İsrail istihbarat kurumu eski başkanı: Süleymani tehlikeli terörist idi ve teröristler de anında öldürülmeli!

Türkiye, Rusya’ya karşı taraf olmaya zorlanıyor

İDEOLOJİK YAPILAR VE HAKİKAT ALGISI

ABD Gürcistan işbirliği Güney Kafkasya’yı karıştırabilir!

İlyas Harfuş: Moskova ve Batı: 30 yıl geriye

Rusya 23 Nisan 2021
52

Leonid Brejnev döneminin sona ermesinden ve ABD Başkanı Ronald Reagan’ın ilk döneminden bu yana, ABD-Rusya (o zaman Sovyet Birliği) ve Rusya-Batı ilişkileri günümüzdeki kadar hiç bozulmamıştı. ABD Başkanı Joe Biden, Vladimir Putin’i “katil” olarak nitelendirmekten çekinmiyor. Biden’ın Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan, Rus muhalif lider Alexei Navalny’nin ölmesi durumunda bunun sonuçları olacağına dair tehditler savuruyor. Moskova ve Batı ülkelerinin başkentleri arasında büyükelçilerin karşılıklı sınır dışı edilmesine ilişkin söylentiler artıyor. Putin “Batıyı kırmızı çizgiyi aştığı takdirde sert ve hızlı bir yanıt” ile karşı karşıya kalacağına dair tehdit ediyor. Rusya Savunma Bakanı geri çekilme sürecinin başladığını açıklamadan önce, Ukrayna sınırındaki Rus askerlerinin sayısının binlerce olduğu tahmin ediliyordu. Buna ek olarak Batı ülkelerinin yaptırımlarına rağmen Putin’in geri adım atmadığı Kırım işgali de var.

Bu yüzyılın başında dünya, Mihail Gorbaçov’un Kremlin’e gelişi ile yükselen Komünist ideolojinin çöküşünün ve Sovyet döneminin sona ermesinin, iki uluslararası blok arasındaki ideolojik rekabetin tekrar kızışmasını engelleyeceğini ve böylece aralarında daha yakın ilişkilerin kurulmasının kolaylaşacağını düşünüyordu. Bunun yanı sıra o dönemin birçok düşünürü ve kanaat önderi, Francis Fukuyama’nın kuramına göre “tarihin sonunun” geldiğine inanıyordu.

Bu son olmadı ve Batılı liberal fikirler Rus kalesinden içeri sızmayı başaramadı. İki büyük güç arasında, Rusya’nın Napolyon Bonapart ve Adolf Hitler ile yakın dönemdeki iki zorlu mücadelesine dayanan Batı’dan gelen işgal tehditlerine ilişkin tarihi bir uyarısı ile güçlenen çıkarlar rekabeti ortaya çıktı.

Putin’in son konuşmasında Batılı ülkelerin liderlerine yönelik sert tavrı bu bağlamda değerlendirilmeli. Putin, Soğuk Savaş ve iki blok arasındaki siyasi ve ideolojik rekabet döneminin oğludur.

Batı ülkelerinin liderleri Moskova’yı Ukrayna ve Belarus’ta yaptığı gibi komşularına saldırmaması, Alexei Navalny’e karşı yaptığı gibi ülke içindeki muhaliflerine sert bir şekilde müdahale etmemesi ve yurtdışındaki muhaliflerini öldürmek için zehirli gazlar kullanmayı bırakması için uyarması karşısında Putin, Batı’nın bu uyarılar ile askeri yeteneklerine ve ekonomik gücüne dayanarak Rusya’yı yalnızca sindirmeye çalıştığını düşünüyor. Bu yüzden Putin Rusya’nın “kırmızı çizgilerinin” aşılması durumunda hızlı ve sert bir yanıt vermekle tehdit ediyor.

Rusya Devlet Başkanı, Batı tehditlerinin sözlü tehditlerden başka bir şey olmadığını düşünüyor. Zira Rusya’nın aksine Batı hükümetleri büyük krizlere uzun süre dayanamaz. Putin’in önünde ABD’nin Afganistan’dan geri çekilip burayı, Kabil’deki varlığının el-Kaide ve 11 Eylül saldırılarına zemin hazırladığı Taliban Hareketi’nin nüfuzunu geri kazanması için olası bir saha olarak bırakması gibi bir örnek var. Aynı zamanda ABD’nin Suriye muhalefetini desteklemekten vazgeçip bu ülkeyi Türkiye’nin yanı sıra Rusya ve İran güçlerinin bir sahası olarak bırakması gibi bir örnek de var. Bu durum Beşşar Esed rejiminin kurtulmasına olanak sağladı ve Rusya’ya Akdeniz’in doğu kıyısında önemli bir siyasi ve ekonomik rol verdi. Tüm bunların yanı sıra Batı’nın dostlar ve müttefikler karşısında izlediği çelişkili politikalar, Moskova’nın bu politikalardan mümkün olduğunca yararlanmasını kolaylaştırıyor.

