KAFKASSAM – Kafkasya Stratejik Araştırmalar Merkezi

  1. Anasayfa
  2. »
  3. Gündem
  4. »
  5. Hüda Huseyni: İran Lübnan’da Hizbullah’ı yönetti peki Filistin’de Hamas’ı yönetiyor mu?

Hüda Huseyni: İran Lübnan’da Hizbullah’ı yönetti peki Filistin’de Hamas’ı yönetiyor mu?

Kafkassam Editör Kafkassam Editör - - 12 dk okuma süresi
74 0

Pek çok kez “Bu tarihten sonrası önceki gibi olmayacak” sözünü duyuyoruz. Bunu en son duyduğumuz zaman da Beyrut Limanı patlaması sonrasıydı. Şu ana kadar hiçbir yargıç gün gibi ortada olan gerçeği açıklayacak cesareti gösteremedi. Çünkü Hizbullah bunu engelliyor. Bu durumda Ağustos ayından sonrası eskisinden daha da kötü ve tehlikeli denilebilir.

Şu an sözde direniş ekseninin televizyon kanallarını takip edersek Hamas ve Filistin İslami Cihat Örgütü’nün İsrail’in tümünde taş üstünde taş bırakmadığını görürüz. Ancak Filistinli ölülere gelince, iyimser bir analist, bu sayının ‘başka kayıpları önlemek için olduğunu ve önemli olanın Kudüs’e yaklaşmaları olduğunu’ söyledi. İsrail sanki Caritas Örgütü’ymüş gibi konuşuyordu.

İsrail güçleri ve Gazze Şeridi’ndeki Filistinli silahlı gruplar, 2014 Gazze Savaşı’ndan bu yana en şiddetli çatışmalardan birine girdi. Katar, Mısır ve Birleşmiş Milletler (BM) ateşkes yapılması için arabuluculuk çalışmalarına devam ediyor ancak şu ana kadar şiddetin biteceğine dair herhangi bir işaret yok. Ayrıca bu şiddetin bölgenin tümünde uzun vadeli etkilerinin olma ihtimali yüksek.

Çatışma, İsrailli yerleşimcilere yer açmak için Doğu Kudüs’teki tarihi Şeyh Cerrah Mahallesi’nde bulunan altı Filistinli ailenin evlerinden çıkarılıp çıkarılmayacağına ilişkin şu anlık ertelenen İsrail Yüksek Mahkemesi’nin kararının alınma ihtimaliyle haftalardır yükselen gerilimden sonra parlak verdi. İsrail polisi güç kullanarak 7 Mayıs Cuma günü kalabalığı dağıttığında ve İslam’daki en kutsal üçüncü yer olan Kudüs’teki Mescid-i Aksa Camii yerleşkesinde güvenlik güçlerinin gösteriyi dağıtması üzerine 170’ten fazla Filistinli yaralandığında bu konu şiddet olaylarına evrilen günlük kitlesel gösterilere yol açtı. İşgal polisi, Ramazan ayının son günlerinden biri olan 10 Mayıs Pazartesi günü sabah erken saatlerde camiye yeniden baskın düzenledi. Baskın sonucunda yüzlerce protestocu yaralandı. Polis ses bombası, göz yaşartıcı gaz bombası ve plastik mermiler kullandı. Bunun yanı sıra taş ve başka eşyaları atarak direnen göstericilere sert müdahalede bulundu. Bazı görgü tanıkları “Gerçekten şiddetli bir saldırıydı. Senelerdir Mescid-i Aksa’da böyle bir şiddete şahit olmadık” şeklinde konuştu. Bunun üzerine Gazze’yi kontrol eden Hamas ve Filistin İslami Cihat Örgütü İsrail şehirlerine füzeler attı.

