Hulisi Akar Gürcistan’da

İran ABD gerginliğinde diplomasi

UKRAYNA’NIN ASKERİ TEKNİK KOMPLEKSİ RUSYA’YI DENGELEYEBİLİR Mİ

ОРГАНИЗАЦИЯ УПРАВЛЕНИЯ ГОРСКИМИ НАРОДАМИ СЕВЕРНОГО КАВКАЗА В XIX — НАЧАЛЕ XX ВВ.: ОСНОВНЫЕ ЭТАПЫ, ОСОБЕННОСТИ И ПРОБЛЕМЫ

İkinci Dünya Savaşında Türk istihbaratında görevli Ermeni ve Yahudiler!

Gündem 16 Ekim 2018
1.091

İkinci Dünya Savaşının tüm cephelerde devam ettiği günlerde her iki blok tarafından savaşa sürüklenmek ve taraf yapılmak istenen Türkiye tüm gücüyle bu baskılara direndi. Türkiye, her ne kadar savaşa fiilen iştirak etmese de, savaşan tarafların Ankara merkezli mücadelesine sahne olmuştu. Tarafların harekâta ait tüm bilgileri Ankara’ya toplanıyor burada şekillenip istihbarata dönüştürülüyordu. Türk istihbaratı İngiliz, Alman ve Rus gizli servislerinin faaliyetlerini yakından izlediği gibi milli çıkarları koruyan operasyonlara da imza atıyordu. Mesela birkaç kez filmi çekilen, 1940’larda Ankara’daki İngiliz Büyükelçiliği’nde çalışan Çiçero kod adlı İlyas Bazna MİT tarafından çok yönlü kullanıldı. İstihbarat tarihinde adı ‘‘yüzyılın ajanı’’ olarak geçiyordu. Gerçekten efsaneydi, ‘Mata Hari’nin falan onun yanında esamesi okunmazdı. 1918’de Sırpların Priştine’yi işgali üzerine anne ve babasıyla İstanbul’a göç eden İlyas Bazna, askerlik hizmetinin bir kısmını Çankaya Köşkü’nde Atatürk’ün yanında yapmıştı.
Kendisine ‘‘Çiçero’’ ismini Almanya’nın Türkiye Büyükelçisi Franz von Papen takmıştı. Arnavut asıllı Yahudi olarak birçok ülkenin resmi kayıtlarına geçen İlyas Bazna; İngiliz Büyükelçiliği’nde çalışırken, gizli savaş sırlarını Almanlara aktardığı için Alman casusu sanılıyordu. Hatta 1960’lı yıllarda Almanya’ya yerleşmiş ve Alman hükümeti tarafından kendisine emekli maaşı bile bağlanmıştı. İngiltere’nin Ankara Büyükelçiliği’nde çalışan İlyas Bazna, ‘Çiçero’ kod adıyla Naziler’e gizli belge satıyordu. Çiçero’yu yakalatan ABD hayranı bir Alman kadın oldu. Amerikalılar, Alman kadını kaçırdı, Naziler İzmir’e kadar kovaladı. Milli İstihbarat Teşkilátı (MİT) tarafından yazdırılan tarihçede ise ilk kez, yüzyılın casusu Çiçero’nun Türk olduğu ve Türk istihbaratı hesabına çalıştığı açıklanmıştı. Ona ‘şeytana külahı ters giydiren Türk deniliyor. Türk üst aklı Almanlara güvenmediğinden Balkanlarda Alman ordularının Türk sınırına dayanmasından önce askeri tedbirleri çoktan almıştı. Nazi Almanya’sının, Türkiye’yi Sovyetler ve İran’a doğru yayılmada önemli bir köprü gördüğü tahmin edilmişti.
Türkiye, Bulgaristan, Yunanistan ve Ege Adalarının Alman askeri birliklerince işgal edilmesinden, Almanların teminatlarına rağmen büyük bir endişe duydu. General Kurmay Başkanı Mareşal Fevzi Çakmak’ın talimatları doğrultusunda Trakya havalisi tahkim edilmiş, arazi makine tüfek yuvalarının yer aldığı bunkerlerle donatılmış, Trakya bölgesinde mukim gayri Müslüm unsurlar sosyal gerekçelerle tahliye edilmişti. Çünkü hem İngilizler hem de Almanlar azınlıkları kendi amaçları doğrultusunda kullanmayı planlamışlardı. İstanbul ve çevresinde yoğun bir şekilde bulunan Rum, Ermeni ve Yahudilerden ayrıca Bolşevik Devrim sonrası Sovyetler Birliği’nden Türkiye’ye göç eden beyaz Ruslar her iki taraf için de potansiyel ajan olabilirdi. Rumlar genelde Türk rejimini destekliyorlardı. Ermeniler Türk aleyhtarıydılar ve Türklere karşı kendilerini desteklemeyi vaat eden herhangi bir güçle işbirliğine hazırdılar. Naziler casusluk sabotaj gibi faaliyetleri yürütmek üzere gerekli ajanları bunlar arasından temin ediyorlardı. O yıllarda orduda görevli Aziz Nesin’in hatıralarında bu hazırlıklarla ilgili ayrıntılar görülebilir.
