Faiq Qəzənfəroğlu: “Azərbaycanın iki yerə parçalanması Türklüyün və Azərbaycanın İranda geriləməsinin başlanğıcı oldu”

Kafkassam Uzmanı Yaroslav Samoylov Bengü Türk televizyonun ’da

Koronavirusun mənbəyi axtarılır

Mehmet BOZKUŞ : ALTILI PLATFORM ÜLKELERİ

Hüda Huseyni: Hamaney Ruhani’yi köşeye sıkıştırıyor

Gündem 18 Şubat 2021
25

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, İran’ın nükleer silaha sahip olmasına izin verilmeyeceğini yineledi. Ancak çemberi İran’ın Yemen’deki Husiler yoluyla Suudi Arabistan’ı vurmak için kullanmaya devam ettiği balistik füze programını kapsayacak şekilde genişletmedi. Bölgenin istikrarını sarsmak, hatta başta Lübnan, Irak, Suriye ve Yemen olmak üzere Arap ülkelerini tahrip etmek için oluşturduğu silahlı gruplardan bahsetmedi. İran sonuçlarını bildiği için sahip olsa da nükleer silahını kullanmayacaktır, ancak nükleer anlaşmanın imzalanmasıyla omuzlarından bir yükün kalktığına, üzerine adeta para yağdığına, bunun üzerine hemen diğer planlarını uygulamaya sokup 4 Arap başkentini işgal ettiğini itiraf ettiğine dikkat edilmeli. Öte yandan Dışişleri Bakanı Blinken, idamların en az ekmek kadar bol olduğu İran’daki insan hakları ihlallerinden de bahsetmedi.

Yeni ABD yönetiminin İran’a uygulanan yaptırımları hafifletmeyi düşündüğüne dair haberler gündemde yer almaya başladı. Oysa bu yaptırımların tek bir esas sorumlusu var, o da Dini Lider Ali Hamaney. Eski İran Şahı’nın oğlu ve Veliaht Prens Rıza Pehlevi’ye geçen hafta, yeni yönetimin nükleer anlaşmaya döneceğine inanıp inanmadığı sorulduğunda şu yanıtı verdi: “Anlaşmadaki temel sorun, rejimin davranışlarının değişeceği gibi büyük bir yanlışa dayanmasıydı. 40 yıl boyunca Batılı güçler bu rejimin davranışlarını değiştireceğini düşündüler. Bu olmayacak. İranlılar, rejimi yönlendirenin ulusal çıkarları değil, yozlaşmış suç çıkarları olduğunu biliyorlar.”

Yeni ABD Başkanı Joe Biden’ın göreve gelişi İran’da bir çatışmayı tetikledi ve Hamaney’i, başlatılan şantaj kampanyasına doğrudan müdahale etmeye yöneltti. Geçen ayın ikinci yarısında, hepsi de nükleer anlaşmaya varılmasında rol oynayan 7 üst düzey yetkiliden Hamaney’in özel web sitesine röportajlar vermeleri istendi. “Son Söz” adı verilen bu röportajlar dizisi, Washington’un Tahran’a uyguladığı ekonomik yaptırımlar dahil tamamen nükleer anlaşmayı ele aldı. Gelgelelim bu 7 yetkili arasında Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif de bulunurken Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani yoktu.

Ruhani gibi İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Şemhani de yoktu. İran’daki Arap azınlığa mensup Şemhani’nin yokluğu dikkat çekiciydi, çünkü kendisi nükleer anlaşmanın en büyük muhaliflerinden. Hükümet ile anlaşmadan kaynaklanan ihtilafı son zamanlarda öyle bir düzeye vardı ki, İran Cumhurbaşkanlığı Ofisi Başkanı Mahmud Vaizi, Ruhani’nin haberi olmadan gizlice onu, tartışmalı bir öneriyi geçirmek için Şura Konseyi ile iş birliği yapmakla suçladı. “Yaptırımları Kaldırmak İçin Stratejik Eylemler” adı verilen bu yasa tasarısı, hükümetten nükleer programı hızlandırmasını ve uranyumu zenginleştirme oranını yüzde 20’ye kadar çıkarmasını talep ediyordu.

