ABD ve İran’ın Suriye denklemi Afrin’de dur Doğu Guta’da vur!

Kazakistan’da Ermeniler protesto ediliyor: Karaganda şehri ayağa kalktı!

Çavuşoğlu “Türkiye, Rusya karşıtı yaptırımları onaylamıyor

Çavuşoğlu’nun Azerbaycan ziyareti Rus ve Azeri basınında geniş yankı buldu

İdlib ve Münbiç Mutabakatları ve Türkiye’nin Suriye’de Görünmeyen Kazanımları

Gündem 18 Eylül 2018
107

Astana sürecinin paydaşları olan Rusya-Türkiye-İran üçlüsünün İran’ın başkenti Tahran’da 7 Eylül 2018 tarihinde düzenledikleri zirvenin en önemli gündem maddesi İdlib konusu idi. Tarafların bu konu üzerinde fikir ayrılıkları içinde olduğu, bütün dünyaya canlı bir şekilde aktarılan yayınlarda açıkça görüldü. Zirve sonrası 12 maddelik sonuç bildirgesi yayınlandı. Taraflar farklı yaklaşımlara sahip olsalar da bu bildiride; Türkiye, Rusya ve İran’ın Suriye krizine askerî çözüm getirilemeyeceği ve İdlib’deki durumun Astana mutabakatı çerçevesinde ele alınacağı yaklaşımları vurgulandı. Astana sürecinin paydaşları arasındaki fikir ayrılığı başta ABD olmak üzere Suriye’nin parçalanmasını bekleyen diğer aktörler tarafından sevinçle karşılandı. Hem dış hem de bir kısım iç basında Astana sürecinin artık bittiğini belirten yorum ve analizler yer aldı. Tahran Zirvesi’nin ertesi günü konuyu ele alan ve KAFKASSAM’da yayınlanan analizimi ( https://kafkassam.com/tahran-zirvesi-ve-suriye-krizinde-gelinen-nokta.html ) bitirirken şu cümleleri kullanmıştım. “Bugün ulusal basında hem Tahran zirvesine hem de Türkiye’nin Suriye politikasına ilişkin ciddi eleştirel yazılar ve yorumlar okudum. Eleştiri yapıcı olduğu sürece terakkiye yol açar ve iyidir. Fakat bilinçsizce ve bilgisizce yapılan milli şuurdan uzak eleştiriler de memlekete zarar verir. Önemli olan bu kriz ve kaos durumundan Türkiye’nin zarar görmeden çıkmasıdır. Bu kriz ve kaos durumu sadece bizi değil tüm bölgeyi ve hatta uluslararası sistemin bütününü ilgilendirmekte ve etkilemektedir. Türkiye’nin Münbiç yol haritasında olduğu gibi bir çıkış yolu bulup sorunu çözebileceğine olan inancımı koruduğumu belirtmek istiyorum.” O gün kaleme aldığım analizimin tamamı bir daha okunduğunda şu çözüm önerisi görülecektir. Türkiye’nin birçok kriz yaşadığı ABD ile hiç beklenmeyen bir zamanda Münbiç mutabakatı sağlanmış ve bu bölgedeki soruna geçici de olsa bir çözüm yolu bulunmuştur. Farklı değişkenlere ve parametrelere sahip olsa da İdlib konusuna da benzer bir çözümün bulunması gerekmektedir. Türkiye açısından Münbiç ve İdlib konularının birlikte düşünülmesi ve değerlendirilmesi gerektiğini ve Suriye özelinde bu iki konunun önümüzdeki günlerde Türk dış ve güvenlik politikalarının en önemli maddesi olacağını vurgulamıştım.
Resmi olarak “Münbiç Yol Haritası ve Münbiç Güvenlik Prensipleri” olarak adlandırılan Münbiç yol haritası aslında ABD’nin Türkiye’yi oyalama ve zaman kazanma taktiği olarak değerlendirilmiştir. Evet ben de bu değerlendirmeye katılıyorum. ABD aradan üç ay geçmesine rağmen Türk askerinin Münbiç’e girmesine izin vermemekte ve ortak devriye faaliyetleri için hazırlık yapıldığını ifade etmektedir. Münbiç’teki ortak askerî devriye faaliyeti için bu kadar zamana yayılan bir hazırlık sürecine ihtiyaç da yoktur. ABD Münbiç’ten silahlı unsurların (PKK/PYD/YPG terörist unsurların) çekildiğini beyan etmektedir. Bunun ne kadar doğru olup olmadığını bilemiyoruz ve bu konuda da somut bir veriye de sahip değiliz. Türkiye açısından