Лусине Нерсисян присоединилась к Бакинской декларации: «Армения оккупировала земли»

Rus uzmandan uyarı: 15 Temmuz tekrarlanabilir

Миквабия подал в отставку с поста премьер-министра Абхазии

Koronavirusun mənbəyi axtarılır

İRAN’DA PEHLEVİ REJİMİ YÖNETİMİNDE TÜRKLER

Gündem, İran 22 Haziran 2020
203

Özet

Rıza Han’ın 21 Şubat 1921 tarihinde darbeyle yönetimi ele geçirmesiyle birlikte Kaçar Dönemi kapanmış, İran’da neredeyse 1000 yıl süren Türk hakimiyeti sona ermiş ve Pehlevi rejimi kurulmuştur. X.yüzyıldan XX.yüzyıla kadar İran’ın siyasi yöneticileri çoğunlukla Türk soyundan olmuş, bu önemli ve tarihi coğrafyanın Türkleşmesinde Gazneli, Selçuklu, Timurlu, Karakoyunlu, Akkoyunlu, Safevi, Afşar ve Kaçar Devletleri büyük rol oynamıştır. Rıza Şah ile birlikte İran’ın devlet kimliği değişmiş ve İran’a korkunç bir mutlakiyet hakim olmuştur.

Giriş

Rıza Şah, 16 Aralık 1925’te yaptığı yemin töreninde İran halkının huzurunu ve hukukunu koruyacağına yemin etmiştir ancak yaşanan gelişmelere ve Fars olmayan etnik unsura (özellikle Türkler) uyguladığı politikalara baktığımız zaman mecliste verdiği sözlerin dışında ilerlediğini görüyoruz. Rıza Şah, Fars olmayan İran halkına baskıları ile tanınmış, Fars milliyetçiliğinin temel taşlarından biri olan Türk düşmanlığını benimseyerek Türk halkını ezmiştir. Ülkenin toplumsal ve kültürel yapısını değiştirerek rejimini saldırgan ve kanlı politikalarla yürütmüştür. Şah’ın İran’daki değişik etnik gruplara karşı asimilasyon politikaları ve baskılarından en çok etkilenen ise Azerbaycan Türkleri olmuştur. Çünkü yüzyıllar boyunca İran’ın başkentleri Azerbaycan’da konuşlandırılmış, Tebriz gittikçe gelişerek önemli bir ticaret merkezi haline gelmiş, Azerbaycan Türkçesi ve Azerbaycan Edebiyatı İran’da büyük bir varlık göstererek ilerlemiştir.

Rıza Şah’ın uyguladığı ilk politikalardan biri konar-göçer Türkleri yerleşik hayatı benimsetmeye çalışması oldu. Bu sınırlandırılma konar-göçer Türk boylarının merkezi yönetimden uzaklaşmasına neden oldu. Zorunlu yerleşik hayat ve Farslaştırma siyasetlerine karşın İran’ın muhtelif bölgelerinde aşiretlerin isyanları ve ayaklanmaları başladı. Şah, bu aşiret bölgelerinde sert müdahalelerin ardından buralara askeri garnizonlar kurdu. Bu aşiretlerin topraklarını ellerinden aldı.Rıza Şah’ın ordusu devlet otoritesinin otonom bölgelerde kurulmasını sağlamış, 1922 yılında Batı Azerbaycan’da çıkan Sımko hareketi, Kuzey Azerbaycan’da çıkan Şahseven ayaklanması ve Fars eyaletindeki Kuhgiluye aşiretlerinin ayaklanmaları bastırılmıştır.

Yine merkezi hükümetin yerel idareler üzerindeki kontrolünü arttırmak ve Fars olmayan halklar arasındaki iletişimi kesmek için eyalet ve bölge sınırları değiştirilerek ülke daha küçük birimlere ayrıldı. 1938 yılına kadar dört büyük eyalete ayrılan İran, on eyalete bölündü. Bu bölünme yapılırken asıl amacın İran’daki topluluklar arasındaki etnik, bölgesel, kültürel ve tarihi yapının bozulması olduğundan mütevellit bölünmede etnik sınırlara önem verilmedi.

