Azərbaycana qarşı təxribata yol verilib

Moskova’nın gözüyle ‘Barış Pınarı’

Savaş halinde olan Azerbaycan topraklarını savunurken taktik değişikliğinin ana sebepleri :

Karlofça’dan düne ve bugüne bakmak

İDLİB DİPLOMATİK SÜRECİ VE MOSKOVA GÖRÜŞMELERİ

Gündem 6 Mart 2020
207

Türkiye’nin Suriye ile ilgili diplomatik girişimleri; 2011 yılından itibaren dönemin şartlarına göre siyasal amaçların gerçekleştirilmesi için farklı müttefiklik ilişkileri ve ittifaklar ekseninde gelişmiştir.
İlk dönemler ABD ve Müttefiklerinin Esat’ın gönderilmesi ve Suriye’de halkı temsil edecek bir siyasal değişimin yaşanmasını savunurken, Türkiye 2012 yılına kadar Esat üzerinde Suriye’de bir yeniden siyasal organizasyona gidilmesi için mücadele etmiş ve mümkün olduğu kadar emperyal girişimlerin bölgeye müdahalesine karşı çıkmıştır.
Ancak Türkiye’nin Esat yönetimini bu süreçte ikna etmekte yetersiz kalması üzerine ve Suriye’de çatışmaların hız kazanması nedeniyle Türkiye; ABD ve müttefikleri ile birlikte Esat’sız bir Suriye’nin yeniden yapılandırılması konusunda anlaşmıştır.
Bu çerçevede, ABD ile eğit-donat programı uygulanmaya başlayarak, muhaliflerden oluşan silahlı bir güç yaratılmak istenmiştir. Fakat oluşturulan bu muhalif güçlerin daha ilk anlardan itibaren radikal İslamcı guruplarla çatışmama eylimi göstermesi üzerine ABD, Suriye’de kullanılmaya hazır bekleyen PYD/YPG/PKK/PEŞMERGE ittifakına yaklaşarak, Türkiye’den uzaklaştığı gibi bu radikal gurupların Suriye’de ikdidar olmasını istemediği için Esat’lı bir çözüme doğru evrilmiştir.
Türkiye bu noktadan sonra bölgede sahaya yönelik müdahale sürecini başlatmıştır.
Cerablus, Afrin, Barış Pınarı ve en son İdlib operasyonları ile sahada etkili hale gelerek diplomatik anlamda güçlü hale gelmeyi planlamıştır.
Ancak ABD ve müttefiklerinin hegemonik yaklaşımlarından uzaklaşan Türkiye; Rusya ve İran ile birlikte Astana ve Soçi sürecine dahil olarak bölgedeki Rus hegemonyasını resen kabul etmiş ve Rusya üzerinden bir diplomatik girişim içerisinde olmuştur.
Yani yağmurdan kaçarken doluya tutulmuştur.
Türkiye’nin bu hegemonik yaklaşımı nedeniyle, Cerablus sürecinde Menbiç hegemon güçler tarafından koruma altına alınırken, Barış Pınarı sürecinde PYD/YPG/PKK koruma altına alınmıştır.
Hatta ABD’ye kabul ettirilen sınır boyunca 30 km lik derinlik Rusya tarafından 10 km derinliğe düşürülmüştür.
Özellikle İdlib sürecinde Türkiye’nin Suriye Milli Ordusu üzerinden başlattığı operasyonlarda, yine hegemon güç olan Rusya aktif olarak yer alırken, sıranın kendisine geleceğini bilen İran sahada milis kuvvetleri ile bulunmuştur.
Türkiye, Suriye Milli Ordusu olarak tanımladığı muhaliflerin kısa sürede bozguna uğraması ile aktif olarak operasyonlara destek vermeye başlaması üzerine Rusya’yı örtülü olarak tekrar karşısında bulmuştur.
Türkiye bunun üzerine Rusya ile tekrar diplomatik bir sürece girmiştir. Türkiye’de 4 ayrı görüşme yapılırken, Rusya bölgesinde alıştığı diplomatik süreçlerde olduğu gibi Türk Bıoğazlarından iki savaş gemisini bölgeye göndermiş ve bu gemilerin adları 1877-1878 Rusya-Türkiye savaşında Türkiye’yi vuran komutanlarının isimleri ile adlandırılmıştır.
Diğer yanda Putin, savaşmak niyetinde olmadığını söylerken, her türlü savaşa da hazır olduklarını belirtmiştir.
Ayrıca Kremlin sözcüsü ve Rusya Dışişleri Bakanı yaptıkları açıklamada, Türkiye’nin İdlib’de bulunmasının uluslararası hukuka aykırı olduğunu ifade etmişlerdir.
Yani kendisinin Suriye’de hegemon güç olarak kabul edilmesinin rahatlığı ile etrafa tehdit ve korku yayarak Türkiye’yi masada istediklerini almak için ikna etmeye çalışmıştır.
Türkiye, masada Rusya’ya hayır diyerek, NATO ve ABD’deye yönelmişse de onlardan Türkiye sınırları dışında bir destek alamayınca, tekrar Rusya ile görüşmek için diplomatik girişimleri başlatılmıştır.
Artık Rusya çok rahatlamış bir şekilde, bir taraftan Türkiye ile Moskova’da görüşmeyi kabul etmiş, diğer taraftan el altında basına verdiği bilgilerle bugün kabul edilen çerçeveyi ortaya koymuştur.
Yani M4 ve M5 karayolunun gerisine Türkiye’nin çekilmesi ve terörist olarak tanımlanan radikal gurupların imhası.
Türk heyeti 5 Mart 2020 tarihinde Rusya’ya başka beklentiler ile gitse de ve 6 saate yakın bir görüşme süreci yaşansa da Rusya için çerçeve ilan edilmişti ve öylede oldu.
Peki Rusya ve Türkiye o zaman neden bu kadar uzun görüştü diyebilirsiniz?
Diplomaside bunun adına bağların koparılmasını iki tarafta istemiyor denilir.
Çünkü Rusya 300 yıllık hayalini gerçekleştirdiği Suriye’de hegemonik yapısını uluslararası platformda kabul ettirmiş durumdadır. Türkiye ile gereksiz yere tutuşacağı savaşın boyutlarının nereye gideceği belli olmaz ve muhtemeldir ki uzun vadede karşısında NATO’yu bulacak ve elindekilerden de olacaktır.
Türkiye ise Rusya’nın hegemonik etkisini zaten kabul etmiş durumda ve bölgede hava savunma sistemi ve hava gücü olmadan sonuç alması riskli durumdadır.
Bu nedenle her iki tarafta bağları koparmadan masadan ayrılmışlardır.
Anlaştılar diyemiyorum. Çünkü bu bir anlaşma değil ve çok belirsiz yönleri olan bir durumla karşı karşıyayız.
Tanrı ülkemizi ve Yüce Türk Milletini korusun.
Prof. Dr. Selçuk DUMAN

Yorumlar