Alman uzman: Türkiye ekonomisinin çökmesi Almanya’nın da zararına olacaktır

Rus uzman: DTÖ neden ABD’nin Türkiye’ye yönelik yaptırımlarına sesini çıkarmıyor?

Nikol Paşinyla Respublikaçılar Partiyası arasındakı gərginlik getdikcə qızışır

Türkiye’de dinlerarası diyolog fetöcülerden sonra Selefi RABITA tarafından yürütülüyor!

İran’daki Saldırılar Ne Anlama Geliyor, Neler Yapılabilir?

İran 10 Haziran 2017
430

ran’da üst üste saldırılar söz konusu. Yazının kaleme alındığı saatlerde basına düşen son haberlere göre İran’ın başkenti Tahran’da Parlamento binası ile Humeyni Türbesi önünde gerçekleştirilen eş zamanlı terör eylemleri sonucunda 10 ölü, 35 yaralı ve 4 rehin söz konusu idi. Her dakika değişen rakamlar, sayının daha da artacağına işaret ediyor.

Saldırıyı üstlenen örgüt ise DEAŞ/IŞİD. Bu örgütün ne anlama geldiğini, kime hizmet ettiğini görmek için çok uzaklara gitmeye gerek yok. Gittiği her yer yeni bir savaş, istikrarsızlık ve müdahale alanı. Dolayısıyla hedef ve bundan sonraki süreç üç aşağı beş yukarı belli.
Zamanlamaya ve hedeflere bakıldığında ilk etapta şu tespitler ve öngörüler yapılabilir:

1) Parlamento ve İmam Humeyni Türbesi’ne yönelik eş zamanlı saldırılar, en temelde İran İslam Devrimi’nin hedef alındığını göstermektedir. Devrim, bugüne kadar böyle bir saldırıyla karşılaşmamıştı. Dolayısıyla, Rejim bunu öncelikle kendisine yönelik bir saldırı olarak yorumlayacak ve buna göre bir refleks ortaya koyacaktır.

2) Bu saldırı, İran’ın imajına ve güvenlik politikalarına ciddi bir meydan okumadır. İran artık çok güvenli değildir. En azından kendisini eskisi kadar güvende hissetmeyecektir. Zira, düne kadar DEAŞ terörünü kendisinden uzak tutabilen İran, artık DEAŞ terörü ile iç içedir ve tüm çabalarına rağmen bu örgütün sansasyonel eyleminin önüne geçememiştir. DEAŞ, bu saldırılarla İran’ın mücadele ettiği diğer terör örgütlerine benzemediğini göstermiştir. Dolayısıyla bu saldırı İran, DEAŞ ve İran’ın terörle mücadele politikaları açısından bir dönüm noktasıdır.

3) Çok iyi korunması gereken iki yerde gerçekleştirilen bu saldırılar İran’ın başta istihbarat olmak üzere, karşı karşıya bulunduğu güvenlik zafiyetini ortaya koymaktadır. Bu saldırı, İran güvenlik politikalarına ve bürokrasisine yüklenilen güçlü imaja büyük bir darbe vurmuştur. Daha da önemlisi, izlediği güvenlik politikası başta kendi kamuoyu olmak üzere, bir çok yerde sorgulanmaya başlayacaktır.

4) Kendini koruyamayan İran’ın başka devletler, örgütler, liderler açısından bir güvence olup olamayacağı daha çok tartışılacaktır. İran’ın bugüne kadar yürüttüğü güvenlik politikası ve bu kapsamda “Direnç Cephesi” büyük bir darbe almıştır. Bu da başta Suriye, Irak ve Yemen’de olmak üzere İran’ı zora sokacak bir sürece işaret etmektedir. Bu kapsamda İran kendisini ispatlamayabilmek ve nüfuz alanlarını koruyabilmek için çok daha fazla performans sergilemesi gerekecektir. Bu da içeride onu daha zayıf, kırılgan hale getirebilir.

