Hulisi Akar Gürcistan’da

İran ABD gerginliğinde diplomasi

UKRAYNA’NIN ASKERİ TEKNİK KOMPLEKSİ RUSYA’YI DENGELEYEBİLİR Mİ

ОРГАНИЗАЦИЯ УПРАВЛЕНИЯ ГОРСКИМИ НАРОДАМИ СЕВЕРНОГО КАВКАЗА В XIX — НАЧАЛЕ XX ВВ.: ОСНОВНЫЕ ЭТАПЫ, ОСОБЕННОСТИ И ПРОБЛЕМЫ

Kabardey-Balkar Cumhuriyetinde Türkler ve Kabardeyler Arasında Gerginlik

Kuzey Kafkasya 24 Eylül 2018
632

Rusya’ya bağlı Kabardey-Balkar Özerk Cumhuriyeti’nin Kendelen kasabasında 18 Eylül 2018 tarihinde Kabardey Çerkesleri ile Balkar Türkleri arasında başlayan gerilim geçen hafta boyunca devam etmiştir. Bölgede durum sakinleşmiş gibi görünse de Kabardey Çerkesleri ile Balkar Türkleri arasındaki durum hassasiyetini korumaktadır. Bölgede çıkacak ufak bir gerilimin Kuzey Kafkasya’ya yayılma potansiyeli de bulunmaktadır. Kuzey Kafkasya RF sınırları içerisinde yer alan bir bölgedir. Bu bölgede yerli Kuzey Kafkasya halkları ile Karaçay ve Balkar Türkleri yaşamaktadır. Türkiye’de sayıları 1.5 milyona varan yerli Kuzey Kafkasya halkları ile Karaçay ve Balkar Türkleri yaşamaktadır. Bu nedenle Kuzey Kafkasya’da yaşanacak bir gerilim ve istikrarsızlık Türkiye’yi de doğrudan etkilemekte ve ilgilendirmektedir. Jeopolitik açıdan Kafkasya coğrafyası Türkiye’nin yakın kara havzasını oluşturması nedeniyle de bu bölgede yaşanan gelişmeler Türkiye’nin güvenliğini doğrudan etkilemektedir.
Kabardey Çerkesleri ile Balkar Türkleri arasında 18 Eylül 2018 tarihinde başlayan gerilimin sebebi ise; Kaberdey Çerkeslerinin Kancal savaşını kutlamak ve geleneksel bir atlı yürüyüş yapmak istemeleri ve buna Balkar Türkerlerinin karşı çıkmasından kaynaklanmaktadır. Kendelen kasabasında başlayan gerilim kısa sürede Zayukovo, Baksan ve Nalçik’te de kendini göstermiştir.
Kancal Savaşı’nı ilk kez tarihi kayıtlara geçiren kişinin İsveç Kralı’nın Fransız asıllı ajanı olan Aubry de La Mottraye adlı bir tarihçi olduğu biliniyor. 1711’de Kafkaslarda incelemelerde bulunan La Mottraye, Çerkeslerin Tatar akınlarının durdurulmasına karşılık Kırım Hanlığı’na ve Osmanlı İmparatorluğu’na vergi ödemeyi kabul ettiği belirtilirken, Tatarların akınlarının durmadığını ifade ediyor. Bu nedenle Çerkeslerin Osmanlı İmparatorluğu’na vergi ödemekten vazgeçtikleri belirtiliyor. Bu gelişmelerden sonra Kırım Hanı I. Kaplan Girey, Çerkeslerin üzerine ordu göndererek isyanı bastırmayı hedefliyor. Ancak La Mottraye’ın aktardığına göre Çerkesler 1708 yılında Kancal Dağı çevresinde Kırım Hanlığı kuvvetlerini yenilgiye uğratıyor.
Kabardey Çerkesleri 18 Eylül’de bu “zaferin” 310. yılını kutlamak için Balkar Türklerinin Kendelen kasabasından atlı bir temsili birlik ile geçiş yapmak istedi. Ancak daha önce de Balkarlara yönelik hakaret dolu sloganlara maruz kalmak istemeyen kasaba sakinleri atlı birliğin geçişinin kasaba etrafından yapılmasını istedi. Kabardey Çerkes milliyetçileri geçiş konusunda ısrar edince iki taraf arasında taşlı sopalı kavganın çıktığı öğrenildi.