Geniş çaplı İsrail-Filistin çatışması gibi, son zamanlarda şiddet olaylarında artışa yol açan çatışmanın da derin tarihsel kökleri var. Doğu Kudüs’teki diğer mahalleler gibi Şeyh Cerrah Mahallesi de yüzyıllardır Filistinliler ve Yahudiler arasında çatışma konusu oluyor. 1956 yılında Batı Şeria ve Doğu Kudüs’ü yöneten Ürdün, İsrail’in kurulmasıyla sona eren 1948 Savaşı sırasında Siyonist milislerin evlerinden çıkardığı 28 aileyi yeniden topraklarına yerleştirmek için Şeyh Cerrah’da evler inşa etti. 1960’larda Ürdünlüler, Şeyh Cerrah’daki Filistinli sakinlere üç yıl gibi bir sürenin ardından arazilerin tapusunu vermeyi kabul ettiler. Ancak anlaşma, İsrail’in Batı Şeria ve Doğu Kudüs’ü işgal ettiği 1967 Altı Gün Savaşı nedeniyle durdu. Bu tarihten itibaren bir dizi Filistinli Doğu Kudüs’teki evlerinden atıldı ve 2002, 2009 ve 2017 yıllarında Filistinli ailelerin Şeyh Cerrah’ı terk etmelerine yönelik kararlar çıkarıldı. Geçtiğimiz Kasım ayında Yüksek Mahkeme, 87 Filistinlinin Eski Şehir dışındaki Silvan mahallesinden çıkarılmasına karar verdi. Bir grup İsrailli yerleşimci, Yahudi topraklarında yaşadıkları iddiasıyla Filistinli sakinlere dava açtı. BM İnsan Hakları Ofisi geçen Cuma günü yaptığı açıklamada Şeyh Cerrah’daki ailelere yönelik planlı tahliyeleri kınadı. Ofis söz konusu açıklamasında “İşgal otoritesine bağlı sivil nüfusun bir kısmının otoritenin işgal ettiği bölgeye nakledilmesi, Uluslararası İnsancıl Hukuk’a (IHL) göre yasak ve bu, savaş suçu teşkil edebilir” ifadelerine yer verdi. İngiltere’de ikamet eden ve Filistin-İsrail çatışması hakkında kitaplar yazan İsrailli tarihçi Ilan Pappé daha da öteye giderek “Şeyh Cerrah’taki planlı tahliyeler, Filistinlilere karşı 1948’den beri hiç durmayan etnik temizlik yöntemi ile uyuşuyor” ifadelerini kullandı.

Yerleşimcileri destekleyen Yahudi grupları (onlara “vatandaş” değil, “yerleşimci” denir), taleplerinin arkasında duran bir hükümet tarafından destekleniyor. Ocak ayında, Başbakan Binyamin Netanyahu işgal altındaki Batı Şeria’da yerleşimciler için 800 yeni evin inşa edileceğini duyurdu. Pazar günü Netanyahu, İsrail’in “Kudüs’te inşaat yapılmamasına yönelik baskıları hiçbir şekilde kabul etmediğini” söyleyerek gittikçe artan uluslararası protestolara sert bir şekilde karşı çıktı.

Bunların hepsi yaklaşık 50 yıldır yaşanıyordu, ancak şimdi daha yüksek bir seviyeye çıktı. Bunlar bölgedeki çıkarılmayı bekleyen son ailelerden bazıları. Yüksek Mahkeme’de yasal bir temyiz yok. Bu nedenle, Filistinli sakinlerin şu anda tek sığınağı protesto yapmak, direnmek ve İsrail’in ödemesi gereken siyasi bedeli yükseltmek. Protestolar pahalıya da patlasa, mahkemeyi tahliye kararını 30 gün ertelemeye zorlayarak başarılı olmuş olabilir. Şiddet olaylarının ortasında tansiyonun daha fazla yükselmesini önlemek için tahliye kararı askıya alınabilir. Ancak, herkes aynı fikirde değil. Zira bazı İsrailliler, kararın ertelenmesinin yalnızca “taktiksel bir adım” olduğunu ve “temizlik girişimlerinin yeniden başlatılacağını” düşünüyor.

Dün İsrail Savunma Bakanı Benny Gantz, İsrail’in ateşkese hazır olmadığını söyleyerek tamamen sükunet sağlanana kadar Gazze’deki askeri operasyonları sürdüreceklerini söyledi.

