KAFKASSAM – Kafkasya Stratejik Araştırmalar Merkezi

  1. Anasayfa
  2. »
  3. İran
  4. »
  5. İran Kuzey Kore’den daha tehlikeli

İran Kuzey Kore’den daha tehlikeli

Kafkassam Editör Kafkassam Editör - - 7 dk okuma süresi
11 0

ABD Başkanı Joe Biden’ın Beyaz Saray’a girmesinden bu yana İran rejimi, uranyum zenginleştirme faaliyetlerini ‘nükleer silah üretilebilecek noktaya’ kadar getirdi. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA), doğrulama ve izleme faaliyetlerinin 23 Şubat 2021 tarihinden beri İran’ın, 2015 yılında imzalanan nükleer anlaşması kapsamındaki taahhütlerini yerine getirmeme kararıyla ciddi şekilde baltalandığını bildirdi.

Peki, İran gerçekten nükleer silah sahibi olmaya yaklaştı mı?

Uluslararası Amerikan Konseyi (International American Council) Başkanı ve siyaset analisti Dr. Macid Rafizade, ABD merkezli Gatestone Institute internet sitesinde yayınlanan bir araştırma makalesinde, “İran rejimi, nükleer silah edinme yolunda bir dönüm noktasına varmak üzere ve Biden yönetiminin, İran’ın bunu yapmasını engelleyecek net bir gündemi olmadığı anlaşılıyor” ifadelerine yer verdi.

ABD merkezli New York Times (NYT) gazetesi, geçtiğimiz Eylül ayı ortalarında İran’ın ‘nükleer bir silah için gerekli yakıtı üretmesine sadece bir ay kaldığını’ bildirilmişti. Aynı zamanda Harvard Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Konseyi Yönetim Kurulu üyesi olan Dr. Rafizade makalesinde, “Nükleer silaha sahip bir İran’ın yaratacağı tehditler hafife alınmamalı” diye vurguladı.

Dr. Rafizade, İran kaynaklı bu tehditleri şöyle sıraladı:

1 – İran rejimi, İsrail Devletini her zaman haritadan silmekle tehdit ediyor ve bunu İran’ın temel hedeflerinden biri olarak niteliyor.

İran Devrim Muhafızları Genel Komutanı Tümgeneral Hüseyin Selami de, İran devlet televizyonu Kanal 2’ye verdiği röportajda, “Stratejimiz, İsrail’i dünya siyasi haritasından silmek” diyerek İran rejiminin planlarını çok net bir şekilde ortaya koydu.

2 – İran’ın dini yapısı, devrimci ideallerin peşinde koşma önceliğine dayanmaktadır. Bu idealler arasında İran rejiminin dünyadaki diğer ülkelere ihracat yapması da yer alıyor. Bu başlıca görev, ülkenin anayasasında geçiyor.

İran yönetimi, 1979 yılından bu yana, İran Devrim Muhafız Ordusu (DMO) ve onun seçkin birimi Kudüs Gücü’nü konuşlandırarak ve İran adına hareket eden; Irak’ta 40’tan fazla milis grubun çatısı altında birleştiği Haşdi Şabi Güçleri, Yemen’de Husi milisleri, Lübnan’da Hizbullah ve Gazze’de Hamas Hareketi aracılığıyla Tahran’ın Ortadoğu’daki nüfuzunu Yemen’den Lübnan’a, Suriye’den Gazze Şeridi’ne kadar genişletmeye devam etti.

3 – Nükleer silahların İran destekli grupların ve milislerin eline geçmesi veya İran rejiminin nükleer teknolojiyi Suriye rejimi gibi müttefikleri ya da Afganistan’da Taliban Hareketi gibi vekilleriyle paylaşabileceğine dair ciddi bir düşünce söz konusu.

Dr. Rafizade’ye göre İran rejimi, hâlihazırda ülke dışında silah üretimi ve diğer ülkelerde balistik füze ve gelişmiş silah üretimi için fabrikalar kurmuş durumda ve bunlar arasında Suriye de var. Bu tesislerde, hassas güdümlü füzeler üretilirken belirli hedefleri vurmaya yönelik gelişmiş teknoloji kullanılıyor.

Eğer İran rejimi, vekillerine ve desteklediği milislere gelişmiş silahlar sağlıyorsa Tahran’ı, düşmanlarının ulusal güvenlik çıkarlarını baltalamaları ve nüfuz alanlarını genişletmeleri için vekilleriyle ve desteklediği milislerle nükleer silah teknolojisini paylaşmaktan alıkoyan nedir? İran asıllı ABD’li araştırmacı Dr. Rafizade, bu yıl Birleşmiş Milletler (BM) tarafından yayınlanan ve Husilerin İranlı kişilerden ve kuruluşlardan çok büyük miktarlarda silah aldığına dair kanıtlara işaret eden son yıllık rapora dikkati çekti. ABD, uzun yıllar boyunca İran’ı ‘terörizm destekçisi devlet’ olarak tanımladı. Belçika yargısı da bu yılın başlarında İranlı diplomat Esedullah Esedi’yi, İran Ulusal Direniş Konseyi’nin (NCRI) 2018 yılında Paris yakınlarındaki bir mitinginin hedef alınmasına yönelik saldırıyı planlamak suçundan 20 yıl hapis cezasına çarptırdı. Ayrıca, birkaç ülke, sınırlarından sızmaya çalışan bazı İranlıları tutukladı. Aynı zamanda Tahran’ın bu tür hedeflere ulaşmak amacıyla yurtdışındaki büyükelçiliklerini ve konsolosluklarını kullandığı ortaya çıktı.

Araştırma makalesinde İranlıların kendi ülkelerinde iyi bir şansa sahip olmadıklarına dikkati çeken Dr. Rafizade, Uluslararası Af Örgütü’nün (UAÖ) İran’daki insan haklarıyla ilgili 2020 yılında hazırladığı rapora uzun uzun değindi. Raporda, İranlı yetkililerin ifade özgürlüğü ve örgütlenme veya toplanma özgürlüğü gibi hakları şiddet kullanarak bastırdığı ve güvenlik güçlerinin protestolara yasa dışı güç kullanarak müdahale ettiği belirtildi.

Ayrıca yüzlerce gösterici, muhalif ve insan hakları savunucusunun ‘keyfi olarak’ gözaltına alındığına işaret edilen raporda, yetkililer bu kişilerin birçoğuna hapis ve kırbaç cezası verdiği aktarıldı. Raporda, kadınlar ve kız çocukları ile etnik ve dini azınlıkların, büyük ayrımcılığa ve şiddete maruz kaldıkları bildirildi. Dr. Rafizade, makalesinin bu noktasında, “Eğer İranlı yetkililer, vatandaşlarına böyle davranıyorsa düşmanı olarak gördüklerine daha iyi davranacağını kim düşünebilir?” diye sordu.

ABD’li araştırmacı Dr. Rafizade araştırma makalesinin sonunda şunları yazdı:

“İran rejiminin, nükleer silah elde etmesi halinde, nasıl daha agresif ve cüretkar hale geleceğini, hayal edebilirsiniz. İranlı liderler bir kez kitle imha silahlarına sahip olduklarında, onları durdurmaya çalışmak maliyetli ve çok sayıda insanın canına mal olacak. İran’ın, nükleer silahlarını kullanması gerekmeyebilir, zira yarattığı tehdit fazlasıyla yetecektir.”
Şarkulavsat

İlgili Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.