Bölgede yaşayan Balkar Türkleri ise Kancal savaşını kendilerinin kazandıklarını ve bölgenin isminin Kanlı Col (yol) olduğunu, bunun da bölgede çok kanın dökülmesi nedeniyle kendi dillerinden geçtiğini söylüyor. Aslında güvenilir kaynaklar tarandığında Köndelen ve Kancal bugün (ve asırlardır) Karaçay, Balkar, Tırnıauz ve Elbrus Dağı (Elbruz Dağı-Mingi Tav) arasında sıkışmış bir Karaçay-Malkar bölgesi olarak tanımlanıyor. Balkar Türkleri Kabardeylerin niyetlerinin Kancal Savaşı’nın yıl dönümü değil aksine başka emelleri olduğunu söylüyorlar. Balkarlılara göre Kabardeyler arkalarına Adigey ve Abhazya’yı da alarak önce Çerkesya’yı daha sonrada denizden denize Büyük Çerkesya’yı kurmayı tasarlıyorlar, böylece bu Kancal atlı yürüyüşü ile de bir nevi Çerkesya sınırları çizilmiş oluyor.
Yaşanan bu gerginlik Kuzey Kafkasya’da yerli Kuzey Kafkas halkları ile Türkler (Karaçay ve Balkar) arasında bir ayrıma yol açıyor. Bu durum ise böl-yönet politikası ile bölgeyi uzun zamandır kontrol eden RF’nin işine geliyor. Kafkasya’da uzun yıllar birlikte yaşamış yerli Kuzey Kafkasya halkları ile Türklerin (Karaçay ve Balkar) barış içinde bir arada yaşama geleneklerini sürdürmeleri kendi yararlarınadır. Çünkü Ruslar kendi kontrolleri altında dahi olsa ne yerli Kuzey Kafkasya halklarına “Büyük Çerkesya” devletini kurdurtur ne de Türklerin Kuzey Kafkasya’da güçlenmesini ister. Bu nedenle bu bölgede yaşayan halkaların birlikte barış içinde yaşayarak Ruslara karşı varlıklarını sürdürebileceklerini değerlendiriyoruz. Yaşanan bu gerginliğe en anlamlı ve güzel cevap ise Türkiye’de yaşayan Çerkeslerden ve Karaçay-Balkarlardan geldi. Eskişehir Kuzey Kafkasya Karaçay-Balkar Kültür ve Dayanışma Derneği ile Eskişehir Kuzey Kafkasya Kültür ve Dayanışma Derneği ortak bir basın açıklaması yaparak Kuzey Kafkasya’da yaşayan yerli Kuzey Kafkasya halklarının ve Karaçay-Balkar Türklerinin gerginliği azaltmalarını istediler ve birlikte barış içinde yaşamanın önemini vurguladılar. Bu ortak basın açıklaması Türkiye’de yaşayan yerli Kuzey Kafkasya halkları ile Karaçay-Balkar Türklerinin sağduyusunu gösteren çok değerli bir adımdır.
Bu vesile ile son derece hassas olan Kuzey Kafkasya ile ilgili güncel kısa bir jeopolitik değerlendirme yaparak analizimizi tamamlamak istiyoruz.
