Körfəzdə yeni “tanker müharibəsi” başlayır?

Kurtları seven Rus işadamı, Türklerin desteği sayesinde internetin yıldızı oldu

AVRUPA KOMİSYONU BAŞKANININ MEŞRUİYETİNİ TARTIŞABİLİRİZ… AMA ŞİMDİ DEĞİL!

ABD yeni savunma sekreter vekili Mark Esper

İki seçenek arasında kalan İran: Ya taviz ya zarar

Gündem, İran 14 Mayıs 2019
62

“Bu sadece bir psikolojik savaş.”

İranlı siyasi ve askeri liderler, ABD Yönetiminin Abraham Lincoln uçak gemisini Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) operasyon bölgesine gönderme ve İran ile olan gerginliğin askeri bir çatışma seviyesine yükselmesi halinde takviye güç olsun diye B-52 tipi dört stratejik bombardıman uçağını nakletme şeklindeki son kararını böyle yorumluyor.

Independent Arabia’dan Hasan Fahs’ın haberine göre piramidin en tepesinden en aşağısına kadar İran yönetimi, Amerika’nın kendisi ile yaşadığı anlaşmazlığın nükleer program ve 5+1 ülkeleri ile imzaladığı nükleer anlaşma ile sınırlanamayacağının farkında.

Nitekim bu, İran’a üstü kapalı olarak nükleer ülkelerin eşiğine koyacağı barışçıl bir program edinme hakkı tanıyan bir anlaşma olsa da bu programa, BM Güvenlik Konseyi kararı ve nükleer rüyaya fırsat tanıyan gözetimi ile desteklenen şartlar, engellemeler ve sınırlamalar getirildi.

Üstelik uluslararası yaptırımların sona ermesiyle elde etmeyi umduğu şeyleri de gerçekleştiremedi. Söz konusu anlaşmazlığa insan hakları, teröre destek ve Tahran’ın şimdiye dek cevap vermediği şeylere ilişkin meseleler de yön veriyor.

ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun Washington ile Tahran arasındaki herhangi bir müzakere süreci için koyduğu on iki şart, iki taraf arasındaki krizin özünü oluşturuyor. Yani ki iki taraf arasındaki çatışma, nükleer anlaşma ve Tahran’ın nükleer hırsları ile sınırlı değildi. En azından artık değil. Nitekim İran’ın birçok Arap başkentinde görüldüğü üzere yayılma ve etkinlik ile bölgede oynadığı olumsuz rol ve etkiler konuşuluyor. İran’ın tartışma konusu olan bu tavırları, herhangi bir uzlaşma ve barışa köstek olmanın yanında ilgili ülkelerin siyaset, güvenlik, ekonomi ve askeri alanlardaki kararları üzerindeki egemenliğini de ihlal ediyor.

İran’ın Washington ile birlikte birçok Arap ülkesi tarafından ‘tahripkâr’ olmakla nitelenen bu bölgesel rolü, İran Ulusal Güvenlik Yüksek Meclisi Sekreteri Amiral Ali Şemhani tarafından da kabul edildi. Bu çerçevede onun İran’a dair bir okuması bize, “İran’a karşı olan ülkelerin olumsuz rolü, İran’ın tehlikeli nükleer ve füze faaliyetlerinin ya da bölgesel tutumlarının temel sebebi değil. Bu tavra sebep olan ana etken, bu ülkelerin İran’ın bölgede bir ‘güce’ dönüşmesine karşı çıkmalarıdır” diyor. Ona göre ülkesinin bölgesel politikalarının ‘bölgede daimî olarak güvenliğini ve çıkarlarını sağlamasında İran’ın elini güçlendiren bir kart’ olduğunda hiç şüphe yok.

Şemhani’nin bu sözleri, İranlı güvenlik ve siyaset elitinin görüşü ile de tutarlı. Nitekim bu kesime göre İran’ın yeteneklerinin güçlendirilmesi, ülkenin bölgesel denklemler ve dengelerdeki konumuna doğrudan yansıyor.

Bu, Tahran ve Washington arasındaki gerginliğin tırmanmasının belirtilen nedenlerin çok daha ötesinde bir derinlik kazandığı anlamına geliyor.

Bu tırmanış ile Amerika, İran’ın bölge denkleminde temel ve etkin bir rol oynama konusundaki hırsına gem vurmayı hedeflerken İran, Amerikalı oyuncu ve ortakları ile etkinlik sahasında bir rekabet oyunu üzerinden elde edebildiği kazanımları korumayı amaçlıyor.

