KAFKASSAM – Kafkasya Stratejik Araştırmalar Merkezi

  1. Anasayfa
  2. »
  3. Türkiye
  4. »
  5. İbrahim Maraş: MESELE TARİKAT/CEMAAT DEĞİL ZİHNİYET MESELESİ

İbrahim Maraş: MESELE TARİKAT/CEMAAT DEĞİL ZİHNİYET MESELESİ

Kafkassam Editör Kafkassam Editör - - 4 dk okuma süresi
77 0

Tarikatlara/cemaatlere, bizatihi tarikat/cemaat oldukları için değil olamadıkları için karşı çıkıyoruz. Tarihsel süreçte bu merkezler, insan yetiştirme ve toplumsal huzura bir katkıda bulunma noktasında elbette önemli hizmetler yaptılar. Tarikatlar, elbette belirli dönemlerde adeta ahlâkın kurumsallaşmış yapısı olma rolünü yerine getirdiler. Ama zaman zaman güçlendiklerini hissettiklerinde veya aşırı cezbeye kapıldıklarında yoldan çıktılar. Çoğu zaman da medreselerle rekabete girdiler, kendi elde ettiklerini savundukları ilham bilgisini her şeyden üstün tutarak akli çabayla elde edilen bütün ilimlerin değerini küçültmeye çalıştılar. Bazen de siyasete soyundukları ve ciddi problemler oluşturdukları görüldü.
İslam dünyasında ve Osmanlıdaki yozlaşmadan en fazla pay alanlar onlar oldu. Osmanlı, babadan oğula veya damada geçen bir ticarethane ve istismar yuvası haline gelen şeyhliği kontrol etmeye ve engellemeye çalıştıysa da başarılı olamadı. Osmanlı, sırf tarikatları kontrol için birim kurdu, ancak başına onlardan birilerini getirdiği için, birbirlerini yediler. Osmanlı, tarikatların durumunu düzeltmek için medrese de kurdu. Karşı çıktılar, “tasavvuf hal ilmidir, kitaptan öğrenilmez” dediler. Cehalete gömüldüler. Her şeyleri yalan ve yozlaşmış hale geldi. İcazetler artık bitti. Oğul ve damada geçen işletmelere dönüştüler. Bugün gelinen noktada ortalıkta ne tarikat ne tasavvuf vardır. Kendini tarikat olarak niteleyenler, olsa olsa sözde dini faaliyette bulunan vakıf ve derneklerdir.
Tarikat olmadıkları halde şu anda tarikat faaliyeti yürütüyorlar. Artık dertleri insan yetiştirme değil, taraftar toplama. Bırakın ülkemizi, eski Sovyet coğrafyasında ve Balkanlarda faaliyet yürüten bütün tarikat ve cemaatlere bir bakın! Nasıl bir insan tipi yetiştiriyorlar? İnsanlara Kur’an öğretmek elbette önemlidir, ama asla yeterli değildir. Bu coğrafyalarda Kur’an öğrettikleri insanlara kazandırdıkları din anlayışına bakın! Bunun en kısa yolu buralarda okuttukları kitaplar ve muhtevası. Maalesef içler acısı. Sözde tarikat ve cemaat liderlerinin kitaplarının içeriğine baktığınızda da aynı içler acısı durumu görüyorsunuz. Üstelik bu kitaplar, birçok lehçeye ve dile çevrilerek bütün Türk dünyasında ve Balkanlarda okutuluyor. Öğretilen zihniyet, asla bugünkü temel dini problemlerimizi çözmeye dayalı insan ve ahlak merkezli bir zihniyet değil, getto hayatı yaşatan, kendini izole eden; inzivacı, ötekileştirici, dışlayıcı, vesayetçi, geçmişte yaşayan ve tek hakikatçi bir zihniyet.
Bugünkü sözde tarikat ve cemaatler, halkın samimi din anlayışını, yardımlarını istismar etme konusunda adeta yarışıyorlar. Devletin kendilerine alan açmasından faydalanarak paralel bir din anlayışı, paralel dini eğitim merkezleri kuruyorlar. Halkın ve devletin imkânlarıyla kendilerinden olmayan halka ve devlete düşman, devletin açtığı din eğitim kurumlarına düşman zihniyette nesiller yetiştiriyorlar. Eskinin yenilikçi ve dinamik sufiliği artık yok, onun yerine akıl ve yenilik düşmanı bir zihniyet inşa ediyorlar.
İbrahim Maraş

İlgili Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.