Dr. Tevfik FEVZİ: ABD’NİN ORTA ASYA’DA VE AFGANİSTAN SİYASETİNDEKİ YENİ STRATEJİSİ

Afrin əməliyyatının şifrələri: Türkiyə böyük oyunları necə pozur?

Ermənistandakı hadisələrdə daxili amillər, xalq faktoru ilk sıradadır

Мукаддас Бибарсов: семья Бикташевых Рашида хаджи и Эльмиры ханум организовали ифтар в честь Священного месяца Рамадан

Huriye YILDIRIM ÇİNAR: TALİBAN ZAFERİNİN AFRİKA’DAKİ OLASI ETKİLERİ VE TÜRKİYE’NİN KONUMU

Türkiye 4 Eylül 2021
95
MAKEDONYA'DA SINAVSIZ ÜNİVERSİTE

ABD’nin 11 Eylül saldırılarının ardından “küresel terörle savaş” maksadıyla bulunduğu Afganistan’dan 20 yıllık bir süre sonrasında aniden çekilmesi sonrasında uluslararası alanda büyük bir belirsizlik zuhur etmiştir. Taliban’ın birçok yerleşim yerini tek bir kurşun bile sıkmadan kontrol altına alıp, Eşref Gani’nin Afganistan’ı terk etmesiyle ülke yönetimini ele alması literatürde tam olarak tanımlanamayan bir iktidar değişimi olarak görülmektedir. Taliban’ın tarihte ikinci kez olarak Afganistan yönetimini devraldığı bu hadisenin etkileri kısa ve uzun vadede dünyanın birçok bölgesinde hissedileceği de aşikardır.

Afrika’daki selefi terör örgütleriyle mücadele eden birçok ülke Taliban’ın zaferi olarak değerlendirilen bu gelişmelerin güçlü etkilerinin hissedileceği yerlerin arasındadır. Nitekim Taliban’ın Afganistan’da kontrolü ele almasının hemen ardından Somali’deki El Şebab Terör örgütü kendisine yakın bir basın organında “Allah Büyüktür!” mesajıyla Taliban’ı kutlamıştır. Diğer yandan Mali’de etkili olan ve İyad Ag Gali liderliğindeki JNIM (Jama’a Nusrat ul-Islam wa al-Muslimin) örgütü de Taliban zaferinden duydukları memnuniyeti belirterek kendi ideolojisinde olan örgütlerin Batılı düşmanlarla olan savaşı kazandıkları yorumunu yapmıştır. Taliban’ın bu iki örgüt dışında etkilediği birçok selefi cihadist terör örgütü olabilir. Öyle ki hatırlanacağı üzere 2003 yılında Nijerya ve çevresinde etkili olan Boko Haram terör örgütü kuruluşundan kısa bir süre sonra ondan ayrılan Muhammed Alih liderliğindeki Kanamma Hizibi kendisini “Nijerya Taliban’ı” olarak adlandırmıştır. Taliban’dan ilham alan bu örgüt Nijer sınırına yakın bir bölgede etkinlik kurmuş, ancak Nijerya askeri güçleri tarafından kısa zamanda yok edilmiştir. Kanamma Hizibi örneğinde olduğu gibi yakın gelecekte Sahraaltı Afrika’da birçok örgüt Taliban zaferinin kendilerinde uyandırdığı cesaretle eylemlerinin hız ve etkilerini arttırma potansiyeline sahiptir.

Sahraaltındaki terör örgütlerinin cesaretlendiren tek şey Taliban’ın Afganistan’daki zaferi değil. Bölgede terörle mücadelede en önemli aktörler olarak görülen ABD ve Fransa’nın yakın tarihte ABD’nin Afganistan örneğinde olduğu gibi askeri varlıklarını azaltarak çekme eğiliminde bulunması da başta El Şebab, JNIM ve Boko Haram olmak üzer birçok terör örgütü için avantajlı bir ortam hazırlamaktadır. Çünkü hali hazırda birçok siyasi ve sosyo-ekononik krizle karşı karşıya olan ve zayıf devlet mekanizmalarına sahip Sahraaltı Afrika ülkeleri küresel terörle mücadele aktörlerinin olmadığı bir mücadeleden başarıyla çıkamayacaktır. Diğer yandan Batılı aktörlerin terörle mücadeledeki bu isteksizlikleri sonrasında kıtada etki sahibi olmak isteyen Rusya ve Çin gibi aktörler Sahraaltı Afrika’da güvenlik alanındaki bu boşluğu doldurmak isteyebilir. Ancak Wagner Grubu örneğinde olduğu gibi güvenlik alanında hizmet verip karşılığında siyasi ve ekonomik çıkar elde etmeyi gözeten Rusya’nın kısa ve uzun vadede bölgede terör sorununun çözümünde ne denli etkili olabileceği kafaları karıştıran bir soru işareti olarak karşımıza çıkmaktadır. Hal böyle iken suların bu kadar bulandığı Sahraaltı Afrika’da terörle mücadele-sizlik baş gösterecek ve bölgedeki etkin terör örgütlerinin daha fazla kıyıma neden olacağı olasılığı artmaktadır