Rusya’nın Yumuşak Karnı Kuzey Kafkasya
Soğuk Savaşın sona ermesi ve SSCB’nin dağılmasının ardından Güney Kafkasya’da üç yeni devlet (Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan) kurulmuş, Kuzey Kafkasya ise RF’nin içerisinde yer almıştır. Kuzey Kafkasya büyük Kafkas dağlarının kuzeyinde yer alan coğrafya iken, bu dağların güneyinde yer alan bölge Güney Kafkasya olarak isimlendirilmektedir. RF’nin kontrolünde bulunan Kuzey Kafkasya’da 4 özerk cumhuriyet (doğudan batıya sırasıyla; Dağistan, Çeçenistan, İnguşetya, Kuzey Osetya ve Kabardey-Balkar Cumhuriyetleri) ve 2 özerk bölge (doğudan batıya sırasıyla; Karaçay-Çerkez ve Adıgey Cumhuriyetleri) bulunmaktadır. Kuzey Kafkasya’da Türler (Karaçay ve Balkar) ile yerli Kafkas halkları yaşamaktadır. Osmanlı döneminde olsun diğer dönemlerde olsun Türkler tarafından ve diğer uluslararası aktörler tarafından bölgede yaşayan Türk kökenli ya da Kafkas kökenli yerli halkların hepsine birden Çerkes ismi verilmiştir. Kuzey Kafkasya halklarının tamamı bir üst kimlik olarak Kuzey Kafkasyalı ya da Çerkes olarak isimlendirilmektedir. Bu halklara Güney Kafkasya’da olmasına rağmen Abhazya ve Güney Osetya’da dâhil edilmektedir. Abhazlar ve Güney Osetyalılar etnik köken itibarî ile Kuzey Kafkasya halklarındandır ve bu halklar arasında akrabalık bağları mevcuttur. Kuzey Kafkasya halkları arasında asabiyet ileri seviyededir. Asabiyet İbn-i Haldun’un bir teorisidir ve kısaca klancılık olarak adlandırılabilir. Kuzey Kafkasya halkları coğrafyanın da onlara verdiği avantajları kullanarak kendi yerel kimliklerini korumuşlar, dillerini muhafaza etmişler ve kültürel geleneklerini kuşaklar boyunca taşıyabilmişlerdir. Bu nedenle bu halklar arasında asabiyet ileri seviyededir. Osmanlı bu bölgeye Çerkesya ismini vermiş ve Kırım Hanlığı vasıtasıyla bu bölgeleri yönetmiştir. Osmanlının bölgede etkisi özellikle Kuzey Kafkasya’nın batı cumhuriyetlerinde (Adıgey, Karaçay-Çerkes, Kaberdey-Balkar) daha yoğun olmuştur. Osmanlı-Rus savaşları sonunda birçok Kafkasya halkının 19. yüzyılın son çeyreğinde Anadolu’ya ya da genel olarak Osmanlı topraklarına (bugünkü Suriye, Ürdün, Filistin ve İsrail) göç ettiği ya da sürüldüğü görülmektedir. Yeni geldikleri topraklarda Kafkas halklarının Türk kökenli (Balkar, Karaçay) ya da yerli Kafkas halkı (Adıgey, Kaberdey ya da Çeçen) olsun birbirlerine bağlı oldukları, akrabalık ilişkileri kurdukları ve kültürel olarak yakın oldukları görülmektedir. Bu durum günümüzde de gözlemlenen bir gerçekliktir. Yerli Kafkas halklarının Türklerle olan ilişkileri ve onların Müslüman kimlikleri bugünkü kaynaşmanın ve birlik ve beraberliğin ana motivasyon kaynağı olmaktadır. Dolayısıyla hem Güney hem de Kuzey Kafkasya ve daha geniş değerlendirirsek buna Kırım’ı da dâhil edebiliriz bu coğrafyalar Türklerin ve bu bölgede yaşayan yerli halkların birlikte yaşadığı ve kader birliği yaptığı coğrafyalardır. Kafkasya’daki ve özel olarak da Kuzey Kafkasya’daki gelişmeleri bu gerçekliği dikkate alarak değerlendirmek durumundayız. Bu kısa değerlendirmeyi yaptıktan sonra Kuzey Kafkasya’da yaşanan jeopolitik gelişmeleri ve problemleri analiz edebiliriz.