İran’ın Azerbaycan bölgesi ticari ve iktisadi bakımdan dış ülkelerle ilişkisi gelişmiş önemli bir ticaret merkezi durumundayken Rıza Şah bu bölge halkının Türkiye ve Rusya ile ticari ilişkilerini yasaklamış, bütün ticari faaliyetleri Tebriz’den Tahran’a taşıyarak Tahran’ı ülkenin kültür, ekonomi ve siyaset başkenti yapmaya çalışmıştır. En büyük faaliyetleri ve geçim kaynağı ticaret olan Azerbaycan Türkleri Şah’ın bu iktisadi politikaları karşısında büyük zorluklar çekmiştir. Şah, bu bölgeleri zayıflatıp halkı yoksullaştırırken kendi gücüne de güç kattı ve ayrımcı siyaseti en çok bu alanda başarılı oldu.

Genel olarak baktığımız zaman ise Rıza Şah’ın en başarılı reformlarından biri eğitim alanında olmuştur. Eğitim eksikliğini gidermek amacıyla bu alana daha fazla fon ayırdı. Bunun sonucunda ilk ve orta öğretimde öğrenci sayısında büyük bir artış yaşandı. Eğitim alanında uyguladığı bu reform Fars halkının eğitim seviyesini yükseltip Rıza Şah’a güçlü ve başarılı bir imaj katarken Türkler ve diğer milletler Şah’ın diğer politikalarında olduğu gibi eğitim alanında uyguladığı politikalardan da yine olumsuz etkilenmişlerdir. Bütün etnik asimilasyon politikalarında olduğu gibi Şah’ın da tek dil ve tek millet sloganıyla uyguladığı Farslaştırma politikasının en önemli maddesi dildi. Azınlık dilde eğitim veren okullar ve bu dillerde yayın yapan kuruluşlar kapatıldı. Kitap çıkarmak, gazete basmak yasaklandı ve hatta yazmalarının yanında kendi ana dillerinde konuşmaları bile yasaklandı. Okullarda Farsça dışında Türkçe ve diğer dilleri kullanan çocuklar para cezasına çarptırılmış, kimi zaman dövülmüş, onur kırıcı sözlere maruz kalmışlardı.

Rıza Şah sadece Türkçe ve diğer azınlık dillerinin konuşulmasını yasaklamamış aynı zamanda da Farsçayı etkisinde kalarak aldığı alıntı sözcüklerden kurtarmak için birçok faaliyete başlamıştı. Kurduğu özel bir komisyonla bütün Türkçe kelimeleri sözlüklerden çıkarttı.

Bu dönemde Azerbaycan Türkçesinin Fars dilinin bir lehçesi olduğu, Türkçe konuşan halkın sonradan bu dili zorla öğrenerek aslında bu halkın menşeinin Fars olduğu gibi gerçeklikten uzak teoriler ortaya atılmıştır. Bunun en büyük savunucularından biri olan Ahmet Kesrevi, Azerbaycanlılarının ve diğer İran’da diğer Türk lehçelerinde konuşanların aslında X.yüzyılda Türkçe konuşmaya zorlanan İran halkı olduğunu iddia etmiştir.

Şüphesiz ki Rıza Şah’ın uyguladığı politikalar ülkede bir önceki yönetimden çok daha farklı bir sosyo-ekonomik ve politik değişikliğe yol açmış, ülkedeki Fars unsuru ön plana çıkarken buna müteakip azınlık halklar da geri plana atılmıştı. Fakat 30’lu yıllara gelindiğinde dış güçlerin baskısı, merkezi otoritenin zayıflaması iyice artmaya başlamıştı. 1941 yılında ise Sovyet ordusunun ülkeye girmesi ve İran ordusunun dağılması ile Rıza Şah Eylül ayında iktidardan çekilmek zorunda kaldı. Onun yerine genç ve deneyimsiz oğlu Muhammed Rıza başa geçti.

