Keystone XL boru hattında Türkiye kökenli Ermeni’nin rolü!

Ayetullah Sistani’ye suikast kimin işine gelir?

İran Seçimleri ve Ülkenin Siyasi Sistemi

«Իրավիճակն իսկապես պայթյունավտանգ է». Մանվել Սարգսյան

İdlib’te Bundan Sonra Ne Olacak?

Gündem 18 Eylül 2018
153

7 Eylül 2018 tarihinde Astana sürecinin bir parçası olarak Rusya-Türkiye-İran arasında Tahran’da yapılan görüşmelerin ardından ve bu görüşmelerin bir devamı olarak 17 Eylül 2018 tarihinde Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Rus lider Putin Soçi’de buluştu ve İdlib sorunun çözümü konusunda anlaşmaya vardı. Dünkü yazımızda İdlib konusundaki anlaşmayı analiz etmiştik. Bugün bu analizimizi daha da derinleştirip, gelecekte İdlib konusunda nasıl gelişmeler yaşanabileceği ve bizi neler beklediği konusundaki düşüncelerimizi aktarmak istiyoruz.
Astana süreci çerçevesinde oluşturulan 4 çatışmasızlık bölgesinden biri olan İdlib çatışmasızlık bölgesi üzerine varılan yeni mutabakata göre öncelikle; İdlib çatışmasızlık bölgesi ile Rejim güçleri arasında bir tampon bölge oluşturulacak. Bu tampon bölgenin sınırları iki ülke askerî heyetleri arasında yapılacak görüşmeler sonucunda belirlenecek. Yine bu tampon bölgenin Rusya sorumluluğunda kalan kısmı ile Türkiye sorumluluğunda kalan kısmı askerî görüşmeler sonucunda belirlenecek. Muhtemelen bu çalışma bizatihi arazide yapılacak ve siyasi aktörlere onaylatılacaktır. Hâlihazırda basında tampon bölgeye ilişkin haritalar dolaşsa da bu taslak bir çalışma olarak değerlendirilmelidir. Rus ve Türk askerî heyetlerinin arazideki çalışmaları sonucu bu tampon bölgelerin kesin yerleri belirlenecektir.
Belirlenen bu tampon bölge üzerinde Rusya kendi sorumluluk sahasında, Türkiye de kendi sorumluluk sahası üzerinde bağımsız ve koordineli devriye faaliyetleri yürütecektir. Bu devriye faaliyetlerinin amacı bölgedeki muhtemel silahlı çatışmaları önlemek ve güvenliği sağlamak şeklinde değerlendirilebilir. Tampon bölgenin oluşturulması, bağımsız ve koordineli devriye faaliyetleri başlı başına yeni bir operasyonel faaliyet olarak görülmelidir. Bu operasyonel faaliyet için personel, istihbarat, harekât, lojistik ve muhabere konularını kapsayan detaylı bir planlama gerekmektedir. Bu planlama ve planlamaya dayalı icra Türk-Rus askerini sahada birlikte görev yapmaya yönelten bir gelişmedir. NATO üyesi bir ülkenin operasyon sahasında Rusya ile yapacağı işbirliği NATO müttefikleri tarafından nasıl karşılanacak bu konu ayrı bir tartışma konusudur.
Soçi’de varılan mutabakata göre İdlib bölgesinde muhaliflerin elinde bulunan ağır silahlar muhaliflerden alınacak ve İdlib bölgesi ağır silahlardan temizlenecektir. Burada ağır silah ile kastedilen muhaliflerin ellerinde bulunan uçaksavarlar, tanksavarlar, top ve havan gibi görmeyerek atış yapan ateş destek vasıtaları ve ağır makineli tüfeklerdir. Muhaliflerin ellerinde sadece hafif silah sistemleri kalacaktır. Bu ağır silah sistemlerinin kim tarafından, nasıl ve ne zaman toplanacağı konusu da Rusya ve Türkiye askerî heyetleri arasında görüşülecek diğer bir konuyu oluşturmaktadır. Bu faaliyet de başlı başına operasyonel bir faaliyettir ve detaylı bir planlama ve icrayı gerektirmektedir. Bu konuda da Türk ve Rus askerleri birlikte çalışacaktır. Bilindiği üzere İdlib bölgesinde birçok muhalif grup bulunmaktadır. Bir kısım muhalif gruplar ılımlı muhalif olarak tanımlanmakta ve BM tarafından da meşru kabul edilmektedir. Bu muhalif grupların bir kısmı Türkiye’nin kontrolü altında bir kısmı da Türkiye ile diyalog halindedir. Bu grupların ağır silahlardan arındırılması konusunda bir