Kuzey Kafkasya 19. yüzyılın ikinci yarısından bugüne kadar Rusların kontrolünde kalmış olan bir bölgedir. Daha önce bu bölge Osmanlı egemenliğinde bulunuyordu. Bölgeye İslâmiyetin gelmesi iki aşamalı olarak gerçekleşmiştir. Emeviler ve Abbasiler döneminde İslâm orduları Kuzey Kafkasya’nın doğu bölgesini ve özellikle Hazar Denizi kıyılarını ele geçirmişlerdir. Bu bölgeye İslâmiyet daha önce gelmiştir. Bu dönemde Batı Kafkasya’da daha çok Şaman inancı yaygın olarak kalmıştır. Batı Kafkasya’nın İslâmla tanışması daha çok Osmanlı döneminde gerçekleşmiştir. Bu nedenle Kafkasya’nın batısında Hanefilik daha yaygın iken, doğusunda Şafilik daha etkin durumdadır. Batı Kafkasya’da Osmanlı egemenliği öncesinde Karadeniz ticaretini elinde tutan Ceneviz ve Venedik’in etkisi ile Katolik Hıristiyan anlayışının yaygın olduğu da görülmektedir. Yine Batı Kafkasya’da Bizans’ın etkisi ile Ortodoks inanç sisteminin de etkili olduğunu görmekteyiz. Kısacası Batı Kafkasya Doğu Kafkasya’dan yüzyıllar sonra İslâm ile tanışmış ve Müslümanlaşmıştır. Bu nedenle Kuzey Kafkasya’nın doğusunda din konusu toplumsal hayatta merkezi bir konuma sahip iken Batı Kafkasya’da ise din daha ikinci planda yer almış etnik milliyetçilik daha ön planda olmuştur. Bununla birlikte Kuzey Kafkasya halklarından olan Osetler hiçbir zaman İslâmiyeti kabul etmemişlerdir. Ermeniler ve Gürcüler de Hıristiyanlığın farklı kiliselerine bağlı olarak kendi dini geleneklerini sürdürmüşlerdir. Azerbaycan Türklerinin İran’ın etkisi ile Şiiliğe kaydığı da görülmektedir. Kafkasya’nın ve özel olarak Kuzey Kafkasya’nın sahip olduğu bu dini mozaik bölgesel gelişmelerin şekillenmesinde başat faktör olmuştur. Soğuk Savaşın ardından bölgeye özellikle İnguş, Çeçen ve Dağistanlıların arasına Vehabiliğin girmesi ile durum daha da farklılaşmış ve bölgesel gelişmeleri doğrudan etkilemiştir.
Bugünkü Rusya’nın güney sınırları Büyük Kafkas Dağlarına dayanmaktadır. Bu doğal sınırlar RF’ye güvenlik açısından büyük avantaj sağlamaktadır. Bununla birlikte Güney Kafkasya’ya müdahil olabileceği birçok enstürmanı da elinde bulundurmaktadır. Kuzey Kafkasya’nın elde bulundurulması RF açısından stratejik öneme sahip bir konudur. Kuzey Kafkasya’nın elde bulundurulması herşeyden önce yukarıda da ifade ettiğimiz üzere RF’ye güney sınırlarını güvence altında bulundurma fırsatı veriyor. Aynı zamanda Kuzey Kafkasya’yı kontrol eden RF Hazar ve Karadeniz havzalarına da hâkim olma fırsatını yakalıyor. Yine Orta Asya ve Hazar Havzasından gelen enerji nakil hatlarının Karadeniz üzerinden Avrupa’ya ulaştırılmasında önemli bir yere sahip olan Kuzey Kafkasya’nın elde bulundurulması stratejik öneme sahip olan bir konudur. Kuzey Kafkasya olmadan RF’nin Avrasyalı etin bir aktör olması düşünülemez. Kuzey Kafkasya’nın elde bulundurulması aynı zamanda Kremlin yönetimine Güney Kafkasya ve bu bağlamda enerji konuları üzerinden etkin bir aktör olma avantajı sağlıyor. RF’nin güneye inmek üzere kullandığı jeostratejik eksenlerden biri olan Kafkasya’nın kontrolü Moskova yönetiminin Orta Doğu politikaları açısından da stratejik öneme sahip bir konudur. SSCB’nin dağılmasının ardından Güney Kafkasya topraklarını kaybeden RF Kuzey Kafkasya’yı kaybetmemek için büyük bir mücadele vermiştir ve bu konuda da başarılı olmuştur. Moskova yönetiminin şimdiki politikası ise Kuzey Kafkasya’daki kontrolü sağlamlaştırmak ve Güney Kafkasya’da 1991-2018 yılları arasında elde ettiği kazanımları korumak ve geliştirmektir. Bu strateji aslında tarihsel bir temele de dayanmaktadır. Nitekim güçlü bir imparatorluk yolunda ilerleyen Rusya 1877-1878 Osmanlı-Rus Harbinden sonra Erzurum’a kadar olan bölgeyi ele geçirmiş ki bu coğrafya Kafkasya coğrafyasının bir parçasıdır ve Ruslar 30 yıl Doğu Anadolu’da kalmıştır. Yine II. Dünya Harbi esnasında SSCB’nin İran’ın kuzey ve batı eyaletlerini ele geçirdiği görülmüştür. Bu coğrafya Ruslara zengin enerji kaynaklarına ve ticaret yollarına hâkim Ortadoğu coğrafyasına açılma şansı veren Güney Azerbaycan bölgesidir. Güney Azerbaycan Kafkasya’nın coğrafî bir parçasıdır ve onunla coğrafî açıdan bir bütünlük arz eder.
