İran parası 5 bankayla Türkiye`de

Pompeo’nun 12 Şartı ve Enerji Jeopolitiği

Israil: “Ermeni Soykırımı”nı tanımıyoruz, çünkü

Sarkisyan savaştan korkuyor

İran’da Türklük, Güney Azerbaycan ve İflasın Eşiğindeki Resmi Söylem: Gramsci, Althusser ve Pareto Perspektifleri

Gündem, İran 28 Nisan 2018
123


İran’da geride bıraktığımız hafta cumhurbaşkanı Ruhani’nin etnik ve dini azınlıklardan sorumlu yardımcısı Ali Yunusi bir gazeteye yaptığı açıklamalarda Güney Azerbaycan Türkleri’nin esasen Fars ve Kürt etnisitesine mensup olduklarını iddia etmesi ülkede etnik kimlikler üzerinde yaşanan tartışmaların yeniden yoğunlaşmasını beraberinde getirdi. Yunusi’nin bu açıklaması, Farsist kodlara sahip İran devletinin yaklaşık 90 yıllık süreçte uyguladığı politikanın ve sahip olduğu söylemin son örneğini ortaya koymuştur. Fakat bu açıklama aynı zamanda İran devletinin Türk kimliğine yönelik bakışının ve söyleminin de iflas ve işlevsizlik aşamasına yaklaştığını işaret etmektedir.
Şahlık rejimi boyunca katı asimilasyonist Farsizm anlayışı ile diğer etnisiteleri baskılama stratejisini uygulayan İran devleti bu süreçte çeşitli yöntem ve argümanlar ile Türk kimliğini hedef almıştır. Bu bağlamda, özellikle Güney Azerbaycan Türkleri üzerinde yoğunlaşan bu strateji, Fars kimliğinin cebren benimsetilmesi, Güney Azerbaycan Türklüğünün Fars kimliği çerçevesinde eritilmesi ve yok edilmesini esas almıştır. İslam Devrimi sonrasında ise söz konusu kimlik argümanları İslami/dini bir çerçeve içerisinde ele alınmaya başlanmış; Fars kimliğinin benimsetilme çabasına İran’da yaşayan tüm etnisitelerin ortak tarihine ve birliğine atıf yapan İranlılık ve Şii mezhep taassubu gibi yeni argümanlar eklenmiştir. Bu doğrultuda özellikle Güney Azerbaycan merkezli olmak üzere İran Türk kimliği zayıflatılmaya çalışılmıştır.
Bugün gelinen son noktada, Yunusi’nin yaptığı son açıklamalar İran Türklüğü ve Güney Azerbaycan Türk kimliği mücadelesi açısından önemli sonuçlar ve anlamlar içermektedir. Bu sonuç ve anlamları Gramsci, Althusser ve Pareto’nun ortaya koydukları analiz çerçevelerinde ele almak mümkündür.
Gramsci, marxist teori bünyesinde “altyapı” adı verilen ve ekonomik güç ve ekonomik ilişkileri ifade eden olgunun tüm siyasal ve toplumsal alanı belirlediğine dair paradigmanın dışında, “üst yapı” olarak tanımlanan sosyo-kültürel olguların da siyasal ve toplumsal alanı belirleme gücüne sahip oldukları ve bu sürece etki ettiklerini savunmuştur. Gramsci’ye göre bir siyasal ve toplumsal yapının devamlılığını sağlayan temel gerekliliklerden bir tanesi üst yapı unsurlarının bireyler üzerindeki etkisi ve üst yapı unsurlarının etkilerini bireylere ulaştıran “organik aydın” adı verilen kişilerin işlevleridir. Bunun sonucunda mevcut iktidar sahipleri hegemonyalarını oluşturmakta ve toplumdan siyasete yönelik olarak “rıza” elde etmiş olmaktadır. Bu perspektiften ele alındığında, İran’da Türk kimliğine yönelik baskı İran devletinin Farsizm, İranlılık ve Şii mezhep taasubu gibi üst yapı unsurları aracılığıyla gerçekleştirilmekte, bu noktada başta din adamları olmak üzere rejim ile doğrudan temasta bulunan çeşitli kişi ve gruplar organik aydın işlevini yerine getirmekte ve rejime yönelik rıza tesis etmeye çalışmaktadırlar.

