Ում էր վախեցնում Ռոբերտ Քոչարյանը. առանցքը քանդվեց, իսկ սադրանքը՝ ստացվեց

İbad Hüseynov, Rusya ile Türkiye arasında diyaloğun sağlanması için aracılık öneriyor

Rus Anti Drone Silahı REX-1

Uzun vadeli hedefimiz Türkmen Devletidir”

İdlib’in gölgesinde Ankara-Moskova ilişkileri

Gündem, Rusya, Türkiye 3 Şubat 2020
151

İç çatışmaların eksik olmadığı Suriye’nin İdlib kenti kimilerine göre bölgenin yeni Gazze’si. Esad muhaliflerinin toplandığı yer, rejim ve destekçilerinin yoğun saldırıları nedeniyle son 1 haftada daha da zorda.

151 bin sivil Türkiye sınırı yakınlarına sığınmış durumda.

Son üç ayda yarım milyondan fazla insan yerinden edildi.

Türkiye’ye yönelik göç dalgası tehdidi herkesin malumu.

Bir süredir İdlib’e operasyon hazırlığında bulunan Suriye ordusu, geçen hafta adımlarını hızlandırmıştı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’nin yeni bir mülteci dalgasıyla karşı karşıya olduğunu, buna artık tahammülünün olmadığını söylemişti.

Son olarak bölgede Esad’a bağlı birliklerin düzenlediği saldırı sonrası Milli Savunma Bakanlığı 5’i asker 1’i sivil personel 6 şehit olduğu açıklaması yaptı.

Rus Savunma Bakanlığı ise Ankara’nın Moskova’ya haber vermeden İdlib’e asker sevk ettiğini, Türk askerlerinin bu nedenle ateş altında kaldığını söylüyor.

Bakanlık, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Türkiye’nin misliyle karşılık verdiği yönündeki sözleri sonrası “Türk hava kuvvetleri rejime hava saldırısıyla karşılık vermedi” açıklaması yapıyor.

Yaşananlar Rus medyasının bir kısmında böyle yankılanıyor.

Rus basınından Azer Mürseliyev ise Türkiye-Rusya ilişkilerini İdlib ile sınırlı görmediğini, iki başkent arasında gerilimin tırmanacağına inanmadığını söylüyor.

Londra merkezli Suriye İnsan Hakları Gözlemevi, Türkiye’nin top atışları nederiyle ölen Suriyeli asker sayısını 13 olarak duyuruyor.

Açıklamada bu askerlerin sadece İdlib’de değil, Hama ve Lazkiye’de hayatını kaybettiği not ediliyor.

Esad kafasına göre iş yapmıyor”
Suriye hükümetine karşı mücadele eden silahlı grupların elindeki tek büyük yer olarak tarif edilebilecek İdlib’de Türk ve Suriye ordusu arasındaki çatışma ile ilgili ortak kanı Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın tek başına adım atamayacağı yönünde.

Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı’ndan (TEPAV) Dr. Nihat Ali Özcan da bu görüşü paylaşanlardan.

Ortadoğu ve güvenlik politikaları konusunda çalışmalar yürüten Özcan, “Esad bu işi kendi kafasından yapmıyor” diyor.

Üstelik ona göre işin içinde Rusya ile birlikte İran da var:

Bunun hem planlanması hem icrasında Rusların ve elbette İran’ın büyük katkısı var. Bütün bunlar sadece İdlib için değil, Suriye’nin genelindeki politikanın organik bir parçası Esad’ın yaptığı. Mevzu sadece Esad ile alakalı.

Türk askeri birliklerine yönelik son saldırıların ardından 2019 ağustos ayında yaşananları anımsatanlar da var.

Altı ay önce Han Şeyhun kentindeki kontrolü Suriye ordusuna geçmesi ve Türk askeri konvoyunun Rus ve Suriye savaş uçaklarınca bombalanmasını öncü bir mesaj olarak niteleyenler de bulunuyor.

Bundan birkaç ay önce Han Şeyhun’da yaşanan gelişmeleri Rai al Youm’daki köşesine taşıyan Filistinli gazeteci Abdulbari Atwan gibi.

Atwan o dönem yaptığı değerlendirmede “Han Şeyhun’a yapılan saldırı ve kentin geri alınması, Soçi Anlaşmalarının çöküşü ve İdlib ve kırsalında bulunan ondan fazla Türk askeri gözlem merkezinin rolünün sona erdiği anlamına gelir” tespiti yapıp “Han Şeyhun’un geri alınmasından sonra sıra İdlib’de mi?” diye sormuştu.

“Rusya kendini çekmiş pozisyonda
Peki son gelişmeler dikkate alındığında Ankara-Moskova ilişkileri ne olur?

İstanbul Kültür Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Hasan Köni, Türkiye ile Rusya’nın kapsamlı ilişkilerinin İdlib’deki gerginlik üzerinden bozulmasını uzak bir ihtimal olarak görüyor.

Bununla birlikte Rusya’nın son olayda kendini çekmiş gibi bir tutum takındığını söylüyor.

Bir yandan da TSK birliklerine dönük saldırı sonrası “Türkiye’nin cevap vermesine izin verilmiş” tespitini not düşerek:

Görünüyor ki, Türkiye’nin cevap vermesine izin verilmiş. Türkiye’nin bombalaması sonucu 13-14 ölü var. Suriye ordusundan ‘kazara’ bombalandı, o da ona yanıt verdi gibi bir durum söz konusu. Rusya burada yok, sanki Türkiye ile Suriye arasında olumsuz bir durum çıkmış gibi bir hava esiyor. Rusya kendini çekmiş bulunuyor. Türk tankları ilerlerken vurulmuş. Fakat Türkiye bunu devam ettirmeye kararlı gibi görünüyor. 18 aylık bir zaman verilmişti, bölgedeki HTŞ (Heyet Tahrir el-Şam) unsurlarının temizlenmesi ile ilgili. 18 ay beklediler. Ama Türkiye bunu çözebilmiş değil ya da çözmek istemiyor.

Köni, 2018’in eylülünde imzalanan Soçi mutabakatının belli bir süre bekledikten sonra son operasyon ile birlikte Suriye ordusu tarafından ihlale uğradığını ifade ediyor.

Gazeteci Azer Mürseliyev’e göre Suriye meselesi son iki aydır Rusya’nın gündeminde bile değil.

Dahası, Türkiye birliklerine yönelik son saldırıyı gerçekleştirenlerin paralı askerler olduğunu öne sürüyor.

Mürseliyev, Rusya-Türkiye arasındaki ilişkilerin sadece İdlib’e indirgenemeyeceğinin altını çiziyor:

Biliyorsunuz paralı asker konusunu Libya’daki gelişmeler çerçevesinde değerlendiren Devlet Başkanı Vladimir Putin, paralı askerler konusunu devleti kesinlikle bağlamadığına vurgu yapmıştı. Rusya’nın bölgedeki ana hedefi Halep yolunu Şam’ın kontrolüne geçmesi ve Hmeymim üssünün güvende bulunmasıdır. Çünkü devletin askeri güçleri Hmeymim’in yanı sıra danışman düzeyinde Suriye’de mevcuttur. Perde arkasında iki ülke haliyle buluşuyordu ve herbirinin kendine göre istekleri vardır. Şimdiki saldırı Türkiye’nin orayı terk etmesinin hızlandırma amacı taşımaktadır. Perde arkasındaki görüşmelerde Rusya istediklerinin bir kısmını almak için bu saldırıyı kullanacaktır. Fakat Rusya-Türkiye ilişkilerinin sadece İdlib konusundan ibaret olmadığını unutmamak gerekiyor. İki ülke arasındaki ilişkilerde başta doğalgaz olmakla füze satışıyla somut işbirlikleri ve yürüyen projeler bulunuyor. Gerilimin tırmanacağını düşünmemek lazım. Perde arkasındaki görüşmelerde Rusya’nın neler almak istediğine ve isteyeceğine bakmak lazım.

“Rusya’nın tutumu değişti
Ekonomi ve Dış Politika Araştırma Derneği (EDAM) Başkanı Sinan Ülgen de Hasan Köni gibi Soçi’de imzalanan o mutabakata vurgu yapıyor.

Ülgen, Esar rejiminin operasyonlarının baskısını geçmişte Rusya’nın durdurduğunu, son kertede ise bu tutumununun değiştiğine işaret ediyor:

Türkiye-Rusya arasındaki ilk anlaşma eylül 2018 tarihli. O anlaşmada Türkiye İdlib’de bir takım yükümlülükler üstlenmişti. Bu yükümlüleklerin yerine getirilmesi için de bir zaman tespit edilmişti. Şimdi o günden bu yana sahadaki gelişmeler Türkiye’nin üstlenmiş olduğu yükümlülükleri yerine getirmesini açıkçası engelledi. Çünkü Türkiye o anlaşma ile bölgedeki radikal unsurların bölgede silahsızlandırılması ve bazı sahaların bu unsurlardan arındırılması yönünde bir yükümlülük üstlenmişti. O zamandan bu yana Rusya ile yürütülen diyalog sayesinde aslında bu hedefler her ne kadar yerine gelmemiş olsa da diyaloğun sürdürülmesine Ankara-Moskova arasında gayret gösterilmişti. Fakat gelinen noktada Moskova’nın artık Ankara’ya daha fazla bir mühlet tanımama eğiliminde olduğunu görüyoruz. Dolayısıyla Rusya desteği ile rejim güçlerinin İdlib’deki harekatlarına bölgenin güneyinden baskıyı arttırdıklarına müşahade ediyoruz. Burada değişen temel husus Rusya’nın tutumu oldu. Bugüne dek rejimin operasyonlarının baskısını durduran Moskova’ydı. Anlaşılan Moskova bu konuda bir tutum değişikliğine gitti. Nihayetinde Rusya’nın hedefi söz konusu bölgenin rejim kontrolüne geçmesi. Türkiye de aslında bunu engellemeye çalışmıyor ama bunu daha zamana yaymaya çabalıyordu. Buradaki amaç da bölgedeki istikrarsızlığın Türkiye sınırına doğru bir mülteci dalgasını doğurmamasıydı.

