PUTİN NAZARBAYEVİN KOMBİNASİYASINI TƏKRARLAYACAQ

’’AVRASYA HİZMET ÖDÜLLERİ” SAHİPLERİNİ BULUYOR…

İsrail, Mısır-Yunanistan-GKRK Türkiye’yi Doğu Akdeniz’den ve Kıbrıs’tan kovmak istiyor

Papa Putin rekabeti: Ukrayna Ermenistan Kazakistan sıradaki neresi

İdlib Mutabakatı Bağımsız Kürdistan Hayallerini Yıktı!

Gündem 20 Eylül 2018
193

Ortadoğu’da Kürtler; Türkiye, İran, Irak ve Suriye hudutları içerisinde yaşamaktadırlar. Asurlardan buyana Kürtlerin kendilerine ait bağımsız bir devletleri olmamıştır. Kürtlerin yaşadıkları bu coğrafyaya dönemin güçlü imparatorlukları ve devletleri hâkim olmuşlar ve zaman zaman da Kürtlerin yaşadığı bu coğrafya bu büyük güçler arasında rekabet alanı olmuştur. Bu nedenle tarihsel süreç içerisinde Kürtlerin çeşitli imparatorlukların ve devletlerin egemenliği altında aşiret yapılanması şeklinde varlıklarını sürdürdüklerini görmekteyiz. Bu feodal yapı nedeniyle parçalı ve birbirleri ile rekabet hâlinde olan Kürt aşiretleri ve toplulukları zamanın bölgesel ve küresel aktörleri tarafından kendi jeopolitik çıkarları doğrultusunda kullanılmışlardır. Kürtlerin yaşadığı coğrafyanın dağlık yapısı ve denize ulaşımının olmaması, parçalı ve yeknesak olmayan bir topluluk olmaları ve bölgesel/küresel aktörlerin manipülasyonlarına açık olmaları nedeniyle bir devlet kurmaları mümkün olmamıştır. Bu durum günümüzde de geçerli olan bir durumdur. Ortadoğu’da Kürtlerin yaşadığı bir coğrafya vardır ama bir Kürt devleti yoktur. Mevcut şartlar altında böyle bir devletin kurulması da mümkün görünmemektedir. Fakat Ortadoğu coğrafyasına çeşitli jeopolitik sebeplerle hâkim olmak isteyen bölgesel/küresel aktörler kendi kontrollerinde bağımsız bir Kürt devleti kurma ya da bu vaat ile Kürt aşiretlerini kendi menfaatleri doğrultusunda kullanma politika ve stratejileri takip etmişlerdir. Ortadoğu’da bağımsız bir Kürt devleti kurma hayalleri ve Kürt aşiretlerini kendi menfaatleri doğrultusunda kullanma girişimleri 19. yüzyılda İngilizler tarafından gündeme alınmışsa da, bağımsız bir Kürt devleti kurma girişimlerinin en somut adımı 1919 yılında toplanan Paris Barış Konferansında atılmıştır. Paris Barış Konferansını takip eden 1920 Sevr Barış Antlaşması ise bağımsız Kürt devletinin kurulmasını öngören fakat Türkiye tarafından hiçbir şekilde imzalanmayan uluslararası emperyalist bir dayatmadır. 19. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu döneminde; Fransa, İngiltere ve Rusya’nın desteklediği birçok Kürt isyan hareketleri ortaya çıkmıştı. Babanzade Abdurrahman Paşa�isyanı (1806- Musul), Babanzade Ahmet Paşa isyanı (1812 – Musul), Zaza’ların isyanı (1820), Yezidilerin isyanı (1830- Hakkari), Şerefhan isyanı (1831- Bitlis), Bedirhan isyanı (1835- Botan), Garzan isyanı (1839- Diyarbakır), Ubeydullah İsyanı (1881- Hakkari), Bedirhan Osman Paşa ve kardeşi Hüseyin Paşa isyanı (1872-Mardin-Cizre) Bedirhan Emin Ali isyanı (1889- Erzincan), Bedirhaniler ve Halil Rema isyanı (1912-Mardin), Şeyh Selim Şehabettin ve Ali isyanı (1912- Bitlis), Koşgari isyanı (1920- Koşgiri) Osmanlı İmparatorluğu döneminde yaşanan Kürt isyan hareketleri idi. Nasturi isyanı (1924- Hakkari), Jilyan isyanı (1926- Siirt), Şeyh Sait isyanı (1925- Bingöl-Muş-Diyarbakır), Seit