Türklerin hazırlıkları Avrupa ve Balkanları ezip geçen Alman ordusunu cephe gerisinde yıpratmaya dönüktü ve gayri nizami harp stratejisi üzerine geliştirilmişti. Mesela Türkiye; İkinci Dünya Savaşında Alman ordusuna direnen Sırp Çetniklere yardım etmişti. ‘çete’ kelimesinden türeyen ‘Çetnik’ hareketi, tüm Sırpları tek çatı altında toplayarak Büyük Sırbistan’ı hedefliyordu. İkinci Dünya Savaşı’nda işgalci Mihver kuvvetlerine ve onların Hırvat işbirlikçilerine karşı direnen Çetnikler, Yugoslavya’nın eski devlet başkanı Josip Broz Tito’ya bağlı komünist gerilla hareketi Partizanlarla da savaştı. İkinci Dünya Savaşı’nda faaliyet gösteren Sırp Çetnik hareketinin kurucusu Dragolyub Mihailoviç‘e her türlü silah ve mühimmat desteği verilmişti. Yine II. Dünya savaşı sırasında Nazilere karşı Yunan direniş örgütlerini kim silahlandırdı sanıyorsunuz? Silah ve mühimmatlarını kim temin etti? Trakya bölgesinin savunmasını ta Yunanistan içlerinden başlatan Türk Genelkurmayı, Hitler ordusunun Türkiye sınırlarına ulaşmasını böylelikle engelledi. Yunanistan İç Savaşı’nda faşizme karşı demokrasinin saflarında Türkiyeli bir devrimci, ‘Kapetan Kemal’ yani Mihri Belli tabur komutanlığı yaptı, ölümden döndü. Mihri Belli;1946’da yurt dışına çıktı. Yunan İç Savaşına gerilla olarak katıldı. Demokratik Ordu saflarında tabur komutanlığına kadar yükseldi. Kapetan Kemal olarak anılıyordu. Çatışmalarda iki kez yaralandı. Bulgaristan ve Sovyetler Birliği‘nde tedavi gördü.
10.08.2018 günlü Agos’ta Masis Kürkçügi’lin hazırladığı “’Kızıl Afiş’in Sapancalı üyesi, ‘Son Mohikan’ Arsen Çakaryan” yazısından, İkinci Dünya Savaşı’nda, Misak Manuşyan’ın öncülüğünde, Fransa’daki Nazi işgaline direnen mülteci ve işçilerden oluşan Gönüllü Partizan Savaşçılar (Franc-Tireur Partisan/ FTP-MOI) grubunun yaşayan son üyesi Arsen Çakaryan’ın, 4 Ağustos Cumartesi günü, Fransa’da hayata gözlerini yumduğunu öğrendim. Vilma Kuyumciyan’ın 18 Mayıs 2007’de Agos’ta yayınlanan Arsen Çakaryan’la gerçekleştirdiği söyleşisi de önemli bilgiler içermekte. Arsen Çakaryan’ın hikâyesi biraz tanıdık geldi. Bulgaristan’a sığındıktan sonra, vatansızlara seyahat etme imkânı tanıyan Nansen pasaportunu 1928’de alan Arsen Çakaryan, 1930’da ailesiyle Marsilya’ya gider. Babası madenlerde çalışır.
Çakaryan oradan Paris’e geçer; kursa gidip, ona ekmeğini kazandıracak olan terziliği öğrenir. Olaylar onu hızla militanlaştırır. 1934’te Meclis’e saldıran aşırı sağa karşı mücadeleye, iki yıl sonra 1936’da Halk Cephesi gösterilerine ve emekçilerin büyük grevlerine katılır. Komünist Partisi’nin yönetimindeki sendikaya (CGT) üye olur. Hep işçi sınıfının yanında yer alan Arsen, 1937’de askere çağrılır ve ağır makineli tüfek alayında görev alır. 1939-40’ta savaşta yer alır; Fransız ordusunun yenilgisi üzerine 5 Ağustos 1940’ta terhis olur. Paris’e döndüğünde Kasım 1940’ta, savaştan önce tanıştığı Adıyamanlı Misak Manuşyan’la birliktedir. 1942’de, onun getirdiği, Hitler’e karşı bildirileri dağıtırlar. O günlerde bir terzi için parça başı iş yapmaktadır. Almanya’nın Rusya’ya saldırmasının ardından direniş hareketi ulusal düzeyde birleşir ve eylemlerinin dozunu giderek yükseltecek olan, İtalyan, Polonyalı Yahudi, Ermeni, Bulgar, Alman, Rumen, İtalyan gibi göçmenlerin ağırlıkta olduğu Manuşyan Grubu kurulur.
Komünist Partisi’nin yabancı işçiler örgütlenmesine (FTP-MOI) bağlı olan bu grup 1943’te askerlere saldırıdan sabotajlara kadar, bir dizi eylem yapar. Manuşyan, Haziran 1943’te Gizli Ordu’nun Paris geçici sorumlusu olur, Çakaryan da bir grubun başına geçer. Manuşyan Grubu 28 Eylül 1943’te STO (Zorunlu Çalışma Hizmeti) sorumlusu SS generali Julius Ritter’e suikast düzenler. Yaklaşık olarak yüz kadın ve erkek, Haziran’dan Eylül’e kadar, 115 başarılı eylem yapmıştır. ‘Kızıl Afiş’, Nazilerin direnişçileri küçük düşürmek için kullandıkları bir tabirdi. Direnişçilerin “Fransız bile olmadıklarını” söyleyerek, onları bir cinayet şebekesi olarak gösteriyorlardı. Duvarla astıkları afişlerden “yabancı teröristler” olarak söz etmeyi de ihmal etmiyorlardı! Kasım ortasında Manuşyan ve arkadaşları yakalandığında, Çakaryan direnişçi bir komiserin sayesinde saklanabilir. Daha sonra askerî eğitim de almış olduğu ve direniş tecrübesine sahip olduğundan güneyde faaliyet gösterir. Haziran 1944’te Paris’e çağrılır ve 20 dolayındaki direnişçinin komutanı olur. Nazi ordusuna karşı suikast ve sabotaj eylemlerini gerçekleştiren Ermenilerin manevi motivasyonu 1915 olaylarında Almanların rolü olduğunu, Almanya istemese tehcir sırasında can kayıplarını olmayacağını düşünmeleriydi.
Arsen Çakaryan’ın belirttiğine göre Manuşyan Grubu’nda faaliyet gösteren Ermenilerin çoğunluğu Türkiyeliydi. FTP-MOI içinde Paris ve çevresinde Nazilere karşı savaşan Ermeniler şunlardı, Misak Manuşyan (1906 Adıyaman), Arpen Manukyan (1898 Şuşi), Arsen Çakaryan (1916 Sapanca) Henri Karayan (1921 İstanbul), Hayg Tıbiryan (1910 Adapazarı), Diran Vosgeriçyan (1914 Diyarbakır) Alexandre Konstantinyan (1904 Adana), Dikran Lorenyan (1908 İstanbul). 1 Ekim 2018’de Fransa’da ölen asıl adı Şahnur Varinag Aznavuryan olan Fransızların Frank Sinatra’sı Ermeni asıllı Charles Aznavour’un ailesi de o tarihlerde Paris’teydi. Fransa’ya Gürcistan’dan göç eden babası Michael -Mişs- Aznavourian şarkıcı, İzmir’den göç eden annesi Knar Baghdasarian ise oyuncuydu. Annesinin bazı kaynaklarda Adapazarı’ndan göç ettiği yer alır. Ailenin “Caucase” Kafkas isminde bir lokantaları vardı. Genelde Anadolu’ya özgü yemeklerin çıktığı lokanta Ermeni diasporasının buluşma yeriydi. Aile Fransa yurttaşlığına rağmen etnik kültürünü unutmamıştı. Başında Adıyamanlı Misak Manuşyan’ın bulunduğu Gönüllü Partizan Savaşçılar (Franc-Tireur Partisan – FTP-MOI) grubunun en büyük destekçisi kimdi dersiniz? Tabiki Aznavour ailesi!
Ömür Çelikdönmez
Twitter:@oc32oc32

Yorumlar