Maksim Yusin: İdlib sorunu çözümsüz kalmamalı
Ortadoğu, Kafkasya ve terör uzmanı Gazeteci Maksim Yusin’e göre sorun on altı aydan bu yana iki ülke arasındaki anlaşmazlığın ana noktasını oluşturuyor.

Eylül 2018’den beri Rusya’nın bölgedeki terör gruplarından rahatsızlığını ifade ettiğini anımsatan Yusin şu tespiti yapıyor:

Oradaki anlaşmazlık şu anda çok iyi dönemini yaşadığımız Rus-Türk ilişkilerini olumsuz etkiliyor demeyeyim ama anlaşmazlık olduğu kesin. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sert konuşmasının ilişkilerde ciddi sorun yaratacağına inamıyorum. Aslında buradaki durum çok somut; Rusya, Türkiye’den önemli bir kısmı Çeçen kökenli olan “terör” gruplarının oradan uzaklaştırılmasını istiyor. Çünkü bu gruplar doğrudan Hmeymim’e ve dolaylı yollardan Lazkiye’ye de olumsuz etki yapıyor. Sorunun öteye gideceğine inanmıyorum.

Dr. Nihat Ali Özcan da 2018’den bu yana geçen sürede Soçi’deki mutabakatın gerçekleştirilmediği kanaatinde.

Özcan, “2018’in eylül ayında Türkiye’nin Putin ile imzaladığı anlaşmaya göre kulvarlar açılacak, silahlı unsurlar da müzakere masası için yavaş yavaş silahtan arındırılacaktı. Geçen süre zarfında Soçi’deki mutabakat gerçekleştirilemedi. Bunun yerine Rusya anlaşılan Türkiye’ye “Tamam seni seviyoruz ama kusura bakma bizim bir planımız var” deyip karayollarını ele geçirmek için harekete geçti” diye konuşuyor.

Özcan’ın bir başka dikkat çektiği nokta ise barış gözetleme görevinin Ankara tarafından başka bir şekilde algılanması:

Türkiye de barışı gözetleme görevinin karakterini değiştirerek kendine yeni bir misyon yarattı. Bu yeni misyon ile barışı empoze eden rolüne büründü. İkisi ayrı şey. Empoze etmek istediğinizde devreye kuvvet kullanımı giriyor. Kuvvet kullanıldığında ise ortaya bu gibi durumlar çıkıyor. Dışarıdan bakıldığında “Türkiye ile Rusya arasında sahada küçük bir sorun var” şeklinde algılanıyor. Bu sorunun sorumlusu sahadikiler gibi görünüyor ama aslında herkes kimin ne yaptığının farkında. Türkiye’nin bu hareketinden Ruslar mutlu değil. Ruslar ve rejimin yaptığından Türkiye mutlu değil. Telefon diplomasisiyle bir hasar tespiti yapılacak.

Peki Ankara-Moskova hattında İdlib özelinde bir iletişim sıkıntısı mı var?

Sinan Ülgen’e göre bu sorunun yanıtı “Hayır”.

Zira Ülgen, iletişim sıkıntısının ötesinde bir takım gelişmeler yaşandığı görüşünde:

Rusya’nın baskıyı arttırma niyetinde olduğu görünüyor. Türkiye’nin oradaki sevkiyata giden TSK unsurlarının vurulması yanlış ve eksik iletişimden kaynaklanabilir ama arka plana bakıldığında rejimin İdlib’e hareketlenmesi tamamen Rusya’nın desteği ile oluyor.

“Hükümete yakın kuruluş ABD’nin müdahil olması gerektiğini düşünüyor”
Yukarıdaki sözler ise Prof. Köni’ye ait.

Köni, Siyasi Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Vakfı’na (SETA) yakın bazı isimlerin olaya dahil olması gerektiği yönünde görüşleri olduğunu öne sürüyor:

ABD’nin müdahale etmesi gerektiği yönünde SETA çevrelerinden de bazı görüşler var. ABD, Türkiye’nin Rusya ile çok yakın olmasını istemiyor zaten. Son yayınlanan RAND Corporation raporunda “Türkiye ve ordusunu yeniden yanımıza çekmemiz lazım” deniyor. Eğer Rusya son noktada direnecekse ABD fırsat bu fırsat diyecektir. Tabi ABD’nin DAEŞ’e karşı YPG ve PKK’yı desteklediğini unutmamak gerek. İdlib’de ise Türkiye’yi destekliyor, bir anlamda DAEŞ’i korumuş oluyor. Uluslararası ilişkilerde kaotik bir durum söz konusu. Hep denir ya, “Uluslararası ilişkiler anarşik bir durumdur” diye. Tam bu teorinin pratik ispatı burada. Amiyane tabiriyle karşılıklı hokkabazlıklar ile durum devam ediyor
Dora Mengüç

Yorumlar