Bu uğurda güvenlik, demografi ve siyaset alanında elde ettiği tüm kartların yanı sıra önceki ABD yönetiminin Ortadoğu’daki çıkarlarını asgari ölçüde güvence altına alma karşılığında kendisi ile bir çatışmaya girme konusundaki isteksizliğini de kullandı.

Bu İranlı okuma, gelişmelerin gerçeğine yakın olabilir. Hele de Başkan Trump Yönetiminin İran’ın bölgedeki istikrar sarsıcı rolünü ve özellikle Irak, Suriye ve Lübnan gibi birçok ülkede devletin ve kurumlarının ayağa kalkmasına köstek olan, Yemen krizinde barışçıl bir çözüme ulaşmayı engelleyen ve birçok ülkenin içişlerine karışan gruplara yönelik desteğini doğrudan hedef alıp İran rejimi ile krizini derinleştirecek tutumlar benimsediği bir durumda.

Bundan dolayı Başkan Donald Trump Yönetiminin İran’ın Ortadoğu’daki etkinliğinin artmasına ilişkin olarak attığı adımlar, Amerika’nın tutumlarında bir düzeltmeye gitme ve Washington’un yönünü yeniden doğrultup rolünü onarma girişimi olarak görülebilir.

Bilindiği üzere Washington’un toparlamaya çalıştığı durumunun gerilemesine, Tahran’ın önceki Başkan Barack Obama Yönetiminden aldığı yetki sebep oldu.

Nitekim önceki yönetim, bölgesel, siyasi ve güvenlik ortamının şekillenmesinde esaslı bir rol oynaması için Tahran’a göreceli bir özgürlük vermekle birlikte onun uluslararası ve bölgesel ekonomi alanına katılmasını da kolaylaştırmıştı. Tüm bunların karşılığı ise Obama Yönetiminin tarihi bir başarı olarak kabul ettiği nükleer anlaşmanın imzalanması oldu.

İran rejiminin güvenlik ve siyaset anlayışına göre dış siyaset meseleleri ve uluslararası güvenlik ile iç siyaset meseleleri ve ulusal güvenlik arasında sıkı bir bağ var.

Bu ikisi karşılıklı bir etkiye boyun eğiyor: Gerek bölgesel gelişmelerden yararlanarak yeteneklerini ve güvenliğini güçlendirmeye çalışıyor gerekse kendisinin ve başkalarının güvenliğini tehlikeye atacak bir yöntem takip ediyor.

Hiç şüphe yok ki İran rejimi, ABD ile gerginliğin hedefinde, İran’ın bölgesel rolü ve etkinliğini etkileyen ve tavırlarını değiştirmesi ile veya buna mecbur kalması ile sonuçlanacak belirgin talepler çerçevesinde rejimi müzakere masasına doğru çekmek olduğunu gayet iyi biliyor. Aynı şekilde bu kez kazanım elde etmek için daha önce yaptığı gibi zaman faktörü üzerine oynamaması gerektiğinin de farkında. Rejim, müzakereye ve taviz vermeye mahkûm.

Müzakere kararı almada ne kadar gecikirse onun için çember o kadar daralacak ve tavizler de bir o kadar büyüyecek.

Avrupalı ülkeler ve Rus müttefikine doğru diplomatik bir hareket başlatan İranlı müzakereci, çok iyi biliyor ki içerideki durumlar, rejimin maruz kaldığı Amerikan baskısının çağrışımlarından bağımsız olmayacak. Ayrıca oyalama yoluna girilmesi, daha radikal güçlere siyasi durumu kontrol edip askeri patlamaya meyletme veya diyalog ve müzakere girişimini reddetme fırsatı sunabilir ki bu hem içte hem de dışta zararın ikiye katlamasına yol açabilir.

Müzakereci, çatışma temelli turnuvayı uzatmak için çaba sarf etse de Amerikan taleplerinin durduğu sınırları ve tavanı da bilmiyor ve İran’ın bu talep ve şartlara cevap vermesinin, içerideki düzenin temellerinin sarsılmasına yol açmasından ve bölgesel düzeydeki kazanımlarının tümünü yele vermesinden çekiniyor.

Özellikle de iki taraf arasındaki gerilimin tavanı, ikisinden birinin kazançsız çıkmasının zor olduğu seviyelere yükselmişken.

İran, rejimin kurucusunun yüzleştiği kritik dönemeçlerde ve zorlu meydan okumalarda belirttiği üzere ‘Rejimin korunması, her şeyden üstündür’ söylemine geri döner mi?

Yorumlar