KAFKASSAM – Kafkasya Stratejik Araştırmalar Merkezi

  1. Anasayfa
  2. »
  3. İran
  4. »
  5. İran ile vekillerinin kurallarının değişmesi

İran ile vekillerinin kurallarının değişmesi

Kafkassam Editör Kafkassam Editör - - 6 dk okuma süresi
34 0

İsrail’in Refah Sınır Kapısı’nın Filistin tarafını ele geçirmesine ve kentin yakında işgal edileceği tehdidine iki önemli gelişme eşlik etti. Birincisi İran’ın nükleer doktrinini değiştireceğine dair açıklamaları, ikincisi, Ekim 2023’te Gazze Şeridi’nde kapsamlı askeri operasyonun başlamasıyla oluşan çatışma tarzının aksine, Hizbullah’ın İsrail’e yönelik saldırılarını yoğunlaştırması. Bu iki gelişme Refah operasyonuna bölgesel dinamiklerin değişiminin eşlik ettiği anlamına geliyor.

Şarku’l Avsat’tan Hüda Rauf’un haberine göre,ilk gelişme, İran Dini Lideri Ali Hamaney’in danışmanı Kemal Harazi’nin, İsrail’in varlığını tehdit etmesi halinde ülkesinin nükleer doktrinini değiştireceğine dair açıklaması ile ortaya çıktı. Harazi bu durumda ülkesinin başka seçeneği kalmayacağını belirterek, Tel Aviv’in nükleer tesisleri vurması halinde caydırıcılık politikasının değişeceği uyarısında bulundu. Açıklamadan anlaşılan, İran’ın bu durumda barışçıl nükleer programının niteliğini değiştirip askeri bir program geliştireceğidir.

Özellikle bir buçuk yıldır Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu’na karşı uyguladığı gizleme ve müfettişlerin nükleer tesislere erişimini engelleme politikasının yanı sıra, Kurum’a bildirilmemiş ve kendisi tarafından bilinmeyen yerlerde uranyum zenginleştirme izlerinin bulunmasının gölgesinde, kesin olan şu ki, İran’ın gizli bir askeri nükleer programı olmadığına dair hiçbir kanıt yok.

Birkaç gün önce Washington ile Tahran arasında hiçbir maddesi veya vardığı sonuçların duyurulmadığı gizli müzakerelerin yapıldığına dair haberler çıktığı göz önüne alındığında, öyle görünüyor ki açıklamanın amacı bir yandan ABD’ye, diğer yandan İsrail’e baskı yapmak.

Dini Liderin danışmanının açıklaması, Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu Genel Direktörünün İran nükleer dosyasına ilişkin durumun hiç de tatmin edici olmadığını ve İranlıların kendisine gerçek icraatlarda bulunmaya hazır olduklarını ilettiklerini söyleyen açık eleştirisinin ardından geldi.

İran daha önce de, Tahran ile Tel Aviv arasındaki doğrudan askeri çatışmanın ortasında, nükleer güvenlikten sorumlu İran Devrim Muhafızları yetkilisi aracılığıyla nükleer doktrinini değiştireceğini ima etmişti. Yetkili, “İsrail tehditleri Tahran’ı nükleer doktrinini gözden geçirmeye ve önceki yaklaşımlarından sapmaya itebilir” demişti.

İran genel olarak uranyumu yüzde 60’a varan bir oranda zenginleştiriyor, silah yapımında kullanılan uranyumun ise yüzde 90 oranında zenginleştirilmiş olması gerekiyor. Dolayısıyla İran’ın elindeki mevcut nükleer maddeler daha yüksek oranlarda zenginleştirilirse, iki nükleer silah üretmesi için yeterli.

Nükleer anlaşmanın çökmesinden bu yana Tahran ile Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu arasındaki gerginlikler büyüdü. Kurum Direktörü, İran’ı nükleer faaliyetlerini genişletme, müfettişleri engelleme ve Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu’nun nükleer tesislerindeki izleme cihazlarını devre dışı bırakma gibi konularda iş birliği yapmaması nedeniyle defalarca eleştirdi.

Mart ayındaki son toplantıda Yönetim Kurulu’na sunulan bir raporda, Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu, İran’ın tahmini zenginleştirilmiş uranyum stokunun 2015 anlaşmasında öngörülen sınırın 27 katına ulaştığını ve Kurum’un İran’ın 2015 nükleer anlaşmasının şartlarına ne kadar uyduğu konusunda kesin ve kararlı bir şey söyleyemeyeceğini belirtti.

İkinci gelişmeye gelince, Lübnan Hizbullahı Tel Aviv ile çatışma tarzındaki değişimi vurgulamak amacıyla insansız hava araçlarını kullanarak İsrail’in kuzey cephesine yönelik saldırılarını yoğunlaştırdı. Bu saldırılar sonucunda iki İsrail askeri öldü. Geçtiğimiz yılın Ekim ayından bu yana Hizbullah ve İran, İsrail ile karşı karşıya gelmemek için çatışmaya katılmama konusunda ısrarcıydı. Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah, kendisinin Gazze savaşına katılmadığını ve sadece Gazze’ye destek veren bir cephe olduğunu açıklamıştı. Tel Aviv ile çatışmalar, iki taraf arasında mutabakata varılan angajman kuralları çerçevesinde, geniş çaplı bir savaşa yol açmadan sınırlı bir kapsamda devam etti.

O halde Hizbullah neden geçen Pazartesi’den bu yana İsrail’e yönelik saldırılarını yoğunlaştırdı ve Filistin’in Refah kentine yönelik operasyonunu başlatması ile iki askerini öldürdü?

Öyle görünüyor ki Hizbullah ve İran, İsrail’in Gazze Şeridi’nde Hamas hareketinden kurtulduktan sonra Hizbullah ile mücadeleye yöneleceğine dair açıklamalarının gölgesinde, Tel Aviv’in Refah’a girmesini ve “direniş ekseni” adı verilen eksenin önemli bir halkası olan Hamas’ı tamamen ortadan kaldırmasını engellemek için, Tahran’ın vekillerinin saldırılarını yoğunlaştırarak cephelerde gerilimi tırmandırmaları gerektiğine inanıyorlar.

Bunun nedeni de bir yandan İran’ın Filistin meselesi ile ilişkisine meşruiyet kazandıran şeyin Hamas ile olan ilişkisi olması, diğer yandan da Hamas’ı tamamen ortadan kaldırdıktan sonra İsrail askeri mekanizmasının Lübnan Hizbullah’ına yönelmemesidir. Zira Gazze Şeridi’nde yaklaşık 1 milyon 200 bin nüfusu ile Refah kenti dışında hiçbir şey kalmadı.

Dolayısıyla İsrail’in Refah kentine yönelik askeri operasyonu, bölgesel bir savaştan kaçınmaya gayret eden ve bunu deklare eden bölgesel taraflar arasındaki angajman kurallarını değiştirebilir.

İlgili Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir