Qasım Süleymani sui-qəsdi və Azərbaycan

Man blows himself up at Abkhazia TV station

Erməni separatçıları Putin və Makronun Bakıya səfərinə necə “hazırlaşıblar”?

Mayis Alizade: Dışarıdaki alınganlıklara sessiz yanıt: Şuşa gezisi

İbrahim Maraş: İLAHİYAT AKADEMİSYENLERİNE ÇAĞRI

Gündem 6 Aralık 2020
699

İlahiyat Fakülteleri ve ilahiyatçılar hakkında her geçen gün artan nefret söylemleri çığırından çıkmış bulunmaktadır. Kendini bilmez kişilerin, yayın organlarının, gazetelerin temel hukuk normlarını, kişisel hak ve özgürlükleri yok sayarcasına İlahiyatçılara karşı söylemleri artık halkın bir kesimini diğer bir kesimine karşı alenen kin, nefret ve düşmanlığa tahrik etmeye dönüşmüş ve kamu güvenliğini tehdit edecek bir noktaya gelmiştir. Özgürce düşüncesini beyan eden bir tefsir profesörünün ilmi açıdan her zaman yanlışlanabilir bir görüşü, sanki Kur’an’ı ve Peygamberimiz’i inkâr ediyormuş gibi bir anlama dönüştürülmüştür. En üzücü olanı da başta tefsir alanı olmak üzere, bazı İlahiyatçı akademisyenlerin kendi yazışma gruplarındaki bırakın Müslümanı insana yakışmayan tekfirci söylemleridir. Adı geçen Profesörle belki defalarca yan yana namaz kılanların ve ehl-i kıblenin tekfir edilemeyeceğini, inkârın ne kadar zor ama tekfirin ne kadar kolay olduğunu öğretmesi gerekenlerin en ağır taşlarla kendi arkadaşlarına saldırmaları son derece vahimdir. Hâlbuki onlardan ilmî olarak erdemlice cevap vermeleri beklenirdi. Üstelik piyasada her önüne gelenin bilip bilmeden cevap yetiştirdiği bir ortamda onlara düşen, konunun esas nirengi noktasının nereden kaynaklandığını, hocanın nereden hareketle iddiasını ortaya koyduğunu, konunun yanlış anlaşılmaması gerektiğini açıklamaları gerekiyordu. Bizim geleneğimizde bilhassa Osmanlı döneminde ortaya çıkan Adabü’l-Bahs kitaplarının ilk ortaya koyduğu husus, bir tartışmanın ana hareket noktasının düzgün, açık ve sağlam bir şekilde belirlenmesi (takrir ve tahriri) ve ancak bundan sonra tartışmaya başlanmasıdır. Aksi takdirde tartışma ahlâkı ortadan kaybolur. Olay, sadece bir görüşe yapılan saldırı değildir. Birçok Fakültede birtakım akademisyenler anlattıkları sıradan bir yorumdan dolayı bile soruşturma geçirmektedirler. Uzun zamandır İlahiyatlara karşı bir nefret söylemi belirli kesimlerde sürekli yapılmaktadır. Aslında bu söylemler sadece İlahiyatlarla da sınırlı değildir, aynı zamanda İmam Hatipler de dâhil, devletin verdiği her türlü dini eğitime ve devletin kurduğu dini kurumlara karşı üstü örtülü bir mücadele yürütülmektedir. Misyoner İlahiyatçılar, Din Tahripçileri, Kur’an ve Sünnet İnkârcıları gibi doğrudan tezyif edici suçlamalarla kitapların yazıldığı, gazetelere, sanal âleme boy boy resimlerin konulduğu bir dönemi yaşıyoruz. Tarihte en akla gelmez sözleri söyleyen sufilerin şatahatlarının, dikişsiz sözlerinin de, ilim adabının bir gereği olarak, tarih boyu nasıl tevil edildiği herkesin malumu iken, bunlara müsamaha gösterenlerin başka yorumlara müsamaha göstermemesi anlaşılmaz bir tutumdur.
İlahiyat eğitimi, dinin her meselesinin en yüksek düzeyde tartışıldığı yerlerdir. Geçmişin kutsanması, tekrarı ilmin özüne aykırıdır. Eğitim; takrir (anlatım) ve münazara (ilmî tartışma) ile gelişir. Bunlarda da her şey tartışılabilir. Önemli olan nereye, nasıl, hangi sağlam ve tutarlı delillerle dayandığınızdır. İslam, Hristiyanlık gibi dogmatik bir din değildir. Her şeyin akılla temellendirilmesi ve aklî tartışmasının yapılması bir gerekliliktir. Bilhassa yapay zekâ tartışmalarının yapıldığı, bilgi ötesi çağa geçildiği bir dönemde, İlahiyatların bile buna göre yeniden yapılandırılması gerekirken, klasik gelenekteki kitapların ezberlenmesi ve tekrar edilmesi veya sadece onlar arasındaki ihtilafların tekrarına dönülmesi anlamına gelen bir eğitim yapısının tekrar dikte ettirilmesi İslam dünyasını selefileştirmekten başka bir işe yaramayacak ve yaşanan hayata değen bir anlayışa da asla ulaştıramayacaktır. İlahiyatlar, bilhassa da Türkiye’deki İlahiyat modeli, İslam dünyasının hiçbir yerinde örneğine rastlanmayan ve bilimlerin, bununla beraber yeni sorunların son haddine vardığı günümüzdeki hayata çözüm üretebilecek yapıda önemli bir modeldir. Bizim bunu geliştirmekten söz etmemiz gerekirken bitmiş modelleri tekrar canlandırma ve İlahiyatları itibarsızlaştırma çabalarına sessiz kalmamız sadece Türkiye değil Türk dünyası ve bütün İslam dünyası için olumsuz sonuçlar doğuracaktır.
Bu vesileyle bütün İlahiyatçı akademisyenlere çağrımız odur ki, mevcut yaşanılan örnek, birtakım çevrelerce son yıllarda giderek artan bir şekilde İlahiyatları itibarsızlaştırmanın bir aracı haline dönüştürülmüş, İlahiyatçılar her fırsatta hedef tahtasına konulmuştur. Hedef tahtasına konulanların önemli bir kısmının Fetö, Deaş gibi terör örgütlerinin de listesinde olması tesadüf değildir. Bu olay üzerinden, yüksek İlahiyat eğitiminin özüne aykırı bir şekilde, görüş farklılıklarını tek hakikatçi bir zaviyeden değerlendirerek tekfir etme anlayışı yaygınlaştırılmaya çalışılmaktadır. Bu durum karşısında İlahiyatçı akademisyenlerin ve İlahiyat Fakültelerinin ortak bir açıklama yapması zaruret halini almıştır.
Prof Dr İbrahim Maraş

Yorumlar