Ruhani hükümeti, öneriye karşı çıktı ve bunu Biden yönetimiyle olası müzakereleri sabote etmeye yönelik bir girişim olarak değerlendirdi. Ancak Ruhani çok geçmeden geri adım atıp öneriyi kabul etti. Bazı analistlere göre, Ruhani’yi pozisyonunu değiştirmeye zorlayan, Hamaney’in direktifleriydi. İran Stratejik Dış İlişkiler Konseyi Başkanı Kemal Harrazi, İran Atom Enerjisi Örgütü Başkanı Ali Ekber Salihi’nin meclisin uranyumu zenginleştirme kararı konusunda bazı çekinceleri olduğunu, ancak liderlikten böyle bir direktif geldiği için hemen zenginleştirme faaliyetlerine başladığını ifade etti. Dışişleri Bakanı Zarif de, Hamaney’in katıldığı bir toplantıda meclis kararının (Yaptırımları Kaldırmak İçin Stratejik Eylemler Yasası) uygulanması gerektiğini söylediğini belirtmişti. Hükümet, daha önce şartlı olarak, 2 aylık bir süre içinde gerekli fonları sağlamayı ve konuyla ilgilenmeyi kabul etmişti, ancak Hamaney’in direktiflerinin ardından bütün bu şartlar ortadan kalktı.

Bu gelişmeler, Hamaney’in bu konuyu daha aktif bir biçimde denetlemeye başladığını, nükleer programla ilgili meseleleri doğrudan yönetmeye ve ABD yaptırımlarının üzerindeki etkilerini öğrenmeye karar verdiğini, böylece Ruhani’yi köşeye sıkıştırarak manevra alanını daralttığını ortaya koyuyor. Hamaney’in Washington’un anlaşmaya dönüşüne ilişkin açıklamalarının ardından internet sitesinde yayınlanan röportajlar, Ruhani’yi gölgede bıraktı ve bu konudaki pozisyonunu zayıflattı. Hamaney ve faaliyetlerine dair övgülerle dolu röportajlarda; “Rejimin son sözünü teyit etmek” ve “Washington’un Tahran’a uygulanan yaptırımları anlaşmaya dönüldüğü anda veya daha önce kaldırması zorunluluğu” gibi belirli ifadeler çokça tekrarlandı. Bu yaklaşım, herhangi bir ön koşul belirtmeden Washington’un anlaşmaya geri dönmesi gerektiğini vurgulayan Ruhani’nin yaklaşımından büyük ölçüde farklı. Ruhani, bunu vurgulayarak, iç siyasetteki psikolojik ve siyasi iklimden yararlanmayı ve hükümetinin imajını düzeltmeyi planlıyordu.

Hamaney’in planı bir ikilemle karşı karşıya. Çünkü Washington’un anlaşmaya geri dönmesi için sabırsızca bir çaba içinde olmadığını, aksine önceliklerinin başında yaptırımların kaldırılmasının geldiğini söyledi. Böylece, Ruhani’nin yaklaşımını etkisiz hale getirdi.

İran’ın agresif yaklaşımı, çeşitli formlar içeriyor. Sözgelimi, önce yaptırımların kaldırılması konusunda ısrar etmek ve yaptırımlar kaldırılmadan Washington’un anlaşmaya geri dönmesiyle ilgilenmediğini ifade etmek gibi. Keza nükleer programı genişleterek yaptırımları kaldırmak için tek taraflı stratejik eylemler uygulama direktifi vermek, uranyum metali üretmek ve Devrim Muhafızları’nın füze tatbikatları benzeri provokatör eylemlerde bulunmak. Bu agresif tutum biraz, 2004’te Sadabad nükleer görüşmelerinin başarısız olmasından sonraki İran hükümetinin davranışlarını anımsatıyor.

Bu görüşmeler başarısız olduktan sonra da Hamaney, Tahran’ın bir sonraki müzakerelere daha iyi silahlanmış bir şekilde katılması için kapılarına kilit vurulan nükleer tesislerin yeniden açılması, zenginleştirme ve santrifüj üretme kapasitesinin artırılması direktifi verdi. Hamaney, Başkan Biden’ın nükleer anlaşmaya geri dönüp yaptırımları kaldıracağına inanıyorsa, bu politika onun için iç politikada az da olsa verimli olabilir. O zaman, agresif politikasının işe yaramış olmasıyla övünebilir. Bu stratejinin işe yaradığını ve Washington’un hemen şimdi anlaşmaya geri dönmesini sağladığını, ancak yaptırımların kaldırılmasını Haziran 2021’de İran’da yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimleri sonrasına ertelediğini varsayalım. Bu durumda bile, Ruhani kampı bir kez daha iç siyasi çekişmelerde kaybeden taraf olacak. İşte İran’da iki kamp arasındaki karşılıklı suçlamalar düellosunun başlamasının nedeni de bu.