Yukarıda açıkladığımız bu nedenlerden dolayı Rusya için Kafkasya jeostratejik değere sahip olan bir bölge olmuştur. Rusya önce Kuzey Kafkasya’yı daha sonra da Güney Kafkasya’yı ele geçirmiştir. Bu mücadelede Ruslar hem yerli Kafkas halkları ile hem de bölgenin diğer iki aktörü olan Osmanlı ve İran ile savaşmıştır. İran ile Ruslar arasındaki mücadele 1828 yılında yapılan Türkmençay Antlaşmasına kadar sürmüştür. Bu antlaşma ile İran Aras nehrinin güneyine çekilmiş ve bir daha da bu nehrin kuzeyine geçememiştir. Kısacası 1828 yılından sonra İran Kafkasya coğrafyasında tali bir aktör konumuna gerilemiştir. Osmanlı ile Rusya’nın bu bölgedeki mücadelesi ise daha uzun sürmüştür. Kırım Hanlığının düşmesi ile birlikte bu Hanlık vasıtasıyla Kafkasya bölgesini yöneten Osmanlının Kafkasya’da güç kaybetmeye başladığı görülmüştür. Özellikle Rusların Kuzey Kafkasya’ya yayılmasına tepki olarak 1763-1864 yılları arasında Kuzey Kafkasyalıların yaptığı direniş Osmanlı tarafından desteklenmiştir. Fakat bu direniş başarılı olamamıştır. Bunun birçok nedeni olduğunu söyleyebiliriz. Herşeyden önce Kuzey Kafkasya halkları arasında gerçek bir birlik sağlanamamış olması bunun temel nedenidir. Kafkas halkları sadece Şeyh Şamil döneminde 1834 yılında kendi aralarında birlik sağlamışlar ve etkili mücadele verebilmişlerdir. 18. ve 19. yüzyılda giderek zayıflayan Osmanlı da ağırlığını Balkanlara ve Orta Doğu’ya özellikle de Mısır’a vermiş ve bu bölgeye yeterli desteği sağlayamamıştır. Osmanlının görece zayıflığı ve yeterli desteği vermemesi de bu mücadelenin kaybedilmesinde etkili olmuştur.
1864 yılında Kuzey Kafkasya direnişinin kırılması ve Kuzey Kafkasya’nın Ruslar tarafından ele geçirilmesi ile birlikte Kuzey Kafkasya’da yaşayan ve Rusların baskısına maruz kalan Müslüman halkın bir kısmı kendi isteği ile bir kısmı da Rusların sürgün politikaları ile Kuzey Kafkasya’dan çıkarılmışlardır. Müslüman Kuzey Kafkasya halkı çok zor şartlar altında karadan ve denizden yaptıkları uzun yolculukların ardından Osmanlıya sığınmışlardır. Bu süreçte birçok Kuzey Kafkasyalının ağır şartlara dayanamayarak hayatını kaybettiği görülmüştür.
1864 yılında Kuzey Kafkasya’da kontrolü sağlayan Ruslar 1877-1878 Osmanlı-Rus Harbi ile birlikte Erzurum’a kadar olan Güney Kafkasya topraklarını da ele geçirmiştir. 1917 yılında yaşanan devrime kadar bu toprakları kontrol eden Rusya 1917-1922 yılları arasında Güney Kafkasya’dan çekilmiştir. Bu dönemde Çeçenler, İnguşlar ve Dağistanlılar Kuzey Kafkasya Bağımsız Cumhuriyetini kurmuşlardır. 1922 yılında kendisini toparlayan SSCB Kuzey Kafkasya’daki bu cumhuriyete son vermiş ve doğrudan kendine bağlamıştır. Güney Kafkasya’da Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan’da cumhuriyetler kuran Moskova yönetimi bu cumhuriyetleri de SSCB’ye bağlamıştır. Sovyetler Kuzey Kafkasya’yı ele geçirdikten sonra bu bölgelerde hâkimiyetini sağlayacak ve sağlamlaştıracak şekilde düzenlemelere gitmiştir. SSCB’nin Güney Kafkasya’da da benzer politikalar takip etmiştir.
SSCB döneminde 1920’li yıllarda önce Adıgey, Karaçay-Çerkez, Çeçenistan-İnguşetya (İçkerya) ve Dağistan’a özerk bölge statüsü verilmiş ve daha sonra 1930’lu yıllarda Kabardin-Balkar ve Kuzey Osetya’ya da özerklik verilmiştir. II. Dünya Savaşı esnasında bölge halklarından olan Çeçenler, İnguşlar ve Çerkezler Almanlarla işbirliği yaptığı ya da yapma potansiyeli olduğu gerekçesi ile Orta Asya ve Sibirya’ya sürülmüşlerdir. Ayrıca Çeçenistan-İnguşetya ve Karaçay-Çerkez bölgelerinin özerlik statüleri de kaldırılmıştır. II. Dünya Savaşının ardından sürgün edilen bir kısım halkın dönmesine izin verilmiştir. Evlerine ve topraklarına dönen halkın büyük çoğunluğu yerlerinde başka insanları görmüşlerdir. Bu durum yeni çatışmalara sebep olmuştur. Özellikle SSCB döneminde zor kullanılarak baskılanan bu mücadele 1991 yılında SSCB’nin dağılmasıyla tekrar başlamıştır. Kuzey Kafkasya’da bugün yaşanan etnik ve dini nitelikli ve toprak anlaşmazlığına dayanan çatışmaların temel sebebi Rusların bölge halklarını zorla göç ettirmeleri, yerlerine Rusları ya da başka yerli halkları yerleştirmeleri ve yerel özerk cumhuriyetler arasında kontrolü sağlayacak şekilde sınır düzenlemeleri yapmalarıdır. Sibirya ve Orta Asya’dan sürgünden dönen İnguşlar yerlerinde Ortodoks Hıristiyan Osetleri görmüşlerdir. Bu durum bugün de hâlen devam eden Oset-İnguş anlaşmazlığına yol açmıştır. Çeçenler ise bir kısım topraklarının İnguşlara bir kısım topraklarının da Dağistanlılara verildiğini görmüşler ve yine bu bölgelerde de huzursuzluk ve çatışmalar yaşanmıştır. SSCB’nin dağılmasının ardından İnguşlar Çeçenistan’dan ayrılmış ve bölgedeki özerk bölge ve cumhuriyet sayısı 7’ye yükselmiştir. Burada önemli olan bir diğer konu da 2004 yılında Avrupa Parlamentosunun, 1907 Hague Sözleşmesi ve 1948 Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesini dikkate alarak Sovyet yönetiminin 1944’teki Çeçen sürgününü soykırım olarak tanımasıdır.
SSCB’nin dağılması ile birlikte Adıgey, Karaçay-Çerkez, Kaberdey-Balkar ve Kuzey Osetya’da ayrılıkçı hareketler yaşanmamıştır. Bu özerk bölge ve cumhuriyetler özerklik durumlarının korunması şartıyla Moskova’ya bağlı kalacaklarını beyan etmişlerdir. Zaman zaman Karaçaylar ile Çerkezler, Kaberdeyler ile Balkarlar arasında anlaşmazlıklar olmasına rağmen Ruslar bu bölgedeki biatçı politika karşısında bu bölgelerdeki anlaşmazlıkları körükleme yerine yatıştırma politikası gütmüştür. Bu cumhuriyetler SSCB’nin dağılmasının ardından Moskova yanlısı yerel yöneticiler tarafından yönetilmektedir. Bu cumhuriyetlerde lider seçimi Moskova’nın önerisi, yerel parlamentoların onayı ile yapılmaktadır. Ortodoks Hıristiyan olan Kuzey Osetler ise bölgede Moskova’nın güvendiği en önemli müttefik olmuşlardır. Bununla birlikte İnguşlar, Çeçenler ve Dağistanlılar arasında 1991 yılından sonra bağımsızlık hareketleri yaygınlaşmaya başlamıştır. Özellikle Çeçen direniş hareketi Rusya’nın 15 yılını tüketmiştir. Fakat 2003 yılında yapılan referandumla Çeçenistan da federasyona bağlanmıştır. Bu direniş hareketinin önemli olması nedeniyle ayrı bir başlık altında ele almayı uygun gördük. Yazımızın sonunda Çeçenistan sorununu daha detaylı bir şekilde açıklayacağız.