burada önemli olan Münbiç bölgesinde oluşan mevcut stabil durumun güvenliğinin sağlanmasıdır. Nitekim bu bölgede Fırat Kalkanı harekât bölgesinde yer alan Türk askeri ile ABD ve onun desteğindeki terörist unsurlar arasında beklenmeyen çatışmalar çıkabilir. Bu bölge hassas ve çatışmalara açık bir bölgedir. Suriye’de sıcak gündem maddesi İdlib iken bu bölgede Münbiç mutabakatının sağlanması Türkiye açısından isabetli bir strateji olmuştur. ABD Türkiye’yi oyalıyor eleştirilerine karşı, Türkiye’nin de bu noktada belli kazanımları ve beklentileri olduğu açıktır. Suriye’deki askerî durum Münbiç mutabakatını sadece ABD için değil Türkiye için de zorunlu kılmıştır. Münbiç bölgesinden terörist unsurların çekilmesi de bu mutabakat çerçevesinde sağlanmıştır. Bu demek değildir ki, PKK/PYD/YPG terörist unsurlarının Fırat’ın doğusunda varlığı kabul edilmiştir. Türkiye’nin nihai hedefi Suriye ve Irak sınırları boyunca bütün terörist unsurların temizlenmesi ve sınır güveliğinin sağlanmasıdır.
17 Eylül 2018 tarihinde Soçi’de Putin ile Sayın Cumhurbaşkanı arasında yapılan görüşmeler sonrasında ise İdlib mutabakatı olarak adlandırabileceğimiz bir uzlaşı ortaya çıktı. Bu mutabakat birçok açıdan kıymetli bir kazanım olarak değerlendirilebilir. Herşeyden önce milyonlarca insanın mülteci durumuna düşmesi ve ölmesi engellenmiş oldu. Türkiye sınırının hemen ötesinde Rejim güçleri ile muhalif gruplar arasında yeni bir çatışmanın çıkması önüne geçilmiş oldu. Bütün bunlar Türkiye’nin sınır güvenliğini sağlamasını ve yeni bir mülteci akını ile uğraşmasını da engellemiştir. Soçi’de iki lider arasında yapılan görüşmeler aslında Tahran’da yapılan görüşmelerin bir devamı ve onun üzerine inşa edilmiş bir müzakere süreci olarak değerlendirilebilir. Bu zorlu ve meşakkatli müzakere süreci değerli bir çözümü de beraberinde getirmiştir. Bu çözüme Tahran Zirvesi sonuç bildirgesinde yer alan “Türkiye, Rusya ve İran’ın Suriye krizine askeri çözüm getirilemeyeceği ve İdlib’deki durumun Astana mutabakatı çerçevesinde ele alınacağı” ilkesi çerçevesinde ulaşılmıştır. Bu nedenle geçen haftaki Tahran zirvesi sonrası yaptığım analizimdeki beklentim de karşılanmış görünmektedir.
Sayın Cumhurbaşkanı’nın Soçi zirvesi sonrası Putin ile birlikte yaptığı ortak basın açıklamasının satır aralarında da önemli bilgiler yer almaktadır. “Sayın Putin ile İdlib meselesinin Astana ruhuna uygun bir anlayış temelinde çözümü konusunda mutabık olduğumuzu bir kez daha gördük. Bu çerçevede yaptığımız değerlendirmelerin sonunda, muhalifler ve rejim kontrolündeki alanlar arasında silahlardan arındırılmış bir bölge oluşturulmasını kararlaştırdık. Muhaliler bulundukları alanlarda kalmaya devam edecekler. Buna karşılık Rusya ile birlikte belirleyeceğimiz radikal grupların, söz konusu alanda faaliyet göstermemelerini sağlayacağız.” Bu cümlelerden bu çözümün Astana süreci ruhuna uygun bir şekilde Rusya ile mutabık kalınarak gerçekleştiğini görmekteyiz. Burada önemli olan Astana sürecinin geçen haftaki bazı olumsuz beklentilere rağmen devam ettiği ve çözüm üretme kabiliyetine sahip olduğudur. Bu nedenle Suriye konusunda Rusya ve Türkiye arasındaki işbirliği ve ortaklığın devam ettiğini ve Astana süreci kapsamında İran’ın da bu ortaklık ve işbirliğine dâhil olduğunu ifade edebiliriz. Soçi zirvesinde; İdlib bölgesindeki temas hattında muhalifler ile Rejim güçleri arasında Türkiye ve Rusya’nın kontrolünde