Son haftalarda, Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif’in de dahil olduğu üst düzey hükümet yetkililerinden, rakip kampın bazı üyelerinin Ruhani yönetimiyle nükleer görüşmeler yapmaması konusunda Başkanı Biden ekibine uyarıcı mesajlar ilettiklerine dair açıklamalar geldi. Zarif, Ruhani karşıtı tarafların Washington’u halefiyle pazarlık yapmaya teşvik ettiğinin altını çizdi. Kamuoyunun Washington ile müzakerelere ve yaptırımların kaldırılmasına yönelik her türlü muhalefeti şiddetle reddettiği mevcut psikolojik ortamda, Hamaney’in Tahran-Washington görüşmelerindeki gecikmeyi açıkça desteklememesi doğal. Nitekim bu nedenle, Biden yönetiminin yaptırımları bir saat bile geciktirmeden kaldırması gerektiğini defalarca vurguladı.

Geçtiğimiz haftalarda da, aşırı muhafazakarların iki önde gelen lideri, Meclis Başkanı Birinci Yardımcısı Emir Hüseyin Gazizade ve bu kampın halihazırda manevi babası olan Gulam Ali Haddad Adil, Biden’ın görevi teslim almasıyla altın ve döviz fiyatlarının keskin bir şekilde düşebileceğine dair endişelerini dile getirmişlerdi. Bu tür adımların Ruhani kampı tarafından ABD ile koordine edildiğini ve İran’da yaklaşan cumhurbaşkanlığı seçimlerine yönelik olduğunu savunmuşlardı.

Hamaney, Anayasayı Koruma Konseyi ve tek taraflı siyasi ortamın desteğiyle milletvekili seçimlerini kazanan muhafazakarların, Haziran’daki seçimlerde de cumhurbaşkanlığını kazanmayı bekledikleri açık ve net.

Hamaney’in kendi kendine yürüttüğü ekonomi politikasının başarısız olmasından sonra İranlı yetkililerin, yıllardır tekrar tekrar birincil hedeflerinin yaptırımları kaldırmak olduğunu söyledikleri doğru. Ancak şimdi birincil kaygılarının, yaptırımlara oynayarak mevcut yerel iktidar mücadelesini ve seçimleri kazanmak olduğunu tam bir netlikle teyit ediyorlar. İran’da iktidar ve onu ele geçirme mücadelesi insanların endişelerinden önce geliyor.

Öte yandan, Biden yönetimiyle iletişime geçme konusunda kim kime yalan söylüyor? Peki İran, agresif bir strateji benimseyerek Washington’un Hamaney’in isteklerine boyun eğmesini sağlayabilir mi?

ABD merkezli The Spectator dergisinin İsrail’in istihbarat servisi Mossad’ın İranlı nükleer bilimci Muhsin Fahrizade’ye nasıl suikast düzenlediği konusunu ele alan haberinde, İsrail tarafından ele geçirilen 50 bin belge ve 163 CD’nin tamamının Fahrizade’nin parmak izlerini taşıdığı kaydedildi. Bu belgelerin, Tahran’ın 2015’te Başkan Barack Obama yönetimiyle nükleer anlaşmayı imzaladığı sırada bile gizlice nükleer bomba elde etmeye çalıştığını kesin bir şekilde kanıtladığı bilgisine yer verildi.

Kısacası, tüm uluslararası ve bölgesel düzeylerde İran rejiminin kendisine yönelik bir güvensizlik var. İçeride de iktidar için mücadele eden taraflar arasında karşılıklı bir güvensizlik bulunuyor. Biden yönetimi, İranlı yetkililerle tekrar masaya oturmayı düşünmeden önce bunu anlamalı. Ne halkının ne de bölge halklarının çıkarlarını önemsemeyen, tüm hedeflerine ulaşmak amacıyla iktidarda kalmak için ABD ve dünyayı aldatmaya hazır bir rejimle müzakerelere hazırlanıyor. Ne var ki rejimin hedefleri, bölge halklarının çıkarları ile uyumlu değil. Reza Pehlevi’nin dediği gibi, Mollalar davranışlarını değiştirmeyecekler. İran’da bir devletin kurulması için onların varlıklarının ortadan kaldırılması ve onlarla birlikte benimsedikleri tüm yıkım planlarının da ortadan kalkması gerekiyor.

strong>Hüda Huseyni

Lübnanlı gazeteci-yazar ve siyasi analist

Yorumlar