2003 yılında tam anlamıyla Kuzey Kafkasya’da kontrolü sağlayan Moskova yönetimi bu bölgedeki özerk bölge ve cumhuriyetleri Güney Federal Eyaletine bağlamıştır. Güney Federal Eyaleti de doğrudan Moskova’ya bağlı yedi bölgeden biridir. RF bölgedeki etkinliğini ve kontrolünü daha da sağlamlaştırmak maksadıyla 2010 yılında bir düzenleme daha yapmış ve Adıgey Cumhuriyeti hariç diğer bütün Kuzey Kafkasya özerk bölge ve cumhuriyetlerini Stavropol Kray ile birlikte Kuzey Kafkasya Federal Eyaleti adı altında teşkilatlandırmıştır. Kuzey Kafkasya Federal Eyaleti de doğrudan Moskova’ya bağlanmıştır. Bu düzenleme ile RF bölgedeki kontrolünü daha da arttırmıştır. Adıgey Cumhuriyetini Kuzey Kafkasya bölgesinden ayırarak Adıgey’i Kranodar Kray’a bağlamıştır. Stavropol Kray ile Kuzey Kafkas özerk bölge ve cumhuriyetlerini birleştirmesinin nedeni ise yeni oluşturulan bu Kuzey Kafkasya Federal Eyaletindeki Rus nüfusunu arttırmaktır. Moskova özellikle bu eyalette güvenlik bürokrasisini Ruslara bırakmak istememektedir. Yine bu bölgede de özerk bölge ve cumhuriyetlerin liderleri Moskova tarafından seçilmekte ve yerel parlamentolar tarafından onaylanmaktadır. Bütün bunlar Kuzey Kafkasya özerk bölge ve cumhuriyetlerinde sıkı bir Kremlin denetimi olduğunu göstermektedir.
Moskova Kuzey Kafkasya’daki kontrolünü Moskova yanlısı yerel liderler ve bölgeye yaptığı doğrudan mali desteklerle sağlamaktadır. Bu durum rasyonel ve sürdürülebilir bir durum olarak değerlendirilemez. Bununla birlikte Kuzey Kafkasya’nın jeopolitik açıdan Moskova için önemi ortadadır. Kremlin yönetimi yaptığı maliyet analizi değerlendirmesi sonucu hâlihazırda böyle bir politika takip etmektedir. Bununla birlikte bölgeye yapılan doğrudan malî yardımlar RF bütçesinde önemli bir yer tutmaktadır ve bu durum eleştirilere konu olmaktadır. Bununla birlikte Kuzey Kafkasya’da Rus etnik nüfusun giderek azaldığı da görülmektedir. 2016 yılına ait verilere göre bölgedeki Rus nüfusun; Kabardin-Balkar’da %22.5, Kuzey Osetya’da %20.8, Dağistan’da %3.6, Çeçenistan’da %1.9, ve İnguşetya’da ise %0.8’e kadar düştüğü görülmektedir. Adige Cumhuriyetinde Rus nüfus oranı %70, Karaçay-Çerkez’de ise %45 seviyesindedir. Adige ve Karaçay-Çerkez cumhuriyetleri ki bunlar batı Kafkasya’da yer almaktadır ve bu bölgede Rus nüfusun yoğun olduğu görülmektedir.
Bölgedeki önemli sorunlardan biri de Vehabi hareketin bağımsızlık yanlısı yerel unsurlar arasında yaygınlaşmasıdır. 11 Eylül sonrası radikal İslâmi hareketlere karşı uluslararası toplumda oluşan tepki nedeniyle bölgede Vehabi hareketle irtibatlı olan bağımsızlık yanlısı yerel unsurlara olan sempatinin azaldığı görülmektedir. Bu durumdan faydalanan Moskova yönetimi bu bölgedeki bağımsızlık hareketlerini El-Kaide ve IŞID benzeri yapılarla irtibatlı olarak dünyaya tanıtmış ve bir iç sorun olarak gördüğü bu ayrılıkçı hareketlere karşı sert tedbirler uygulamıştır. Uluslararası toplum da RF’nin bu sertliğine ve insan haklarını ihlâl eden bu yaklaşımına bu nedenle ses çıkarmamıştır. Kuzey Kafkasya Rusya içerisinde Rus etnik nüfusun en az, Müslüman nüfusun en fazla yaşadığı bir bölge olması nedeniyle hassasiyetini korumaya devam etmektedir.
