KAFKASSAM – Kafkasya Stratejik Araştırmalar Merkezi

  1. Anasayfa
  2. »
  3. Türkiye
  4. »
  5. İsmail AKGÜN: DARBELER, 12 EYLÜL VE EFENDİLERİ

İsmail AKGÜN: DARBELER, 12 EYLÜL VE EFENDİLERİ

Kafkassam Editör Kafkassam Editör - - 6 dk okuma süresi
16 0

Osmanlı’nın son iki yüz yılı ile Cumhuriyet tarihimiz büyük acılarla doludur. Yakın tarihimizde bile çok sayıda askeri, siyasi ve ticari darbeler bulunmaktadır. Merak edilen konu ise darbecilerin bizim çocuklar mı onun bunun çocukları mı ya da kripto gayrimüslimler mi olduklarıdır.
Geçmiş darbeler de kötüydü ancak 12 Eylül 1980 darbesi ile 15 Temmuz 2016 kalkışması bu ülkenin üzerinden adeta buldozer gibi geçmişti. Bu yazıda Ülkemizin itibarını sarsan, bilgilerini efendilerine sunan, ülkedeki güveni yerle bir eden 15 Temmuz darbesini veya kalkışmasını ele almayacağım. Çünkü kısa bir süre önce “Malazgirt, 15 Temmuz ve Ötesi” diye bir yazı yazmıştım.
12 Eylül darbesi öncesinde aileler, akrabalar, okul arkadaşları, mahalleliler ve tüm memleket sağcı-solcu diye ayrıştırılarak ikiye bölünmüştü. Darbecilerin efendilerinin casusları ile içimizdeki kemik yalayıcıları gençlerimize inanılmaz bir hınç ve düşmanlık zerk etmişlerdi. Aynı merkezden gelen silahlarla birbirlerini öldürüyorlardı. Bunu düşünecek, araştıracak vakitleri de sorgulama alt yapıları da yoktu. Her yer adeta kan gölüne döndürülmüştü. Ordu’ya darbe yapması için haklı gerekçeler gerekiyordu, oluşturuldu. Zaman da zemin de hazırdı. Ordu yönetime el koydu ve sıkıyönetim ilan edildi. Darbenin ertesi günü her şey bıçak gibi ne hikmetse bir günde kesilivermişti!
Köleler için okyanus ötesinden beklenen açıklamada yapılmıştı. “Bizim çocuklar başardı” deniyordu. Başaran ABD’nin çocuklarıydı (!) Anlayanlar vardı ama korkularından konuşamıyorlardı. Efendilerin diğer kölelerine de aynı zamanda bir mesajdı. Bunlar, sizler gibi bizim tasmalılarımız, onlara destek olun!
ABD’nin ihtilal yapan çocukları bir sağdan bir soldan yaşı henüz 18 bile olmamış gencecik bedenleri gururla astıklarını “ asmayıp ta beslese miydik” diye beyanatlar veriyorlardı. Binlerce çalışanı işten atmış, binlercesini de zindanlarda çürümeye terk etmişlerdi. Okumak, düşünmek, sorgulamak, yanlışı dile getirmek, bilimsel çalışmalar yapmak imkânsız bir durumdu. Yapılanlar da bitirilerek bir nesil yok edildi. Yerli ve milli her ne varsa adeta yok etmek ile görevli o dönem, öncesi ve sonrasının tasmalıları(!) bu milleti ve devleti içerden bizden biri gibi görünerek yok etmek için çalıştılar ve devam ediyorlar. Kimi zaman sağcı görünümlü, kimi zaman solcu, sosyal demokrat, çağdaş, dindar, Kemalist, Kominist vb. görünümle toplumun karşısına çıkarlar. Bukelamun misali şartlar ve zemin neyi gerektiriyorsa o renge bürünürler. Tasmanın sahipleri muzzam eğitim vermişler. Efendilerini asla yıkılmaz, yenilmez ve ölmez tanrılar olarak görüyorlar. Her yol onlar için mubah da olsa tıpkı eski sahtekâr ilahlar gibi Dünyadaki birçok kişiye tasma takan da öldü!
Neslimizi çok iyi eğitmeliyiz. Bunun için karanlığa söverek yol alamayız. Her vatansever elinden gelenin fazlasını yapmalıdır. Hele de eğitimciler çok daha çalışmalıdır ama “öğretmenler ne iş yapıyor ki” aşağılamaları ile yapılamayacağını hatırlatmak isterim. Ben de bir eğitimci ve yazar olarak yazılarımla, eğitimlerimle ve duruşumla ülkemin insanlarını bilinçlendirme konusunda çaba sarf ediyorum. Var oldukça da devam edeceğim. Devletimiz, daha sistemli çalışmak, gerekli tedbirleri almak zorundadır. Değilse tarih tekerrürden ibarettir!
Bu topraklar üzerinde doğan, doyan ve zenginleşenler “masa, kasa, nisa” için boynuna tasma takılmasına gönüllü olurken kimisi de zaten içimizdeki kriptolardır. Bu memlekete çalışıyor gibi görünüyor ancak emperyal ülkelere hizmetkârlık adı altında uşaklık ediyorlar. Efendiler, uşaklarına anlı-şanlı törenlerle nişan ya da tasmalarını alkışlarla takınca ayakları havada uçuşuyor. Alkışı duyan uşak, kendine alkış yapıldığını sanarak ülkesine kasıla kasıla döner. Tasmanın hakkını vermek için kutsal her ne varsa gelen talimat doğrultusunda yıkmak için çaba sarf ederler. Genellikle atalarını aşağılama ile başlarlar. Demokrasi adı altında atalarına sövenler, tasma sahipleri olan kral ya da kraliçelerine gözyaşları döküp övgüler diziyorlar. Devasa saraylar çoğu akraba olan kral ve kraliçeler için gerekli ama kendi ülkeleri için lüzumsuzdur!
Kazım Yurdakul hocanın ifadesiyle ülkemizde milyonlarca kripto hain bulunuyor. Bunların hainliklerine rağmen bu Ülke yeniden diriliyor, küllerinden şahlanarak doğuyor. Hiç kimse ümitsizliğe ve biz yapamayız gibi “aşağılık kompleksine” kapılmasın. Siz bakmayın ABD’nin ve Avrupa’nın şımarık ve çulsuz Yunanistan’nın hadsizliklerine. Vakti geldiğince efendilerine rağmen bir gece ansızın gidilirse iş işten geçmiş olur. Efendilerin köleleri için kan döküp can vereceklerini düşünecek kadar beyinsiz ve zavallılardır. Başkalarına güvenerek yola çıkanlar her zaman yok olmaya mahkûmdur.
İsmail AKGÜN
Eğitimci-Yazar, Mobbing Bilirkişisi
MEYAD Genel Başkanı
akgismail@gmail.com

İlgili Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.