KAFKASSAM – Kafkasya Stratejik Araştırmalar Merkezi

  1. Anasayfa
  2. »
  3. Türkiye
  4. »
  5. İbrahim Maraş: 15 TEMMUZ’DAN BU YANA NE DEĞİŞTİ?

İbrahim Maraş: 15 TEMMUZ’DAN BU YANA NE DEĞİŞTİ?

Kafkassam Editör Kafkassam Editör - - 5 dk okuma süresi
79 0

Bu kısa yazıda işin siyasi ve bürokratik yönünden bahsetmeyeceğim. Bu, herkesin görebildiği kadar açıkça ve ibretle seyrettiğimiz bir tablo. Benim ilgilendiğim alan, Fetö zihniyetinin beslendiği kaynaklar ve aynı zihniyetin adeta kopyalanmış benzerleri.
Bilhassa bazı İlahiyatçıların, tarikatçılara şirin gözükmek için veya bizzat tarikatçı oldukları için, Fetö hareketini diğer dini yapılanmalarla ilişkilendirmemeye gayret ederek onu kült/sır hareketi/örgütü şeklinde isimlendirmeleri tümüyle yanlıştır.
Oysa Fetö’nün tabanı cehalet ve yanlış din anlayışının yücelttiği tarikat, ortası menfaatlerin, takiyyenin bir araya getirdiği cemaat, tepesi ise zaten darü’l-harp olarak görülen devleti ele geçirip İslami bir saltanat kurmaktır. Bu, çoğu dini grubun rüyasıdır.
Fetö’nün beslendiği ana kaynak Said Nursi’dir. Said Nursi’nin temel hedefleri ise öncelikle devletin siyasi dönüşümü, risalelerinin devlet eliyle bastırılması, dinlerarası diyalog ve kendisinin ve bütün bağlılarının hep birlikte mehdi olduğuna dair inançtır.
Siyasi dönüşümden kasıt bellidir. Üç asırdır iyi kötü devam eden Türk modernleşmesinin ve Tagut’un (Mustafa Kemal Atatürk) kurduğuna inandıkları Türkiye Cumhuriyeti’nin reddi ve yerine kendi zihninde oluşturduğu din temelli devletin kurulması.
Fetöcülerin PKK ile ilişkisinin ve Türkiye’nin bölünerek bir Kürt devleti kurulması fikrinin kökeni de Said Nursi’nin yıllarca peşinde koştuğu hedeflerdendir. Sözde ümmetçilik adına bölücülüğe destek bütün siyasal İslamcıların yıllardır temel ideasıdır.
Risale-i Nurların devlet eliyle bastırılması ve melelerin devlet kadrosuna alınması fikrini ise, ilginçtir bir Diyanet Başkanı gerçekleştirmiştir. Halbuki daha önceki dönemlerde, bilhassa Menderes döneminde bile bu konudaki siyasi isteklere Diyanet karşı koymuştu.
Fetö’nün dinlerarası diyalog/Hristiyan-Müslüman ittifakı meselesi de Risale-i Nurlardan alınmıştır. Bunun temeli, bir taraftan dinsizliğe karşı ortak Tanrı savunusu iken diğer yönden gelecekte beklenen İsa’nın dönüşüne hazır bir İsevi cemaat oluşturmaktır.
Nitekim hem Said Nursi’ni hem de Fetöcülerin hedeflerinin temel aşamaları, kendilerini büyük mehdi olarak gördükleri için; siyaset, diyanet, saltanat ve cihattır. Bunun için çok büyük maddi kuvvet ve geniş hâkimiyete (hilafete) ihtiyaç olacağına inanırlar.
Liderin kutsanmasına, doğrudan Peygamberden bilgi aldığına, yazdıklarına Kur’an tarafından da işarette bulunulduğuna inanılmasına varıncaya kadar her türlü gizemli inanışlar ise sadece Said Nursi’de ve Fetö’de değil tarih boyu birçok tarikatta olan bir sapkınlıktır.
Bugün Fetö hareketini iyi anlamak istiyorsak, öncelikle içinden çıktığı hareketi, yani Nurculuğu ve onun da kaynağı olan günümüz tarikatlarını iyi anlamalıyız, sonra Türkiye’deki tarikat ve cemaatlerle olan zihniyet benzerliklerini fark edebilmeliyiz.
Aslında bu benzerlikler ve beslenilen kaynaklar İlahiyatçılarca ve uzmanlarca yeterince biliniyor. Sadece birileri güneşi balçıkla sıvayarak bunlar farklı diye bize masal anlatıyor. Böylece bu gruplara siyaseten özel alanlar açılıyor.
Fetö sorunu, aslında bir modernleşememe sorunudur, genel bir yanlış dini zihniyet ve tamamen bozulmuş bir tarikatçılık sorunudur, Türkiye Cumhuriyeti’nden intikam alarak sözde hilafeti diriltmeye dayalı dinini kin etme sorunudur.
Bu sorunun çok daha büyüğü şu anda Türk Cumhuriyetlerinde hâlâ devam etmektedir. Bazı Türk Cumhuriyetleri neredeyse tamamen Fetönün kontrolündedir. Gerekli önlemler alınmazsa Fetö, oralardan bir devlet yapılanması olarak karşımıza çıkacaktır.
Ülkemizi bekleyen bir başka en ciddi tehlike Sakarya, Trabzon ve Rize’yi üs edinmiş ve buralarda medreseler açmış olan Suudi ve körfez ülkeleri destekli cihatçı selefiliktir. Türkiye’deki dini grupların bunlarla baş etme şansı yoktur.
Üstelik, ülkemizdeki dini gruplar da her geçen gün selefileşmekte ve sözde Hanefi kökenli tasavvufi tarikatlar olduklarını söylemelerine rağmen asla tasavvufla da Hanefilikle de bir alakaları kalmamaktadır. Din, artık tam bir beka sorunudur. Bütün şehitlerimizin ruhu şad olsun. Tarih boyu mazlumların sığınağı, Müslümanların dayanağı Türk milleti ve Türk devletine uzanan bütün eller kahrolsun.

İbrahim Maraş

İlgili Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.