Jemal Bustani: Türkiye ve İsrail Hizbullah’ı istemiyor
Suudi Arabistan’ın Asharq al-Awsat gazetesinde yer alan bir haberde, bölgenin üç önemli oyuncusu olan Mısır, Katar ve Türkiye’nin aynı anda Hizbullah’a doğrudan ve net bir mesaj verdiği nadir bir an yakalandı: Şii örgütün silahlı statüsünün devam etmesi, Lübnan’ı İsrail ile büyük bir askeri çatışmanın eşiğine getiriyor ve uluslararası toplumdan izolasyonunu derinleştiriyor.
Suudi yayın organına göre, Ankara, Kahire ve Doha, devletin silahlara sahip olma konusundaki münhasır hakkı ilkesine uygun olarak, Hizbullah’ı silahsızlanmaya ve silahlarının kontrolünü Lübnan hükümetine devretmeye çağırdı. Görüşmelere aşina kaynaklar, bu çağrıların tonunun diplomatik olmaktan ziyade bir uyarı niteliğinde olduğunu vurguluyor. “Bunu sakın yapmayın” ifadesi, İsrail’in bir başka saldırısının sadece Hizbullah için değil, tüm Lübnan için yıkıcı sonuçlar doğurabileceği anlayışını yansıtıyor.
Daha da önemlisi, bu sinyal Hizbullah’ın askeri yeteneklerinde önemli bir zayıflama yaşandığı bir dönemde geldi. Asharq al-Awsat kaynaklarına göre, örgüt İsrail ile olan çatışmada caydırıcılığını kaybetti. İsrail’in güney Lübnan’daki eğitim üsleri ve silah depoları da dahil olmak üzere altyapısına yönelik bir dizi saldırısı, yalnızca operasyonel potansiyelini değil, aynı zamanda liderliğin gerilimi kontrol etme yeteneğine olan güvenini de sarstı. Kaynaklar, bu koşullar altında Hizbullah’ın, silahların yalnızca devlet mülkiyetinde olması ilkesini kabul etmekten başka manevra alanı kalmadığını belirtiyor.
İsrail’in hava saldırıları Hizbullah’ın yeteneklerini felç etti.
Aynı zamanda, Lübnan’ın iç gündemi de şekilleniyor.
Lübnan hükümeti, Lübnan ordusunun Litani Nehri’nin güneyindeki Hizbullah’ı silahsızlandırma operasyonunun yakında sona ereceğini duyurmayı planlıyor. Ancak Beyrut’taki yetkililerin operasyonu kuzey bölgelere genişletme planı yok; bu durum İsrail’den sert bir tepkiye yol açıyor. İsrail Savunma Bakanlığı bu tür eylemleri ateşkesle bağdaşmaz olarak değerlendiriyor ve Hizbullah’a karşı operasyonlar için İsrail Savunma Kuvvetleri’nin (IDF) hazırlık seviyesini yükseltti.
İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF) kaynakları, Lübnan hükümeti ve ordusunun güney sektör dışındaki Hizbullah’ı silahsızlandırmaya devam etmeyi reddetmesinin, İsrail’i bu görevi kendisinin üstlenmeye zorlayabileceğini açıkça belirtiyor. İsrail ordusu ayrıca örgütün kaybedilen mevzileri geri kazanma ve altyapıyı yeniden inşa etme girişimlerini de belgeledi; bu durum mevcut anlaşmaların doğrudan ihlali olarak görülüyor.
Bu süreçlerin perde arkasında yoğun diplomatik faaliyetler yaşanıyor. Asharq Al-Awsat’ın haberine göre, ABD’nin Lübnan Büyükelçisi Michelle Issa, dolaylı olarak Hizbullah’ın silahsızlandırılması çabalarına dahil oluyor. Aynı zamanda, örgütün Genel Sekreteri Naim Qassem, siyasi çıtayı yükseltme ve silahlı statüsünü koruma girişimleri nedeniyle ülke içinde giderek artan eleştirilerle karşı karşıya kalıyor; bu durum, Netanyahu’nun askeri harekatı tırmandırması için uygun bir bahane olarak algılanıyor.