sorun yaşanmayacağı düşünülmektedir. Fakat Türkiye’nin kontrolünde olmayan, radikal muhalif terörist unsurlar olarak tanımlanan grupların ağır silahlardan arındırılması konusu önemli bir sorun olarak karşımızda durmaktadır. Suudi Arabistan’ın kontrolünde olan Selefi radikal muhalif unsurların ağır silahlardan arındırılması konusu Soçi’de varılan mutabakatın en hassas noktası olarak değerlendirilebilir. Ağır silahlarını teslim etmeyen bu radikal unsurlar Soçi’de varılan mutabakat çerçevesinde terörist unsur olarak değerlendirilecek ve bu unsurlar İdlib bölgesi içerisinde etkisiz hâle getirilecektir. Bu noktada Suudi Arabistan’ın ve onun içerisinde yer aldığı koalisyonun tavrı önemli olacaktır. İdlib bölgesinde ağır silahlarını teslim etmeyen terörist unsurların etkisiz hâle getirilmesi için yapılacak operasyonları da Türk ve Rus askerleri bazen bağımsız, bazen de birlikte yapacaklardır. Bu durumda da Türk ve Rus ordusunun birlikte planlama ve icra noktasında işbirliği yapması söz konusu olacaktır.
Soçi’de İdlib çatışmasızlık bölgesi üzerinde varılan yeni mutabakat hem Rusya’nın hem de Türkiye’nin İdlib bölgesine yeni askerî birlikleri sevk etmesini gerektirecektir. Aynı zamanda Türkiye Astana mutabakatı çerçevesinde oluşturduğu 12 gözlem noktasındaki askerî imkân ve kabiliyetlerini de takviye etmek durumunda kalacaktır. İdlib bölgesinde tampon bölgenin oluşturulması, bağımsız devriye faaliyetlerinin icra edilmesi, İdlib bölgesinin ağır silahlardan arındırılması ve ağır silahlarını teslim etmeyen terörist unsurların etkisiz hâle getirilmesini içeren çok yönlü ve kapsamlı operasyonlar iyi eğitilmiş ve profesyonel birlikleri de gerektirmektedir. Türk ve Rus orduları Suriye’de çeşitli alanlarda birlikte çalışsalar da sahada bu kapsamda bir işbirliği daha önce hiç olmamıştı. Bu konu da aşılması gereken önemli bir engel olarak görülmektedir.
Tampon bölgenin oluşturulması ve tampon bölgede güvenliğin sağlanması, tampon bölgede devriye faaliyetlerinin icra edilmesi, İdlib bölgesinin ağır silahlardan arındırılması ve terörist unsurlara karşı operasyonlar düşünüldüğünde bu operasyonların hepsi ayrı ayrı farklı imkân kabiliyetlere sahip çeşitli birlikleri gerektirmektedir. İdlib bölgesinin ağır silahlardan arındırılması için muhalif unsurlarla irtibata geçecek ve silahları teslim alacak unsurların özel birlikler olması ve bu konuda MİT’in de bölgede operasyon icra etmesi gerekebilir. Bu faaliyet düzenli birliklerle icra edilebilecek bir faaliyet değildir. Teslim alınan silahların ne yapılacağı konusu da Rusya ve Türkiye arasında varılacak bir mutabakatla belirlenecektir. Dolayısıyla İdlib mutabakatı sonrası Türk Silahlı Kuvvetleri karmaşık bir görev ile de karşı karşıya kalacaktır. Ayrıntılı ve koordine edilmiş iyi bir planlama ve icra ile Türk Silahlı Kuvvetlerinin bu görevi de başaracağı şüphesizdir. Hybrid Savaş olarak tanımlanan bu yeni ve karmaşık görevlere Türk Silahlı Kuvvetlerinin hazır edilmesi her geçen gün daha da önem kazanmaktadır. Bu konu askerî uzmanların gelecekteki en önemli uğraşısı olacaktır.
Örneğin sahadaki Türk ve Rus birlik komutanları arasında koordinasyonun sağlanması ve telsiz irtibatlarının tesis edilmesi önemli bir sorundur. Bu noktada dil konusu da önemli bir sorun olarak karşımıza çıkacaktır. ABD bu konuları bahane ederek üç aydır Münbiç mutabakatı çerçevesinde Türk ve Amerikan askerlerinin ortak devriye faaliyetini gerçekleştirememiştir. Her ikisi de NATO üyesi olan aynı doktrin ve taktikleri uygulayan, NATO çerçevesinde tatbikatlar yapan iki ülkenin Münbiç’te ortak bir devriye faaliyetini icra edememiş olması da ayrıca düşünülmesi gereken bir konudur. ABD’nin Suriye’de Türkiye ile işbirliği yapma konusundaki iradesizliğinin Rusya’da olmaması önemlidir. Bu nedenle İdlib konusunda Rusya’nın da Türkiye’nin de ellerinden geleni yapacakları açıktır. Gelinen noktada NATO müttefiklerinin bu duruma düşmesi ittifakın da zayıflığını ortaya koyan üzücü bir durumdur.