Joe Biden, Vladimir Putin dönemi ile birlikte yaşamaya çalışan 5’inci ABD başkanı. Rusya Devlet Başkanı, Bill Clinton kağıtlarını toplayıp Beyaz Saray’dan ayrılmaya hazırlanırken Kremlin’e girmişti. Clinton’u dört ABD başkanı takip etti. Bu sırada ise Putin anayasal metinlerin kendisine izin verdiği ölçüde, bu anayasal “engele” bir son verene dek devlet başkanlığı ile başbakanlık arasında mekik dokuyordu. Putin anayasayı değiştirerek başkanlık süresini dört yerine altı yıla çıkarmak ve değişikliklerin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren art arda iki dönem daha başkan olarak kalmasına izin vermesi için bir referandum düzenledi. Bu da Putin’in 2036 yılına kadar iktidarda kalabileceği anlamına geliyor. Böylece bu gerçekleşirse Putin, Josef Stalin’den daha uzun süre iktidarda kalmış olacak.

Putin, Rusya gibi zor ve geniş sınırlara sahip bir ülkede iktidarı elinde tutmanın önemini çok iyi biliyor. Liderlerinin politikaları cumhuriyetçi ve demokrat, sosyalist ve liberal, işçi ve muhafazakar arasında değişen batılı demokrasilerin, böyle bir istikrarı sağlamadığını ve hiçbir liderin ülkesinin tarihine tek başına iz bırakmasına izin vermediğini biliyor. Donald Trump, Putin ile yakınlaşmıştı. Hatta Trump’ın ABD seçimlerinde Putin’in gözde adayı olduğu ve Trump’ın iki seçim kampanyasını biraz destekle genişletmek için istihbarat servislerinin elinden geleni yapmasına izin verdiği söylenmişti. Putin Biden’in Beyaz Saray’a girdiğinden beri selefinin bıraktığı izleri mümkün olduğunca silmeye çalışmasını takip etmeye başladı.

Dünyanın en kötü ve geniş istihbarat topluluğunun eski bir ajanı olan Vladimir Putin, politika değişikliğinin bazen rejimlerin istikrarını tehdit ettiğini hatırlatıyor. Bu yüzden Demokrat projesini sevmiyor ve rüzgarlarının Kremlin’in pencerelerinden içeri girmesinden rahatsız oluyor.

Vladimir Putin, Mihail Gorbaçov’a yapılan darbenin Komünist Parti’ye ne yaptığını ve Gorbaçov’un Moskova’ya getirdiği Glasnost’un Sovyetler Birliği’nin yapısını nasıl bozduğunu gördü. Putin Doğu Berlin’deki ajanlık görevinden döndükten sonra Rusya’nın nüfuzunu ve küresel konumunu Çarlık günlerinden sonraki haline getirmeye karar verdi. Böylece Rusya’nın Avrupa kıtasının yarısını kontrol etmesine izin veren komünist yayılımına yol açtı.

ABD ve Batılı müttefikleri, Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ve Berlin Duvarı’nın yıkılmasının ardından Rusya’ya açılmaya çalıştı. “Ortak Avrupa Evi” adlı proje kapsamında, 2. Dünya Savaşı’nın ardından Yalta Zirvesi’nde Avrupa’nın bölünmesiyle birlikte yaşananların aksine Rusya’nın dışarıda değil de bir parçası olacağı yeni bir Avrupa inşa etme fikri ortaya atıldı. Nitekim Yalta Zirvesi o dönemde Nazi projesini bozmak için ABD başta olmak üzere Batılı güçlerle ortaklık yapmasına rağmen Sovyetler Birliği’ni Demir Perde’nin arkasında bırakmıştı.

Deyimdeki gibi 1990’ların son yıllarından bu yana köprünün altından çok sular aktı. Bosna Savaşı karşısındaki sıkı iş birliğine ve 11 Eylül saldırılarının ardından ABD’nin Afganistan’ı işgal ettiği sıradaki en etkili iş birliğine rağmen, eski tarihi hassasiyetler Rus politikasının gidişatını şekillendirmede tekrar rol oynamaya başladı. Rusya-Batı ilişkilerindeki şu anki gerileme döneminin, Soğuk Savaş’ın sona erdiği ve iki büyük gücün çatışmasından beri en zor dönem olduğunu söylesek abartmış olmayız. Söz konusu gerileme, bu ilişkileri 30 yıl önceki çatışma ve nefrete geri taşıyor.
İlyas Harfuş
Lübnanlı gazeteci ve yazar şarkulavsat

Yorumlar