Azərbaycan hansı yolun başlanğıcındadır?

Սկանդալային հավաքը տապալվեց. Անսպասելի արդյունք

Rusiya-Azərbaycan münasibətlərində nə baş verir?

Tramp dönəmində irqçilik və separatizm güclənəcək, ancaq…

İRAN VE STRATEJİK PLANLAMALARI

Gündem 19 Eylül 2019
131

19. yüzyıldan itibaren petrol önemli bir enerji kaynağı haline gelmiş ve devletler, uluslararası politik stratejilerini petrolü ele geçirmek amacıyla düzenlemiştir. Bu çalışmalar zamanla askeri stratejiler dahilin de çatışmalara yol açmıştır. Özellikle İran, petrol krizlerinde önemli rol oynamıştır. İlk petrol krizi 6 Ekim 1973 yılında Arap-İsrail Savaşı sonrasında oldu diyebiliriz. Savaş sonrası OPEC (Organization of Petroleum Exporting Countries: Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü) kurulmuş ve üyeler petrol fiyatlarını yükseltmişlerdir. Bu fiyatların artmasındaki amacı da OPEC üyelerinin İsrail savaşından sonra aldığı yenilgi, İsrail ve ABD’ye de başkaldırmak amacıyla yaptıklarını açıklayabiliriz. 1979 yılında yaşanan bir diğer petrol krizinde ise İran’ın direk etkisi olduğunu söyleyebiliriz. Olay, İran Şahı’nın İslam Devrimiyle görevinden ayrılmak zorunda olması İran’ın ABD’ye petrol satışını durdurmasına ve OPEC üyelerinin tekrar petrol fiyatlarını yükseltmesine sebep olmuştur.
1979 yılından sonra İran yeni bir İslam Cumhuriyetiyle yola devam etmiştir. Aslında ilk başlarda halk buna sevinmişti çünkü İran, halkına yönelik bir yönetim düşünüyordu fakat Batılı ülkelerle sorun yaşayacağını da öngörüyordu. Çünkü İran, ABD ve İngiltere gibi ülkelerin İran’da elçilik açmalarına izin vermeyecekti. İran bu tutumları karşısında artık ağır yaptırımlar uygulanacak ülke konumuna gelmiştir.
Ağır yaptırımlarla karşı karşıya kalacağını bilen İran ise bu yaptırımlarla baş edebilmek için Şii Hilali adlı projeyi oluşturdu. Şii Hilali projesi ilk olarak 2004 yılında Ürdün Kralı Abdullah tarafından gündeme geldi. Projenin amacını Sünni Arap Halkını korumak olarak açıklayan Ürdün Kralından sonra Şii Hilali projesinden bahseden bir diğer isim Mısır Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek olmuştur. Hüsnü Mübarek 2006 yılında bu projenin Arap ülkelerine bir tehdit oluşturduğunu söylemiştir. Bahsedilen Şii Hilalinin başlangıcı Süveyş Kanalı olup Ürdün, Şam ve Bağdat’tan geçerek Yemen’de son buluyordu. Şii Hilali’nin asıl amacı İran’ı ambargolardan kurtarıp ticaretini başka yollardan yapabilmesi için uygun bir geçiş yolu üretmekti. ABD ile Irak arasında geçen işgalde İran kendine bir fırsat yaratmış ve Irak’taki otorite boşluğundan yararlanıp Şii gruplarla Şii Hilali projesini sürdürmeye devam etmiştir. Şii Hilali için oluşturulan diğer harita da ise Beyrut’tan başlayıp Yemen’e uzanan bir yoldu. Bu harita da İran’ın amacının Akdeniz’e ulaşmak istediğini görebiliriz. İran, eğer Akdeniz’e ulaşırsa ambargodan fazla etkilenmeyerek farklı bir ticaret yolu geliştirecekti. ABD ve Avrupa Birliği, İran’ın kendi stratejisini geliştirmeye yönelik çalışmaları karşısında İran’dan petrol alan ülkeleri saflarına çekmeye çalışmış İran’ı zor durumda bırakmaya devam etmiştir. İran ise bu duruma Hürmüz Boğazının yüzde 20’sini kapatacağı söyleyerek cevap vermiştir. Hürmüz Boğazı deniz ticaretinde yüzde 35lik bir kısmın yapıldığı stratejik öneme sahip bir ticaret ağıdır. İran eğer burayı kapatırsa sadece petrol fiyatlarında değil deniz ulaşımıyla yapılan diğer bütün ticaretlerin fiyatlarında da artış yaşanacaktır. ABD ve Avrupa Birliği de bunu düşünerek İran’ın bazı ticaretlerini görmezden gelmektedir. Türkiye’nin de petrol satın alabileceği önemli ülke konumunda olan İran bu durumun farkında olarak Akdeniz’e ulaşabilmek için başta Şii Hilal’i olmak üzere farklı yollar düzenlemektedir. ABD’nin İran’ı engelleyebilmesi için ise İran’ın faaliyet gösterdiği ülkeler üzerinden bir plan oluşturması gerekiyordu. Bu planlardan biri Irak’ın Kuzeyindeki Barzani yapısı diğer ise Suriye’nin Kuzeyindeki PYD yapısıdır.
İran’ın Akdeniz planı kısa vadeli bir plandır bunun için ise İran-Irak-Suriye üzerinden geçen karayolunu hedeflemektedir. Irak’ta Devrim Muhafızları’nın desteğiyle Haşdi Şabi örgütünü kurmuştur. Bu örgüt IŞID’e ve IŞID gibi örgütlerle savaşmış ve İran’ın planına sadık kalmak amacıyla Irak’ta kalmış ve orada önemli bir güce sahip olmuşlardır. İran’ın bu örgütle Irak’ın Kuzeyinde daha etkili olma amacı biraz sarsılmıştır çünkü ABD’nin desteklediği Barzani kuvvetleri engel olmuştur. ABD sadece kuzeyde değil aynı zamanda PYD yapılanmasını oluşturmuş ve İran’ın desteklediği Suriye Hükümeti de dahil olmak üzere bloktaki kuvvetlerin hepsini kuzeyde İran’a engel olmaları amacıyla yönlendirmiştir. Fakat İran bu kadar engele rağmen Irak’ın güneyinde (Bağdat çevresi ve Suriye Deyr-i Zor sınırı) etkili olmuştur. ABD’nin Irak ve Suriye’yi kuzeyde bu kadar etkin hale getirmesinin asıl sebebi Irak’tan başlayarak Suriye’den devam eden hattı Akdeniz’e ulaşımını sağlamak ve Kürdistan’ın Türkiye’ye bağımlılığı olmadan ticaret ağını oluşturmasıdır. Türkiye ise Suriye’ye girerek ABD’nin bu planını gerçekleştirmesine engel olmuştur.
İran ise ABD’nin bu yaptırımlarına karşı duracaklarını belirtmiştir. Fakat geçmişe baktığımızda İran, Akdeniz’e inebilmek için ABD ile El-Cezire’deki(Fırat’ın Doğusu) aşiretler aracılığıyla anlaşmaya gidebileceğini göstermişti. Fakat bu durumda Türkiye’nin Suriye sınırlarına girmesi ve PYD’nin İran’la anlaşmaya yapmaya yanaşmamasıyla ortadan kalkmıştı. İran’ın PYD gibi örgütlerle anlaşmaya yanaşmaması doğrultusunda İran bir diğer projesini gündeme getirmiştir. Bu proje doğrultusunda Lazkiye Limanı ve Tahran- Şam karayolu projelerinden hariç olarak demiryolu geçişi planlamış ve ilk kez 2015 yılında Iraktan Suriye’nin Deyr-i Zor kentine kadar hat inşası oluşturmayı hedeflemişti. İran ve Irak Genelkurmay Başkanları tarafından projenin oluşturulması açısından anlaşma da sağlanmıştı.
İran, Suriye Hükümeti merkezli stratejik planlar da geliştiriyordu. 2018 yılında sosyal projeler adı altında ‘Şiileştirme projeleri’ gerçekleştiriyordu. Fakat Suriye halkı tarafından destek görmeyen bu projeler için İran, Irak üzerinden Suriye’ye getirdiği Afgan savaşçıların Suriye vatandaşlığı almalarını sağlamıştır. Asıl hedef, 50bini bulan Suriye vatandaşı Afgan ailelerini Doğu Guta’ya taşımaktı. Doğu Guta’nın Şam’da bulunmasının önemi ise Şam’ın en önemli ziraat bölgesi halinde olmasıdır. Bu durumun amaçlarından biri ise Doğu Guta’nın inşasında Batı’dan alabildiğince az destek almasıdır.
İran, devletinin Suriye’de etkin konumuna gelmesini devletinin devamlılığı için zorunlu görmektedir. Fakat bu sahada Türkiye’de etkin bir aktördür. Çünkü Suriye’nin Kuzeyindeki terör yapılanmaları en çok Türkiye’yi rahatsız konuma düşürecektir. Bütün ülkelerden daha çok Suriye’ye konum itibariyle yakın olan Türkiye’dir ve kendi güvenliği ve bütünlüğü için bu yapılanmalara karşı çıkmaktadır.
18.09.2019 tarihinde duyurulan habere göre ABD, İran’a yaptırımlarının daha da ağırlaştıracağını belirtti. Trump, Twitter hesabı üzerinden yaptığı açıklamada Hazine Bakanı Steven Mnuchin’e talimat verdiğini de dile getirdi.

Suriye’de değişen dengeler ve İran’ın varoluş mücadelesi


https://www.dw.com/tr/trump-irana-yapt%C4%B1r%C4%B1mlar%C4%B1-belirgin-%C5%9Fekilde-art%C4%B1racak/a-50482206
İstanbul Gelişim Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler 4.sınıf öğrencisi
Kafkassam Stajyeri Ebru ÇELİK

Yorumlar