Çeçenistan Sorunu
Kuzey Kafkasya’daki ayrılıkçı hareketler içerisinde Çeçenistan önemli bir yere sahiptir. Biri 20. yüzyılın sonunda diğeri 21. yüzyılın başında olmak üzere iki Rus-Çeçen savaşı yaşanmış ve bölgede RF bu savaşlardan sonra ancak kontrol tesis edebilmiştir. Çeçen Halkları Ulusal Kongresi 1991 yılında SSCB’nin dağılması sürecinde diğer cumhuriyetler gibi bağımsızlığını ilan etmiş fakat bu durum Moskova tarafından kabul edilmemiştir. Çeçenler SSCB’nin dağılması sürecinde bağımsızlık yönünde hareket ederken, İnguşlar Çeçenlerden ayrılarak özerk cumhuriyet statüsünde RF’ye bağlı kalmayı tercih etmişlerdir.
Çeçenistan’ın bağımsızlık talebi diğer Kuzey Kafkasya cumhuriyetlerine örnek teşkil eder gerekçesi ile Moskova tarafından kabul edilmemiştir. Moskova eğer Kuzey Kafkasya’da Çeçenistan’ı kaybederse diğer cumhuriyetleri de kaybedeceğini değerlendirmiştir. Bu jeopolitik kayıp ise RF’nin bütün olarak Kafkasya ve Avrasya stratejisinin iflası anlamına gelecektir. Bu nedenle Kremlin yönetimi Çeçenistan’ın bağımsızlık taleplerini şiddetle reddetmiştir. Çeçenistan da RF’nin bu hareketi karşısında silahlı direniş hareketini başlatmıştır. Bu durum 1994-1996, 1999-2001 yılları arasında devam eden iki Rus-Çeçen Savaşının yaşanmasına neden olmuştur. 1990’lı yıllarda RF toparlanma aşamasında olduğu için 1996 yılında yapılan Hasavyurt Antlaşması ile Çeçenistan’ı bir taraf olarak tanımıştır. Daha sonra kendini toparlayan RF uluslararası konjonktürden de faydalanarak Çeçenleri ağır bir yenilgiye uğratmıştır. Ekonomik ve sosyal nedenlerle Çeçen halkı ikinci savaşa destek vermemiş, Vehabi unsurların kontrolündeki Çeçen direnişçiler başarısızlığa uğramıştır.
2003 yılında yapılan şaibeli referandumda Çeçenistanlılar RF’ye bağlanmayı ve Rusya yanlısı Ahmet Kadirov’u Çeçenistan’ın yeni lideri olarak seçmişlerdir. RF’nin desteğini alan Kadirov ülkede kontrolü tesis etmiş ve Kremlin’in mali desteği ile ülke içindeki ekonomik durumu kısa zamanda düzeltmiştir. Kadirov Çeçenistan içerisindeki Vehabi destekli unsurlara karşı da mücadelesini sürdürmüştür. 2004 yılında bir suikast sonucu ölen Ahmet Kadirov’un yerine yine RF destekli oğlu Ramazan Kadirov gelmiştir. 2004 yılından buyana Çeçenistan’ın başında bulunan Ramazan Kadirov RF’nin malî ve siyasi desteğini alarak ülkesini yönetmektedir. Ülkedeki radikal Vehabi unsurları özellikle Suriye Savaşı ve Arap Baharı sürecinde ülkesinden uzaklaştırmıştır. Çeçen halkı şu an için RF’nin malî yardımları ile ayakta durmakta ve bunun karşılığında da Moskova’ya biat etmiş görünmektedirler. Kuzey Kafkasya’daki etnik ve dini çeşitlilik ile ayrılıkçı hareketler Kuzey Kafkasya ve özel olarak Çeçenistan’daki durumu hassaslaştırmaktadır. Bölgede yaşanacak ufak çaplı çatışmaların kısa sürede Kafkasya’nın kuzeyi ve güneyine yayılma potansiyeli yüksek görünmektedir. Bu nedenle RF bu bölgelerin kontrolünü bırakmak istememektedir.
Dr. Ufuk Cerrah-KAFKASSAM Uzmanı

Yorumlar