Taliban’ın başarısı buradaki terör örgütlerini sadece siyasi amaçları ve şiddet içeren eylemler açısından cesaretlendirmeyecektir. Yakın dönemde Taliban’la ilişkili olarak, devlet kontrolünün zayıf olduğu ve halkın ekonomik açıdan zorluk çektiği Sahraaltı Afrika ülkelerinin daha fazla karşı karşıya kalabileceği diğer bir tehdit ise kaçakçılıktır. Çünkü Taliban sonrası dönemde bölgede başta uyuşturucu olmak üzere silah ve insan kaçakçılığının artması olasılıklar dahilindedir. Nitekim Taliban önceki iktidarında, 2000 yılında uluslararası alanda alabileceği desteği arttırmak için afyon üretimini yasaklamıştır. Ancak içerideki afyon yetiştiricileri ve uyuşturucu kaçakçılarından aldığı tepkiler sonrasında bu yasağı göz ardı etmiştir. Benzer şekilde geçtiğimiz günlerde Taliban’ın sözcüsü Zabihullah Mujaid -2000 yılındakine benzer bir şekilde- afyon üretimini yasaklayacaklarını açıklamıştır. Ancak bu yasağın işlevsel olup olmayacağı konusu belirsizdir. Öyle ki önceki Taliban iktidarı döneminde Afganistan’ın Helmand ili başta olmak üzere birçok bölgesinde afyon yetiştirilen alanlarda %50’lik bir artış gözlenmiştir. Afganistan’ın milli gelirinin %11’lik bir kesiminin, Taliban’ın da gelirinin %60’lık bir kısmının uyuşturucu kaçakçılığından elde edildiği ve Taliban yönetiminin kısa vadede Afgan halkına etkili bir gelir kaynağı ve istihdam sağlayamayacağı gerçeğinden hareketle Afganistan merkezli uyuşturucu kaçakçılığının giderek artabileceği öngörülmektedir. Sahraaltı Afrika’da uyuşturucu kaçakçılarıyla ilişkisi olan ya da bizzat kendileri bu işi yapan terör örgütleri de Taliban iktidarı sonrasında daha kolay bir şekilde faaliyetlerini sürdürebilecektir. Neticede ekonomik gücü artan Afrika’daki bu terör örgütleri eylemlerine de kolayca ivme kazandırabilecektir.

Yukarıda özetlenmeye çalışıldığı Taliban zaferinin Afrika’daki etkileri farklı alanlarda hissedilecek ve bölgedeki terör örgütleri etkilerini arttırabilecektir. Peki yakın dönemde Afrika kıtasına yönelik politikalarına ivme kazandırıp kıtada daha etkili bir aktör olmayı amaçlayan Türkiye bu durumdan nasıl etkilenebilecektir?

Bilindiği üzere 2002 sonrası dönemde Türkiye birçok Sahraaltı Afrika ülkesiyle siyasi, askeri, ekonomik ve sosyo-kültürel alanda imzaladığı anlaşmalarla ilişkilerini geliştirmiştir. 2002’de iktidara geldiğinde Afrika’da 12 büyükelçilik varken AK Parti Hükümeti yakın zamanda açmayı planladığı Togo ve Gine Bissau Büyükelçilikleriyle bu sayıyı 2021 yılında 44 yapmayı hedeflemektedir. Diğer yandan Türkiye’nin kıta ülkeleriyle yaklaşık olarak 26 milyar dolarlık bir ticaret hacmi bulunmaktadır. Doğrudan yatırımları arttırmaya çalışan Türkiye yakın dönemde Somali’de 50 milyon dolar harcayarak inşa ettiği askeri üs ile kıtadaki askeri varlığının uluslararası barış gibi operasyonlarla ile sınırlı kalmayacağının sinyalini vermişti.