Rıza Şah’ın gitmesi ile birlikte baskıcı ortam nispeten biraz daha yumuşadı. Siyasi tutuklular serbest bırakıldı. Esaretten kurtulanlar arasında Seyid Cafer Pişeveri de bulunuyordu. Türklere karşı uygulanan faşist yasaklar kalkmış, Azerbaycan siyaseti de değişmişti. Azerbaycan’da birçok faaliyet yürütülmüş, 1945 yılında Tebriz’de Seyid Cafer Pişeveri başkanlığında Milli Hükümet oluşturulmuştur. Türkçe’nin resmî dil olarak ilan edilmesi ve Türkçe eğitim yapılması gibi konularda önemli adımlar atılmış fakat bu faaliyetler Tahran yönetimi tarafından yok edilmiş, kısa sürede de bu özgürlük hareketi kanlı bir biçimde sonlandırılmıştır. Türkçe yeniden yasaklanmış, otoritesi sarsılan Şah yeniden kontrolü ele geçirmişti. Her ne kadar Azerbaycan Milli Hükümeti kısa ömürlü olsa da alınan kararlar bakımından halk için çok önemli adımlar atılmıştır. İran hükümeti bu bağımsızlık harekatına katılanlara baskı uygulanmayacağına dair söz verdiyse de durum böyle olmamıştır. Harekata katılanların birçoğu öldürülmüş ya da sürgüne gönderilmiştir.

1970’lere gelindiği sırada İran’da ülke çapında huzursuzluklar meydana gelmeye başlamış, Pehlevilerin uyguladığı reformlar ve modernleşme çabaları sürekliliğini daha fazla devam ettirememişti. Enflasyonun yükselmesi, petrol piyasasında artan istikrarsızlık gibi nedenler toplumsal muhalefete neden oldu. Pehlevilerin azınlıklara karşı baskıcı politikalarından bıkan Türkler de Pehlevi rejiminin yıkılmasında önemli rol oynamış, yeni bir yönetimin gelmesinin gerekliliğine inanmışlardı. Nitekim durum sandıkları gibi olmamış, 1979’da Ayetullah Humeyni liderliğinde İslam Devrimi ile birlikte yeni bir baskıcı başlangıç yapılmıştı.

Sonuç

Rıza Şah’ın iktidara gelmesiyle birlikte İran’da Pehlevi Hanedanlığı kurulmuş, bu Şahlık yönetimi doğrultusunda Fars halkı için birçok yeni reform yapılırken bir yandan da bu topraklarda yüzyıllardır yaşayan ve genelde yönetici unsur olarak gördüğümüz Türkler, Şah rejimi tarafından tehlikeli kabul edilerek asimilasyon politikalarıyla karşı karşıya kalmışlardır. Kendi benliğini korumak isteyen Türkler zaman zaman İran rejimini tehdit eden radikal faaliyetlere imza atmış fakat bu faaliyetler askeri müdahalelerle sonlandırılmıştır. Her ne kadar İran’da Türk kimliği mütemadiyen bastırılmaya çalışılsa da başarılı olunamamıştır. Ayrımcılık, kültürel baskı, ekonomik yaptırımlar, Pehlevi’nin tek ulusal kimlik yaratma siyaseti Türk kimliğini daha da güçlendirmiştir. Rejim boyunca Türk diline zarar verilmeye çalışılmış ancak bu konuda hiçbir başarıya nail olunamamış ve Farsça özellikle Azerbaycan Türkleri tarafından kabul görmemiştir.
Gökçe Özbaş kafkassam stajyer

Kaynakça

• BLAGA Rafael, İran Halkları El Kitabı, Yayınevi yok, Yayın yeri yok, 1977.

• CLEVELAND William L., Modern Ortadoğu Tarihi, çev. Mehmet Harmancı, Agora Kitaplığı, İstanbul 2008.

• NESİBLİ Nesib, Azerbaycan Tarihi: Millet-Devlet-Siyaset, Altınordu Yayınları, Ankara 2019.

• SARIKAYA Yalçın, Tarihi ve Jeopolitik Boyutlarıyla İran’da Milliyetçilik, Ötüken Yayınları, İstanbul 2008.

• SHAFFER Brenda, Sınırlar ve Kardeşler: İran ve Azerbaycan Kimliği, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, İstanbul 2008.

• ÜNAL Sonay, Yakın Dönem İran Tarihi: Azerbaycan Milli Hükümeti (1945 -1946), Türk Tarih Kurumu, Ankara 2019.

• YENİSEY Gülara, İran’da Etnopolitik Hareketler (1922-2004), Ötüken Yayınları, İstanbul 2008.
5

Yorumlar