyor. Rejim bu ikilemini, insanların yaşadığı dünya dışında bir dünyada refaha ulaşılacağı gibi bir dizi söylem ve hurafelerle çevre halklara da ihraç etmek istiyor. Bu proje muhtemelen tarihteki en karanlık projelerden biridir. Projenin temelinde hayali ve mantıksız birtakım takıntılar bulunmaktadır.

Modern insanlık tarihi, savaşlara ve milyonlarca insanın hayatını kaybetmesine yol açan çeşitli totaliter rejimleri geride bıraktı. İran rejimi, ‘mukaddes’ olarak kabul ettiği bir dizi fikre dayanmasıyla birlikte, bilinen herhangi bir totalitarizmden çok daha zor ve zararlıdır.

Muhammed Rumeyhi
Araştırmacı yazar, Kuveyt Üniversitesi’nde Sosyoloji profesörü…
şarkulavsat

Yorumlar