Neticede Afrika’daki birçok ülkede Taliban motivasyonu ile artacak terör tehdidi kıtada varlığını arttırmaya çalışan Türkiye’yi de olumsuz etkileyecektir. Nitekim hatırlanacağı üzere 2015 yılında Türkiye ve Somali arasında liman işletmesi konusunda girişimlerde bulunulmasının ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Somali’ye gerçekleştireceği bir ziyarete bir gün kala Mogadişu’da Türk heyetinin kaldığı otele El Şebab’ın intihar saldırı gerçekleştirmiştir.

Bu noktada Türkiye’nin Taliban politikasını titizlikle yönlendirerek Afrika’da terörle mücadelede etkin güce sahip olması ona orta ve uzun vadede önemli kazanımlar sunabilecektir. Öncelikle güçlenen Türkiye’nin varlığından rahatsız olan bazı Batılı aktörler tarafından öne sürülen “Türkiye’nin radikal/selefi terör örgütlerini desteklediği” yaftası Sahraltında Türk unsurlarca desteklenen terörle mücadele ile bertaraf edilebilir. Bu terörle mücadele çabası hem Ankara Hükümeti’ne yapılan bu ithamı ortadan kaldırırken diğer yandan kıtadaki Türk varlığını korunması ve geliştirilmesine de hizmet edebilecektir. Türkiye bu mücadeleyi direkt olarak bölge devletlerinin kolluk/güvenlik güçlerine yapacağı desteklerle sağlayabileceği gibi yerel halkın sosyo-ekonomik şartlarını iyileştirerek terör örgütlerinin yaşam alanlarını kısıtlayarak da gerçekleştirebilir. Yakın zamanda iç politikada tartışılan Türkiye’den Somali’ye verilen 30 milyon dolarlık hibe gibi adımlar bu bahsedilen amaca ulaşılmasında önemli araçlardır. Türkiye’nin Afrika ülkelerine yaptığı/yapacağı bu destekler gelecekte kıtada ülkemizin daha etkin bir aktör olarak konumlanmasına hizmet edeceği su götürmez bir gerçektir.

Diğer yandan Türkiye’nin bu atmosferde oldukça dikkatli olması gereken hususlar da mevcuttur. Taliban yönetimin belirsizliği hala varlığını sürdürürken, mülteci tehdidi, bölgenin istikrarsızlaştırılması gibi tehditler yanında Afrika’daki politikaları da tehlikeye girebilecek Türkiye Taliban ile temaslarını bu gerçeklik üzerine inşa etmelidir. Taliban rejimine tamamen sırt çevirip ondan gelebilecek tehditlere açık hale gelmemeli diğer yandan da bu oluşumla girdiği temaslarda Batının kendisini yaftaladığı hususları da gözeterek oldukça titiz davranmalı, söylemlerine dikkat etmelidir. Afrika’daki temasları bağlamında ise Türkiye, Birleşik Krallık, Fransa, ABD gibi neokolonyal güçlerin düştüğü hatalara karşı oldukça temkinli olmalıdır. Kendisinin sömürgeci bir geçmişi olmaması, ve kazan-kazan prensibine dayalı ilişkiler dinamiğinin kendisine verdiği güçle kıtada varlığını belirginleştirmelidir. Sonrasında ise Türkiye Sahraaltı Afrika’da kendisine bir engel teşkil eden terörle mücadele konusunda direkt olarak askeri güçle terör örgütlerini yok etme çabasına girişmek yerine bu örgütlerin varlığına yol açan sosyo-ekonomik şartları iyileştirmeye katkıda bulunmalıdır. Mümkünse de bu çabalarını kendi önderliğinde uluslararası bir girişim haline getirmelidir. Böylelikle Türkiye bölgede hem kalpleri kazanacak hem de orta ve uzun vadede kendisini tehdit edebilecek birçok terör oluşumunun bertaraf edilmesine de hizmet edecektir.

Huriye YILDIRIM ÇİNAR
KAFKASSAM Afrika Uzmanı

Yorumlar