Avropanı parçalayan, Trampı prezident edən adam – MƏXFİ SİSTEM

Jirinovski: Türkiye önemli potansiyel partnerimiz

Suriyede Rusyanın hedefi nedir

Ankaragücü şampiyonluğunun Genelkurmay başkanının resimleriyle ne ilgisi var ?

İran’da Olası Sistem Değişikliğinin Arka planı

Gündem, İran 9 Nisan 2020
228

1979 yılında başta Humeyni olmak üzere siyasal Şii-İslamcı çevreler tarafından kurulmuş olan İran İslam Cumhuriyeti şekil ve yapı itibariyle her zaman tartışma konusu olmuştur. Devrim sonrası yapı ve yönetim şekli rejimin ilk yıllarından günümüze kadar ülke içinde ve uluslararası camia tarafından tartışma konusu edilerek araştırılmaya ve bir nevi belki anlaşılmaya çalışılmıştır. Fakat özellikle bu konuda pek bir başarı elde edilmemiştir. Her ne kadar İran İslam Cumhuriyeti yetkilileri sistemsel-yapısal mevzularda hâlihazırda mevcut olan rejimi siyasi sistem olarak özgün ve aynı zamanda dünyada var olan en iyi ve işe yarar devlet mekanizması olarak gösterseler de, pratikte ve hatta teoride gerçekler bambaşkadır.
İslam Cumhuriyeti kurucusu olan Humeyni’nin ta Pehlevi döneminden itibaren altyapısını hazırladığı Velayet-i Fakih tezi 1979 yılında gerçeklik kazanarak bir siyasi sisteme dönüştü. Fakat İran toplumu o zamana kadar tarihin hiçbir evresinde olmayan ve denenmeyen bir tez ile karşı karşıya kaldı. Gerçek şu ki Humeyni ortaya koyduğu Velayet-i Fakih teziyle doğrudan bir dini yönetim amaçlıyordu. Devrim öncesinden hiçbir din adamının ve Mollanın yönetime karışmayacağı yönünde uluslararası camiaya verdiği sözler ve demeçler ortadayken, 15 yıl sonra ülkeye dönen Humeyni ilk günde bile açık hava konuşmasında aynı sözleri tekrarlarken, aniden bir u dönüşü yaptı. Şii mezhebi esaslarına dayandırdığı velayeti Fakih tezini İran İslam Cumhuriyeti devlet şekli olarak referanduma sundu. Neredeyse kimsenin bilmediği ve anlamadığı bir yönetim şekli oylanmış olarak şimdiye kadar devam etti.

“RUHU İSLAMİ; ŞEKLİ CUMHURİYET”