Mevcut kriz, Netanyahu ve Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın büyük bir siyasi baskı altında olduğu bir zamanda geliyor. Netanyahu halihazırda geçici bir hükümete başkanlık ederken yolsuzluk suçlamasıyla yargılanıyor. Muhalefet partileri, Mart ayında iki yıl içinde yapılan dördüncü İsrail seçimlerinden sonra Netanyahu’nun yerini dolduracak bir koalisyon kurmakta başarısız olmuşlardı. Netanyahu, Hamas’a güçlü bir tepki vermesinin oy oranlarını artırabileceğini ve sağcı İsrailliler ve şiddete eğimli ılımlılar arasındaki popülaritesini artırabileceğine inanıyor olabilir. Ayrıca uzun süreli çatışmanın ideolojik olarak farklı düşüncedeki rakipleri arasında bir çatlak oluşmasına yol açacağını umuyor. Diğer taraftan Abbas, Nisan ayı sonlarında Netanyahu Kudüs’ü dışarıda bırakmak istediği için 15 yıl sonra yapılacak ilk Filistin seçimlerini askıya alarak bir kaosa yol açtı. Ancak mevcut durum Abbas’ın siyasi çıkarlarının lehine olacak şekilde tersine dönebilir. Gazze’ye bombalar düşmeye devam ederken Filistinliler kendilerini sadece birer sayı olarak gören Hamas’tan uzaklaşabilirler. Ancak bunun yerine, şiddet olaylarının hızla sona ermesi Hamas’ın imajını iyileştirebilir ve Abbas’ı İsrail’in saldırganlığıyla yüzleşmek istemiyormuş gibi gösterebilir. Her iki durumda da, çatışma birleşik bir Filistin hükümeti kurulmasına yönelik ihtimalleri her zamankinden daha uzak bir noktaya taşıyor.

Şimdi asıl meseleye geliyoruz. İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney Filistinlileri İsrail’in “vahşiliğine” karşılık vermeye çağırarak “İsrailliler sadece güç dilinden anlar” dedi. Hamas ile İsrail arasında olup bitenler, mükemmel bir İran ürünüdür. Hamas’ın İran’ın Dini Lideri’nin ve Kudüs Gücü’nün doğrudan emirleri olmadan yaptıklarını yapabileceğini düşünenler akıl yoksunlarıdır. İsmail Heniyye, bombardımanın tam ortasında ilk görüşmesini İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif’le yaptı ve rızasını sordu. Soru şu: İran ne istiyor? Hizbullah, Husiler, Haşdi Şabi ve Suriye’deki bazı grupların yanı sıra Hamas ve İslami Cihat Örgütü kartlarıyla Viyana’da yapılan müzakerelerdeki pozisyonunu iyi bir seviyeye çıkarmak istiyor. İran için en önemli şey Hamas’ı Filistin halkının en güçlü ve belki de tek temsilcisi yapmak. Böylece Gazze ve Ramallah tamamen yıkılsa ve 100 bin Filistinli öldürülse de Filistin sorununun kaderi İranlıların ellerinde olacak.

İran’ın Filistin’de yaptıkları, partisi Hizbullah’ın Lübnan’ı ele geçirmesine zemin hazırlayan Lübnan’daki yaptıklarının birebir aynısı.

İranlıların istedikleri şeye ulaşmak için zekice plan yapma konusunda iyi olduklarını itiraf etmeliyiz. Bu, sabır ve büyük bir nüfuzun yanı sıra ilgilendikleri çevrelerin psikolojisi ve davranışlarının üzerine yapılmış derin bir çalışmayı yansıtıyor. Ancak İran rejiminin zayıf noktası, kendisinin ülkeleri inşa etmekten ziyade onlara ulaşıp yok etmek için planlar yapma konusunda yetkin olması. İran rejimi yıkım, kaos, hayal kırıklığı ve istikrarsızlık tohumları ekiyor. Belki de İsrail’e ve halkların zenginliğini kontrol etme arzusuna sahip her ülkeye uyan şey budur.

Hamaney, kışkırtıcı söyleminin İran’ın Lübnan ve Suriye’deki vekillerine harekete geçme konusunda ilham vereceğini ve bunun da çatışmaya başka bir boyut katacağını düşünüyordu. Halihazırda devam eden şiddetin ne kadar süreceği belli değil. Ancak Ortadoğu’nun dört bir yanındaki belirsizliğin yanı sıra İsrail ve Filistin topraklarındaki iç siyasi istikrarsızlığın ortasında yaşanan son olaylar bölgeyi aylarca etkileyebilir. Önemli olan şey Hamas’ın Filistinliler için alternatif bir vatan sağlamada suç ortağı olmaması. Unutmayın, Şeyh Cerrah’taki evlerin boşaltılması Gazze’nin tüm kalelerinin ele geçirilmesi demektir.

Hüda Huseyni
Lübnanlı gazeteci-yazar ve siyasi analist

İlgili Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir