GYMD-NİN OFİSİNDƏ SERTİFİKAT TƏQDİM ETMƏ TƏDBİRİ KEÇİRİLDİ

Hasan Oktay demokrat tv de gündemi değerlendirdi

Armenia Acquires New Russian Missiles… Or Did It?

Cazanova’nın Devrimi

İranda Seçmen niye sandık başına gitmedi?

Gündem, İran 25 Şubat 2020
118

İran İslam Cumhuriyeti’nde yapılan parlamento seçimlerinden çıkan sonuçlar çoğu uzman öngörüsüyle örtüştü.

Muhafazakar kanat parlamento seçimlerinde koltukların üçte ikisini “kazandı”.

Geçtiğimiz seçimlerin en büyük ittifakını oluşturan reformcular, bu kez 290 sandalyenin yalnızca 17’sine sahip olabildiler.

21 Şubat’ta yapılan parlamento seçimlerinin sonuçları gerek “reformcu” diye tabir edilen kanadın, yani Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani yandaşlarının ve gerekse kimi muhafazakarların not ettiği üzere (bununla ilgili yazmıştık) önceden belli olmuştu.

Zira bilindiği üzere İran parlamento seçimlerine katılmak isteyen aday adayları öncelikle Kontrol Konseyi’nin (Şûra-yı Nigehban) onayını almak zorundalar.

Yani Şûra-yı Nigehban’ın onay vermediği aday adaylarının büyük çoğunluğu seçimlere katılma izni alamadılar.

Böylece seçimlerin kaderi muhafazakarların lehinde önceden belirlenmiş oldu.

Seçimlere katılan adayların, en iyimser durumda, dörtten biri reformcu kanattan gelmeydi.

Reformcuların seçim ittifakı kurarak seçmenleri sandık başına davet etmelerine rağmen onların bu seçimlerde iyi bir sonuç elde etme şansları yoktu.

Kendilerinin de ifade ettikleri üzere sonuçlar önceden belliydi.

Resmi medya, sert çizgi yanlıları olarak bilinen adayların önde olduğuna ilişkin haberler yayımlamıştı.

Ülkenin dini önderi Seyyid Ali Hamaney’in başında durduğu muhafazakar kesimin yaptığı propagandaya göre, toplum sözüm ona İran-ABD geriliminden dolayı Batı ile diyalog yanlısı olan reformcu güçlere destek vermiyormuş.

Fakat İran’ın egemen güçlerinin seçmenleri sandık başına götürme girişimlerinin sonuçsuz kalması, seçmen katılımının düşük olması, muhafazakar ideoloji temsilcilerinin tezlerini alt üst etti.

Seçim öncesinde bağımsız gözlemcilerin yanı sıra gerek reformcu ve gerekse muhafazakar kanat temsilcilerince oy kullanımına ilişkin kötümser öngörülerde bulunulmuştu.

Muhafazakarların toplumdaki birlik ve beraberlikle ilgili yaptıkları yoğun propagandaya rağmen durumun kendi lehlerinde olmadığını iyi anlıyor, dini önder başta olmak üzere egemen kesim seçmenleri sandık başına götürmek için adeta yalvarıyorlardı.

Böylece öngörüler de doğru çıkmış oldu.

Resmi açıklamalara göre, 50 milyon kayıtlı seçmenin bulunduğu İran’da sadece 11 milyon seçmen (yüzde 19) sandık başına gitti.

İran İçişleri Bakanlığı, bundan önceki seçimlerin bitmesinden hemen sonra kayıtlı seçmenlerin yüzde 62’nin sandık başına gittiğini açıklamıştı.

Bu seçime katılım rakamının açıklanmasının bir gün sonraya ertelenmesi seçmenlerin sandık başına gitme oranlarının çok düşük kaldığına işaret etmektedir.

Oy kullanıldığı günde sürenin iki kere uzatılması (önce saat 20.00’a, daha sonra ise 23.30’a kadar uzatıldı), seçmen aktifliğinin asgari düzeyde olmasını ortaya koyuyordu.

Muhafazakar kaynaklar ise, bu durumu sözüm ona seçmenlerin yüksek katılım sergilemesiyle ilişkilendiriyor, önceden kurgulanmış seçim kuyruklarının görüntülerini yayınlıyorlardı.

Fakat katılımın yüzde 19’da kalması gerçekliği tüm çıplağıyla gözler önüne serdi.

Seçmenlerin gelişmelere ilgisiz kalarak sandık başına gitmemelerinin bir dizi toplumsal-politik ve ekonomik temellere dayanan nedenleri bulunmaktadır.

Her şeyden önce halk, siyasi sistemin değişmesine milletvekillerinin etki yapma gücünün bulunmadığını artık idrak ediyor ve seçimleri anlamsız bir şov olarak görüyor.

Artık İran toplumu seçimlerden kimin zaferle çıktığından asılı olmaksızın bu rejimde reform yapmanın imkansız olduğunu anlamıştır.

Halk kitleleri gerek muhafazakar gerekse reformcular tarafından çeşitli vaatlerle defalarca kandırılmıştır.

Her seçim öncesinde seçmenlere yüksek refah vadedilmesine rağmen, halkın durumu her geçen gün kötüleşmektedir.

Sistem değişikliğinin gerçekleşmemesi durumunda bu vaatlerin hayata geçirilmesi de imkansız gözüküyor.

İran İslam Cumhuriyeti’ndeki ruh halinin yansıması olan bu iddiayı Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’nin propagandistlerinden biri olan Muhsin Arif, Tahran’daki Allame Tabatabai Üniversite’sinde yaptığı konuşmada daha iyi ifade etmişti:

Ruhani’nin başarısızlığı rejimin reforme edilmesinin imkansızlığını ortaya çıkarmaktadır…

Sonuçları artık egemen yönetici çevrelerle (muhafazakar-reformcu) İran toplumunun aynı düşüncelere sahip olmamalarına ilişkin kanıya varma imkanını ortaya koyuyor.

ABD-İran çatışması çerçevesinde kitlelerin muhafazakarlar tarafından harekete geçirilmesiyle güya halkın Amerikan karşıtı çizgiyi desteklemesine ilişkin propaganda yapılmasına rağmen çok farklı bir gerçeklikle karşı karşıyayız.

Kasım Süleymani’nin öldürülmesinden sonra organize edilen cenaze törenine muhafazakarların emir-komutasıyla katılan, emlakına, ailesine vs kişisel değerlerine karşı ortaya çıkabilecek korku ve tehditlerden dolayı kendisini Hamaney-Süleymani sever gibi göstermek zorunda kalan insanlar, seçimlere katılım göstermedikleri gibi muhafazakarlara da destek vermediler.

Seçmenin, seçime ilgisizliğini analiz ederken İran İslam Cumhuriyeti’nin nüfus yapısında gençlerin çoğunluğu oluşturmasını da gözden kaçırmamamız gerekir.

Yakın tarihte İran toplumunun önemli çoğunluğunu oluşturan gençliğin iktidar karşıtı sloganlarla sokaklara çıktığına, Batı yanlısı hayat tarzı eğiliminde olmasına tanıklık ettik.

Hoşnut olmayanlar söz konusuyken yönetimden memnun kalmayan etnik ve milli azınlıkları da hesaba katmamız gerekir.

Onlar her fırsatta egemen yönetimden memnuniyetsizliklerini en çeşitli şekillerde dışa vuruyorlar.

İran’da yaşayıp da milli ve etnik hakları çiğnenen, her seçim öncesinde gerek muhafazakarlar gerekse reformcular tarafından çeşitli vaatlerle kandırılan Türklerin (siyasi terimlere isnat edilerek bunlara “azınlık” denmesi doğru değildir. Zira Azerbaycan Türkleri öteki Türk kökenli etnik gruplar olan Türkmenler ve Kaşkaylarla birlikte İran nüfusunun yüzde 30’nu teşkil etmekte olup toplam sayı itibariyle Farslardan daha fazla sayıya sahipler), Kürtlerin, Arapların, Beluçların, Lorların vs etnik grupların bu seçimden umut verici bir şey beklemeleri de akıl karı değil.

Böylelikle, muhafazakar veya reformcu olmasından asılı olmaksızın rejim temsilcileri tarafından defalarca kandırılan Batı yanlısı gençlerin ve Fars olmayan ihtilalcilerin bu seçime katılım sağlamayacakları da önceden belliydi.

Seçime katılım sadece ve sadece SEPAH’ın (İran Devrim Muhafızları Tugayı) özel timi ve gençlerden ibaret olan BESİC güçlerinin, yönetimin diğer baskı olanaklarıyla, iktidar mekanizmasının ısrarı, korku, tehdit ve şantajları (emre itaat etmeyenlere “devrim karşıtı” damgası basılıyor) ile sağlanabilirdi.

Bu durumda tertiplenen oyun seçim temaşası dışında bir şey olmadığı anlamını taşıyor.

Aslında ise sistem içinde gruplaşmış reformcu ve muhafazakar kanatlar sırasıyla yönetimi ve yasamayı ele geçiriyorlar.

Bundan önce reformcular ilk olarak yönetimde, daha sonra ise yasama kurumunda çoğunluk sağlamışlardı. Şimdi sıra muhafazakarlarda.

İran’ın düştüğü ağır uluslararası durumun etkisi altında, içinden çıkılamaz hale gelen sosyal ve ekonomik ortamı fırsat bilen muhafazakarlara göre, bu ortam onların kolaylıkla zafer elde etmelerine neden olacak ve sonuçta “dinsel demokrasi” zafer kazanacaktır.

Onlar, önümüzdeki sene ise yönetimi kolayca ele geçirerek, sekiz sene kendi durumlarını iyileştirmek için uğraşacaklarına eminlerdi.

Oysa gerçekten bu kanatların herhangi birinin yönetime gelmesiyle halkın yaşamını iyileştirmek mümkün olacak mı?

Esasında ne reformcular ne de muhafazakarlar toplum hayatında radikal değişiklikler yapılması için adımlar atamazlar ve onlar bunu düşünmüyorlar.

Onlar din adamlarının politik ve ideolojik iktidarları çerçevesinde çalışmalar yaparak nefes borusunu kah tamamen kapatıyor kah da azcık açıyorlar.

Bundan dolayı halkın bu seçimden herhangi bir kazanımının olduğunu söylememiz abestir.

İran’ın molla rejiminin Batı karşıtı ve devrim ihracı politikaları ve buna hizmet eden total silahlanma çizgisi, ekonominin iflasını bugüne değin hızlandırdığı gibi bundan sonra da hızlandıracaktır.

Doç. Dr. Yegane Hacıyeva
Independent

Yorumlar