Cumhuriyet oldu olmasına fakat başta Rehber adlanan dini ve siyasi bir lider varken ve her şey onun iki dudağının arasındayken nasıl cumhuriyet olacaktı. Seçenekler çok değildi. Ya başkanlık ya parlamenter ve ya yarı başkanlık olmalıydı fakat esas mesele dünyada var olan çeşitli örneklerde olduğu gibi güç dağılımı ve yetki derecesi İran siyasi sisteminde esas belirleyici faktör olarak hep tartışma konusu oldu ve olmaya da devam ediyor.
Bir taraftan adalet ve eşitlik söylemleriyle yola çıkan İslami devrim, yeni rejimde tek adamlık meselesini meşru bir zemine oturtması gerekiyordu. Sistem içinde anayasaya dayandırılan “Rehber Uzmanlar Meclis” olarak oluşturulan kurum, rejimin kurucu unsurlarının bu boşluğu doldurması için bir çabaydı.
Fakat yetkiler, güç ve sorumluluk dağılımı nasıl olacaktı. İşte bu sorun şimdiye kadar İran siyasetinin perde arkasında cereyan etse bile en önemli çekişme nedenlerinden sayılmaktadır.
Siyasi sistem konusuna gelince şimdiye kadar iki sistem denemiştir. Yarı başkanlık ve başkanlık olarak nitelendire bileceğimiz iki sistem İran’ın son 40 yıllık siyasi tarihinde denenmiştir fakat her iki devirde de güç ve yetki çekişmeleri devam etmiştir. İşin ilginç yanına gelince birazdan da değineceğim gibi bu güç ve yetki çatışmaların bir tarafı hep şimdiki dini-siyasi lider olan Hamenei olmuştur.
Humeyni hayattayken ve henüz İran-Irak savaşı devam ederken şimdiki lider Hamenei Cumhurbaşkanıydı fakat yetkileri kısıtlıydı çünkü sistem bir çeşit yarı başkanlıktı ve yürütmenin başında olan başbakandı. Esas icra yetkisi başbakandaydı. O devirde başbakan şimdi ev hapsinde olan Seyid Hüseyin Musevi idi. O devirde başbakan ve cumhurbaşkanı arasında sürekli bir çatışma ve çekişme hâkimdi. Başbakan Musevi sürekli Cumhurbaşkanı Hamenei’nin işlerine karıştığı için yakınıyordu. Bu yüzden işlerini yapamaz hale geldiğini söylüyor ve şikâyet ediyordu. Bu çekişmeler o kadar büyüdü ki Musevi Humeyni’ye giderek bu konuya müdahil olmasını bile istemişti.
Hümeyni öldükten sonra Hamenei’nin belirlenen vasıfları taşımamasına rağmen yeni lider olarak seçilmesinde neredeyse canla başla çalışan Rafsancani aynı yılda Cumhurbaşkanı olarak seçildi. Fakat aynı yılda yeni anayasa ve yeni sistem uygulamaya konuldu.
O döneme kadar yarı başkanlık sisteminden başkanlık sistemine geçildi.
Çiçeği burnunda yeni siyasi-dini lider(Hamenei), Rafsancani ile aralarında geçen çıkar ve güç dengelerinin bölüşülmesi yönünde antlaşmaya sadık kalmıştı. Kendi döneminde cumhurbaşkanıyken ayağına dolaşan başbakanlığı ortadan kaldırmıştı. Fakat Rafsancani ile de yol ayrımına girmişti.
İran yönetimi iç çatışmalarının en bariz ve uç noktası reformist kesimin Hatemi döneminde oluşturulmasıydı. Toplumsal ve siyasi patlamaya hazır ülkede yönetime adeta bir can suyu, bir kurtarıcı olarak oluşturulmuş, muhalif sesler istenilen bir biçimde yönlendirilmişti. Her dönem özellikle cumhurbaşkanlığı seçimlerinde iki cephenin yarışması gibi gösteriliyordu.
Gelinen noktada yeniden muhtemel bir siyasi sistem değişikliği kulislerde konuşulmaya başlamış görünüyor. Bunun başlıca nedeni elbette rejim başında olan siyasi-dini lider olan Hamenei’nin ülkede tüm yetkilerin doğrudan ve ya dolaysız olarak kendine bağlanmasıdır şüphesiz, fakat bu değişikliğin yapılması yönünde ciddi engellerde mevcut. Var olan engellere değinmeden önce Hamenei’nin bu konuda elini güçlendiren başlıca unsurun tüm araçlarıyla birlikte adeta egemenliği altında tutan yasamayı bilmemiz gerekiyor. Tüm muhalif seslerden arındırılmış ve adeta Hamenei’nin ağzına bakan bir parlamento, parlamenter sisteme geçiş için gereken en önemli şarttır Hamenei için. “Milletvekillerini halk seçmiyor mu peki?” sorusunu duyar gibiyim. Evet, halk seçiyor, yapılan seçimlerin sağlığını bir yana bırakalım, milletvekilliğine başvurup “Korucular Konseyinin” denetiminden geçip teyit almakta işin en önemli püf noktasıdır. Neredeyse artık kimin İslami Mecliste milletvekili olup olmadığının mekanizmasını doğrudan elinde tutan Hamenei, parlamenter sisteme geçişin sinyallerini örtülü şekilde 8 yıl önce vermişti. Bunun üzerine Mecliste Milli Güvenlik Şurası Komisyonunun o zamanki başkanı Alaadin Burujerdi, perlamenter sisteme geçiş konusunu rehberin isteği olarak nitelendirdi, aynı zamanda ”bu konuyu araştırmak için karar alındı, araştırma timleri oluşturuldu, fakat sonuç nedir bilmiyorum” demişti.
Gelinen noktada doğrudan ve ya dolaysız olarak yürütme organına egemenlik sağlamakta güçlük çeken Hamenei, kendisine tam bağlı olan bir hükümetin olabileceğinin sadece şimdiki koşullarda bir parlamenter sistemde gerçekleşebileceğine inanması ve bu doğrultuda adım atması muhtemeldir.
Rejimin tüm hayati katmanlarını, kurum ve kuruluşlarını elinde tutmak isteyen Hamenei için bu siyasi sistem değişikliği hele hele Meclisin şimdiki durumunda, kaçırmayacağı bir fırsat olarak değerlendirile bilir. Fakat bu arada parlamenter sistemin olmazsa olmazı olan partiler İran’ın siyasi sisteminde olmayan bir kavramdır ve kanımca şimdiye kadar bu değişikliğin gerçekleşmemesi yönünde en büyük engeldir.

Celal RUŞEN

Yorumlar