Unsurlar
İran Rejimi
Gramsci
Üst yapı, Rıza Üretimi, Organik Aydın
Farsizm, İranlılık, Şii mezhep taassubu, din adamları
Althusser
İdeolojik araçlar, baskı araçları
Dini kurumlar, okullar, üniversiteler/ordu, polis, istihbarat kurumları
Pareto
Türevler, bilimsellik
Resmi kimlik söylemi, antrolopoloji, dil bilimi, tarih çalışmaları
Diğer yandan, Gramsci’den aldığı analiz mirasını geliştiren Althusser ise herhangi bir siyasal ve toplumsal düzende hakim gücün ideolojik ve baskı araçları ile sürekliliğini sapladığını ve rıza üretimi gerçekleştirdiğini ifade etmiştir. Buna göre bir devlet, din, eğitim ve kültürel kurumlar vasıtasıyla bireylerde sisteme bağlılık ve içselleştirme tesis etmekte, bununla birlikte, güvenlik kuvvetleriyle de bu bağlılığı cebri açıdan desteklemektedir. Bu çerçevede, İran’da, hakim Farsist ideoloji dini grup ve kurumlar, okullar, üniversiteler ve sosyal hayatın tüm alanlarında benimsetilerek Türk kimliği ve bilinci bastırılmaya çalışılmakta, bunun haricinde ise güvenlik ve istihbarat yapısı bir tehdit olarak Türk kimliği mücadelesinin karşısına çıkmaktadır.
Son olarak siyaset bilimi literatüründe elitler teorisyeni olarak bilinen Pareto bir siyasal ve toplumsal sistemin hakimiyetini elinden tutan grubun, “türev” adını verdiği ve bireylerin sisteme bağlılıklarını sağlayan algı ve tutumu yaratan unsurları ifade eden söylem ve inanç biçimleri ile süreklilik sağladıklarını iddia etmiştir. Pareto’ya göre bu noktada bir söylemin ya da iddianın bilimsellik görünümü ile sunulması türevlerin benimsenme ve kabul edilme olasılığını ve gücünü artırmaktadır. Bu bağlamda, İran devletinin, Farsizm, İranlılık ve Şii mezhep taassubu bir türev olarak karşımıza çıkmakta, Yunusi’nin açıklamalarına benzer ve sözde bilimsel görünümle sunulan sosyolojik, antropolojik ve tarihi çalışmalar bu türevlerin benimsetilmesine hizmet etmektedir.
İran’da yaşanan siyasal ve toplumsal gelişmeler genel düzlemde ele alındığında söz konusu perspektiflerin (Gramsci, Althusser, Pareto) İran’da siyasal sisteme duyulan bağlılığın azalmaya başlaması, dini hassasiyetlerin etkisi yitirmeye başlaması ve halkın taleplerinin rasyonelleşmesi gibi sonuçlara ışık tuttukları görülebilmektedir. İran Türklüğü ve Güney Azerbaycan milli kimlik hareketinin de bu süreçten bağışık kalması düşünülemeyecek bir durumdur. Zira Güney Azerbaycan’daki milli kimlik mücadelesi bugün itibariyle, İran devletinin ideolojik aygıtlarının ve türevlerinin etki etmekten uzaklaştığı, bu unsurların işlevlerini yitirdiği ve söylem gücünü kaybetmeye yakın bir ortamı oluşturmuştur. Bugün, İran’da Türk kimliği Farszim, İranlılık ve Şii mezhep taassubu gibi asimilasyonist argümanlardan ve kimlik tanımlamalarından büyük oranda sıyrılmış durumdadır.

Çağatay BALCI/Kafkassam Uzmanı

Yorumlar