Taha ve Seit Abdullah isyanı (1925-Şemdinli), Reşkotan ve Reman isyanı (1925- Diyarbakır), Eruh’lu Yakup Ağa ve oğulları (1926-Pervani), Güyan isyanı (1926-Siirt), Haco isyanı (1926- Nusaybin), I. Ağrı isyanı (1926), Koçuşağı isyanı (1926- Silvan), Hakkari- Beytüşşebab isyanı (1926), Mutki isyanı (1927- Bitlis), II. Ağrı isyanı, Biçar harekatı (1927- Silvan), Zilanlı Resul Ağa isyanı (1929- Eruh), Zeylan isyanı (1930- Van), Tutaklı Ali Can isyanı (1930- Tutak-Bulanık-Hınıs), Oramar isyanı (1930- Van), III. Ağrı harekatı (1930), Buban aşireti isyanı (1934- Bitlis), Abdurrahman isyanı (1935-Siirt), Abdulkuddüs isyanı (1935-Siirt), Sason isyanı (1935-Siirt), Dersim isyanı (1937-Tunceli) ve 1984’ten buyana devam eden PKK terör örgütünün faaliyetleri ise Türkiye Cumhuriyeti döneminde ortaya çıkmıştı. Bu isyan hareketlerinin amacı Türk devletinin yıpratılması ve zayıflatılması ve bölgesel/küresel aktörlerin jeopolitik çıkarlarının temin edilmesi idi.
Soğuk Savaş’ın ardından değişen küresel jeopolitik durum karşısında uluslararası sistemin dominant aktörü olan ABD “Büyük Ortadoğu Projesi” kapsamında 1. Dünya Savaşı sonrası kurulmuş ve sınırları belirlenmiş Ortadoğu ülkelerini parçalayarak zayıflatmak ve bölge hegemonyasını tam olarak sağlamak istemiştir. Bu noktada Ortadoğu’da Kürt unsuru ABD tarafından etkin bir şekilde kullanılmıştır. Ortadoğu’da büyük bir İsrail devletinin kurulması ve bu devletin güvenliğinin sağlanması, Kürt devletinin kurulması ve Soğuk Savaş sonrası bağımsızlığını kazanan Ermenistan devletinin topraklarının genişletilmesi Büyük Ortadoğu Projesinin en önemli maddeleri arasında yer almaktadır.
ABD’nin Soğuk Savaş sonrası 1991 ve 2003 yıllarında Irak’a müdahalesi ile Irak’ın kuzeyi Bağdat’tan koparılmış ve kuzey Irak’ta bölgesel Kürt yönetimi kurulmuştur. Kısacası Irak’ın kuzeyinde bağımsız bir Kürt devletinin kurulması için bir zemin hazırlanmıştır. Arap Baharı sürecinin bir parçası olarak başlayan Suriye iç savaşı ile birlikte ABD uyguladığı politika ve stratejilerle Suriye’yi de parçalamaya başlamış ve Fırat’ın doğusunda PKK/PYD/YPG terörist unsurlarını destekleyerek ve silahlandırarak bu bölgede de de facto bir durum yaratmıştır. Soğuk Savaşın bitiminden buyana PKK ve onun uzantıları olan terörist örgütler de Türkiye ve İran’a karşı kullanmış ve kullanılmaya da devam etmektedir. ABD’nin Ortadoğu’da bağımsız ve ABD güdümünde fakat parçalı bir yapıya sahip bir Kürt devleti kurma girişimlerini ez zayıf halkadan başlatmıştır. Ortadoğu’da 8 yıl süren İran-Irak savaşı sonrası her iki ülke de uzun savaştan zayıflayarak çıkmış ve ardından da Irak ABD saldırısına uğrayarak Irak üç bölgeye ayrılmıştır. Irak’ın kuzeyinde “Kuzey Irak Bölgesel Kürt Yönetimi” adı altında siyasi bir yapı ortaya çıkmıştır. Müteakiben Suriye’den Fırat’ın doğusunun koparılmaya çalışılması ile de burada PKK ve onun uzantıları olan terör örgütlerine dayanan bir siyasi yapı kurma girişimleri başlamıştır. Suriye’den sonra sıranın İran’da müteakiben de Türkiye’de olması kaçınılmazdır. Bölgenin devlet geleneklerine sahip ve birbirlerine rakip bu iki devleti uzun zamandır ABD saldırılarının hedefi hâline de gelmiş durumdalar. Fakat ABD’nin Suriye’de bir Kürt siyasi yapı oluşturma girişimleri henüz sonuçlanmamıştır ve bu girişim Türkiye, İran ve Suriye tarafından tepki ile karşılanmaktadır. ABD’nin küresel hegemonyasına karşı çıkan ve Ortadoğu’da ABD’nin etkisini sınırlamak isteyen Rusya da ABD’nin bu girişimlerini kendi menfaatleri açısından uygun görmemektedir. ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi olarak ilan ettiği ve sahada çeşitli şekillerde uygulanan Ortadoğu’yu şekillendirme girişimleri Rusya, Türkiye, İran ve Suriye tarafından şiddetle tepki görmektedir. Bu durum Ortadoğu’da bugün yaşanan jeopolitik rekabete yol açmaktadır. Bu jeopolitik rekabetin siyasi, askerî, ekonomik, kültürel ve enerji gibi birçok boyutu da bulunmaktadır.
Suriye krizi karşısında Astana süreci kapsamında Rusya, Türkiye ve İran’ın işbirliği yaparak hareket etmeleri yukarıda açıkladığımız nedenden dolayı ABD tarafından istenmeyen bir durumdur. Bu işbirliğinin bozulması ve başarısızlığa uğraması ABD’nin liderliğini yaptığı koalisyonun (ABD, İsrail, İngiltere, Fransa, Mısır, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn) en büyük arzusudur. Astana sürecinin bir parçası olarak 17 Eylül 2018 tarihinde Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Rus lider Putin arasında varılan İdlib mutabakatının önemi ve sahada başarıya ulaşması bu açıdan çok önemlidir. Birçok zorluğu içinde barındırsa da İdlib mutabakatının sahada başarıya ulaşması Astana sürecinin paydaşları ve onları destekleyen aktörlerin Suriye’de işbirliği sürecini devam ettirmelerini sağlayacaktır. Suriye’de Fırat’ın batısında kontrol sağlanamayan tek bölge olan İdlib bölgesinde kontrolün sağlanması ile Astana sürecinin paydaşları ve onları destekleyen aktörler dikkatlerini Fırat’ın doğusuna çevirecekler ve Fırat’ın doğusunun da BM kararları doğrultusunda Suriye’nin toprak bütünlüğü çerçevesinde teröristlerden temizlenmesi ve sisteme entegre edilmesini sağlayacaklardır. Bu noktada ABD ve onun liderliğini yaptığı koalisyon karşısında Rusya, Türkiye, İran, Suriye rejimi ve diğer muhaliflerin önemli bir ağırlığı olacaktır. Suriye’nin parçalanmasının engellenmesi ve toprak bütünlüğünün sağlanması, Suriye’de PKK terör örgütüne ve ABD desteğine dayanan bir Kürt siyasi yapı kurma girişimlerinin engellenmesi önemli bir stratejik hedef olarak belirmektedir. Bu hedef Ortadoğu’da bağımsız ama parçalı bir Kürt devleti kurma ve Türkiye, İran, Irak ve Suriye’den toprak koparma girişimlerini de başlangıçta olmasa bile bu noktada engelleyecektir. Eğer Suriye’de ABD hedeflerine ulaşırsa İran’ın müteakip hedef olacağı açıktır. Süreç bu noktaya vardığında gelişmeleri kontrol etmek ve yönlendirmek bu kadar kolay olmayabilir. Müteakiben de sıranın Türkiye’ye gelmesi kaçınılmazdır. Son zamanlarda Türkiye’nin ABD ve Batı merkezli saldırıların hedefinde olması kesinlikle bir tesadüf olarak görülemez. Bu konu Türkiye açısından bir beka meselesi ve milli güvenlik sorunudur. Bu nedenle İdlib mutabakatı ile elde edilen siyasi uzlaşı çok değerlidir ve bu mutabakatın sahada başarıya ulaşması için her türlü çaba gösterilmelidir. İdlib mutabakatının sahada başarıya ulaşması bağımsız bir Kürt devleti kurma hayallerini de bitirecektir.
Dr. Ufuk Cerrah-KAFKASSAM Uzmanı

Yorumlar