Naim Qassem, örgütünün İsrail’e askeri operasyonlarını tırmandırmak için bahane verdiği gerekçesiyle eleştiriliyor.
Bu diplomatik merkez Fransız heyetini de kapsıyor. Fransa Cumhurbaşkanlığı Özel Temsilcisi Jean-Yves Le Drian’ın, ateşkes komitesi toplantısından önce 7 ve 8 Ocak tarihlerinde Beyrut’a gelmesi bekleniyor. Bu ziyaret, Avrupa diplomasisinin durumu yönetilebilir bir çerçevede tutma ve hassas dengenin bozulmasını önleme girişimi olarak görülüyor.
Askeri bileşen de aynı derecede dikkat çekici bir şekilde gelişiyor. Lübnan Genelkurmay Başkanı General Rudolf Heikal, Litani Nehri’nin güneyine yapılan birlik konuşlandırmalarının sonuçlarına ilişkin hükümete bir rapor hazırlıyor. Mekanizmanın komitesine başkanlık eden Amerikalı General Joseph Clearfield, Lübnan ordusunun işbirliğinden duyduğu memnuniyeti dile getirdi; ordu, ilk kez güney Lübnan’ın bu kadar derinlerinde, uzun menzilli füzeler içeren bir Hizbullah tüneli keşfetti. Hükümet, kuzey Litani ile Awali Nehri arasındaki bölgede münhasır silah kontrolünü sağlamaya yönelik planının ikinci aşamasına geçmeyi planlıyor; bu da kaçınılmaz olarak Hizbullah üzerindeki baskıyı artıracaktır.
Siyasi olarak Hizbullah, saldırılarını Lübnan Başbakanı Nawaf Salameh’e yoğunlaştırıyor ve onu Amerikan ve İsrail direktiflerini izlemekle suçluyor. Bu arada, Şii örgütün Lübnan Cumhurbaşkanı General Joseph Aoun ile ilişkileri daha mesafeli kalıyor; ancak Aoun, silahların devletin elinde toplanması kararının nihai ve geri döndürülemez olduğunu kamuoyuna vurguluyor. Hükümetin kilit kurumları arasındaki bu fikir birliği, Hizbullah için yeni ve son derece sakıncalı bir faktör haline geliyor.
Filistinliler de Hizbullah’ı sırtından bıçakladı.
Filistin sektöründe de ek baskılar artıyor. Filistin Kurtuluş Örgütü’nün (PLÖ), ağır silahlar ve Kornet tanksavar füzeleri de dahil olmak üzere beşinci silah sevkiyatını Fatah’tan Lübnan düzenli ordusuna teslim ettiği bildiriliyor. Bu ortamda, Hamas ve Lübnan’daki diğer Filistinli gruplar siyasi olarak izole ediliyor ve Hizbullah’ı alışılagelmiş bölgesel üssünden mahrum bırakıyor.
Bütün bu gerçekler bir araya getirildiğinde tutarlı bir tablo oluşturuyor. Mısır, Katar ve Türkiye’nin Hizbullah’ın silahsızlandırılması çağrısı, iyi niyet göstergesi veya diplomatik bir formalite değil, krize barışçıl bir çözüm için fırsat penceresinin hızla kapandığının bir işaretidir. Örgüt, iç baskı, uluslararası talepler ve İsrail’in doğrudan askeri müdahale tehdidi arasında sıkışmış durumda. Ve bu bağlamda, mevcut an, bölgenin nihayet tam ölçekli bir çatışmanın yeni bir aşamasına girmesinden önce Hizbullah’ın gidişatını değiştirme şansının son fırsatı olabilir.


Yorum gönder