5) İran’a sistematik olarak açılan alanlarda yolun sonuna gelinmiştir. İran’a kazandığının sadece bir “Pirus Zaferi” olduğu gösterilmiştir.

6) İran, savaşı içeride karşılamaya zorlanmaktadır. Bundan sonra DEAŞ veya başka terör örgütleri üzerinden (örneğin PJAK gibi) ayrı ayrı veya koordineli saldırılar artarak devam edebilir. Bu kapsamda Afganistan, Irak sınırları İran açısından daha büyük bir önem kazanmış görünmektedir.

7) İran bu saldırının faturasını öncelikle Suudi Arabistan’a kesebilir. Saldırı adeta bu faturayı kestirmeye yönelik görünmektedir.

8) DEAŞ saldırısı; zamanlama ve hedefler boyutuyla devam eden Suudi Arabistan-Katar krizini ve bu kapsamda İran’ı içine alan bir “İslam İç Savaşı”nı tetikleyici bir rol üstlenmiş görünmektedir. Önü alınamaz ise bölgesel hatta küresel bazda bir kıyamet savaşını başlatabilir. Çünkü, ucu fazlasıyla açıktır.

9) Büyük Ortadoğu Projesi’nde (BOP) Irak ve Suriye sonrası sıra İran’da mesajı verilmektedir.

İran bu durumda ne yapmalı?

1) Oyuna getirildiğini, üzerinde oynanan oyunu görmeli ve bunu bozucu hamlelerde bulunmalıdır.

2) Bu noktada en önemli müttefiki Türkiye’dir. Türkiye ile istişare içinde bulunmalı ve onunla hareket etmelidir. Zira, hiçbir güç Türkiye’nin içinde yer almadığı Sünni-Şii temelli bir “İslam İç Savaşı”nı başlatamaz.

3) İran, düne kadar izlediği ve başta Türkiye olmak üzere birçok İslam ülkesinin rahatsız edici politikalarından, söylemlerinden vazgeçmeli ve kriz fırsatçılığı yapmamalıdır. Zira, bugün itibarıyla o “meşhur fırsatçılığı” kendisini önce “tehdit” sonrasında ise “hedef” haline getirmiş bulunmaktadır.

4) BOP’u engellemeye yönelik işbirliklerini arttırmalıdır. Çünkü, düne kadar bölgede kendisine alan açan ABD, artık yolun sonuna gelindiğini deklare etmektedir. Başkan Trump sonrası ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence’ın Rusya, İran ve terörü dünyanın en büyük tehlikeleri olarak nitelendirmesi, bu tehlikelerle mücadele için NATO’daki müttefiklerine yardım etmeye hazır olduklarını açıklaması oldukça dikkat çekicidir. İran, BOP’un hedefi ilan edilmiştir ve mevcut politikalarıyla hedef olmaktan kurtulması çok zordur. Dolayısıyla, İran dost-düşman ayrımında artık dikkatli olmak ve bölge politikasını revize etmek zorundadır.

5) İran soğukkanlı hareket etmelidir.

Sonuç olarak ifade etmek gerekirse; DEAŞ saldırısı doğrudan doğruya “Devrim”i hedef almaktadır. İran uzun soluklu bir terör girdabının ve paranoyasının içine sürüklenmek istenilmektedir. “İslam İç Savaşı”nı hedefleyenler eş zamanlı bir operasyonu uygulamaya koymuş görünmektedir. Düne kadar bu “iç savaşı” Türkiye ve İran arasında gerçekleştiremeyen güçler, bu sefer farklı aktörler üzerinden bunu denemektedirler. Hedef: Suudi Arabistan/Körfez-İran üzerinden bir “İslam İç Savaşı”dır. Bunu engellemenin tek yolu ise İslam Kardeşliğidir. D-8 bunun için, bugünler için kurulmuştur! Prof. Dr. Mehmet Seyfettin EROL ankasam

Yorumlar