silahlardan arındırılmış bir bölge oluşturulması kararının verildiği de görülmektedir. Rusya ve Türkiye’nin ortaklaşa belirledikleri ve terörist olarak nitelendirdikleri bazı radikal silahlı muhalif unsurların İdlib bölgesinde etkisiz hâle getirilmesi kararı da verilmiş durumda. Bu radikal unsurlar ise Suudi Arabistan güdümündeki terörist unsurlar. Kısacası Rusya ve Türkiye İdlib bölgesinin güvenliğini tehdit eden terörist unsurları da ortaklaşa temizleme kararı almış durumdalar. Bu noktada Suudi Arabistan ve dolayısıyla ABD destekli bu radikal gruplara indirilecek darbenin yankıları Washington ve Riyad’tan duyulmaması imkânsız. Bu radikal unsurların etkisiz hâle getirilmesi hem İdlib bölgesinin hem de Türkiye’nin güvenliği açısından elzem bir konu olduğu da açık.
Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan basın toplantısında “Rusya, İdlib çatışmasızlık bölgesine saldırılmayacağını temin için gereken tedbirleri alacaktır. Gerek üçüncü tarafların provokasyonlarını, gerekse varılan mutabakata yönelik ihlallerin tespitini ve engellenmesini yine birlikte temin edeceğiz.” ifadesini kullandı. Bu açıklama ile bu uzlaşının garantörünün Rusya ve Türkiye olduğu da ilan edilmiş oldu. Yine sağlanan bu mutabakatın bozulması yönünde muhalif gruplar ile Rejim güçleri arasında çıkabilecek olası çatışmaların da bu iki ülke tarafından engelleneceği vurgulanmıştır.
Soçi zirvesinin ardından iki liderin konuşmaları sonrasında Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar ve Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu tarafından Türkiye ve Rusya arasında “İdlib Gerginliğin Azaltılması Bölgesindeki Durumun İstikrarlaştırılmasına İlişkin Mutabakat Zaptı” imzalandı. Bu mutabakat zaptına göre; Rusya ve Türkiye, belirlenecek silahsızlandırılmış bölge sınırlarının iki tarafında koordineli devriye faaliyeti gösterecek ve Türkiye, hâlen İdlib çatışmasızlık bölgesinde bulunan gözlem noktalarını da tahkim edecektir. İki ülke arasında sağlanan bu mutabakatla iki ülke İdlib bölgesinde mevcut uzlaşı zemini üzerinde yeni ve kapsamlı bir uzlaşıya da gitmiş durumdalar. Bu aynı zamanda iki ülke askerlerinin birlikte görev yapması anlamındadır. Bu kapsamda iki ülke askerî heyetleri arasında yeni İdlib mutabakatı çerçevesinde çalışmalar da başlamış durumdadır.
İdlib bölgesinde haftalardır beklenen Rusya ve İran destekli Rejim güçlerinin askerî operasyonu tartışmaları da şimdilik bitmiş görünmektedir. İdlib’in teröristlerden ve ağır silahlardan temizlenecek olması önemli bir kazanımdır. Yeni bir mülteci sorununun önüne geçilmesi de bir o kadar önemlidir.
Soçi zirvesinden çıkan ve İdlib sorununa çözüm getiren bu sonuç Suriye’de Astana süreci kapsamında devam eden Türkiye ve Rusya işbirliğinin de sağlamlaşması adına önemli bir gelişme olarak değerlendirilebilir. Bu zirveden saatler sonra Suriye’de İsrail’in Suriye’ye yönelik tahrikkâr askerî davranışları sonrası bir Rus savaş uçağı Suriye tarafından yanlışlıkla düşürülmüş ve 15 Rus askerî de ölmüştür. Rusya bu olaydan İsrail’i sorumlu tutan açıklamalar yapmıştır. Bölgede yaşanan her yeni gelişmenin yeni askerî-siyasi reaksiyonlara hemen yol açtığı da görülmektedir. İdlib özelinde Türkiye ve Rusya’nın sağladığı bu mutabakatın ABD liderliğindeki koalisyondan nasıl karşılık göreceğini ya da görmeye başladığını da önümüzdeki günlerde göreceğiz.
Dr. Ufuk Cerrah-KAFKASSAM Uzmanı

Yorumlar