Rusya ve Türkiye’nin ortak çabaları ile İdlib bölgesinin güvenliğinin sağlanması ve terörist unsurlardan temizlenmesi Suriye’nin geleceği açısından çok önemlidir. İdlib bölgesinde yer alan muhalif unsurlar da artık Suriye’nin geleceğinin bir parçası olacaklar ve geçmişte sahip olduklarından daha fazla güce sahip olacaklardır. Bununla birlikte İdlib bölgesinin terörist unsurlardan temizlenmesi ve güvenliğinin sağlanması Türkiye’nin sınır güvenliği açısından da büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle Soçi’de İdlib konusunda sağlanan mutabakat çok değerlidir ve Türkiye’nin bu mutabakatın gereklerini yerine getirmesi için var gücüyle çalışması gerekmektedir.
İdlib mutabakatı öncesinde İdlib konusunda Rusya ve Türkiye başlangıçtan buyana birbirlerine karşı güvensizlik içindeydiler. İki ülke arasında Suriye’de adım adım gelişen işbirliği bugünkü mutabakatın oluşmasına yol açmıştır. Daha önceleri Rusya Astana mutabakatı çerçevesinde oluşturulan gözlem noktalarına istinaden Türkiye’den İdlib bölgesinin kontrolünü ve güvenliğini sağlamasını bekliyordu. Fakat İdlib bölgesinden Suudi Arabistan destekli terörist unsurlardan Rus askeri birliklerine saldırı geldikçe Rusya ile Türkiye arasında güvensizlik oluşuyordu. Türkiye her defasında bu grupların terörist gruplar olduğunu ve kendi kontrolünde olmadığını belirtiyordu. Rusya ve Türkiye arasında Suriye’de gelişen işbirliği İdlib bölgesinde bulunan Suudi Arabistan destekli radikal gruplar tarafından sabote ediliyordu. Şüphesiz bu ABD liderliğindeki koalisyon açısından bulunmaz bir nimetti ve bu enstrüman sık sık kullanılıyordu. Önümüzdeki dönemde de bu terörist unsurlar Suudi Arabistan ve ABD tarafından Rus-Türk işbirliğini sabote etmek için kullanılabilir. Bu konu İdlib mutabakatının en zayıf tarafıdır.
Soçi’de İdlib konusunda Türkiye ve Rusya arasında varılan mutabakatın hiç şüphesiz uluslararası yansımaları da olacaktır. İdlib mutabakatının sahada başarıya ulaşması Türkiye’nin ABD ve Batı ile olan ilişkilerini etkileyecektir. Nükleer santral anlaşması, Türk Akımı projesi, S-400 alımı gibi Rusya ile Türkiye arasındaki ilişkileri stratejik seviyeye taşıyan gelişmeler, İdlib mutabakatının sahada başarıya ulaşması ile daha ileri aşamaya taşınacaktır. Bu durumdan ABD ve NATO müttefikleri rahatsız olacaklardır. İdlib bölgesinin de güvenliğe kavuşması ile artık dikkatler ABD, İngiltere ve Fransa’nın desteklediği PKK/PYD/YPG unsurlarının bulunduğu Fırat’ın doğusuna çevrilecektir. İdlib mutabakatının başarısı aynı zamanda Astana sürecinin başarısı ve Rusya-Türkiye-İran işbirliğinin daha da artması demektir. Bu üçlünün Fırat’ın doğusu konusunda işbirliğine gitmesi ABD’nin liderliğini yaptığı koalisyon tarafından hiç hoş karşılanmayacaktır. Fakat bu noktada Türkiye’nin kendi güvenliği açısından ABD destekli PKK/PYD/YPG unsurlarını hem Irak’ta hem de Suriye’de istemediği ortadadır. Bu nedenle İdlib mutabakatının başarısı ve geleceği Suriye’nin ve bölgenin de geleceğini belirleyecek önemli konudur. İdlib konusunda mutabakata varılması önemli bir başarıdır, İdlib mutabakatının geleceği ve sahadaki başarısı çok daha önemli bir başarıdır.
Dr. Ufuk Cerrah – KAFKASSAM Uzmanı

Yorumlar