IRAK TÜRKMENLERİ YİNE YOK SAYILIYOR

MİT uyumasın ABD Erdoğan’a suikast planlıyor!

Kılıçtaroğlu’nun OBİT’i sadece bir laf

Сергей Марков: Кто победил на переговорах Путина и Байдена? Если так ставить вопрос.

Şerife BARAZİ: Hong Kong’un Özgürlük Mücadelesi

Gündem 27 Nisan 2021
324
MAKEDONYA'DA SINAVSIZ ÜNİVERSİTE

İnsanoğlu varoluşundan itibaren konuşmaya ve düşüncelerini aktarmaya, hayatın doğal bir ihtiyacı olarak gereksinim duymuştur. Medeniyetler, uygarlıklar ve topluluklarda yazı, resim ve beden dili ile insanların kendilerini ifade etmeye çalışmışlardır. İfade özgürlüğü soyut, kişinin kendi zihninde olan ve o istemedikçe kimse tarafından bilinemeyecek
olan düşüncesinin, başkaları tarafından bilinir hale gelmesini sağlayan düşünceyi kelimelere dökebilme serbestîsidir. İfade özgürlüğü medeniyetin temeli ve ülkelerin medenilik seviyesini belirlemenin temel ölçütüdür. Bir ülke medeni ise ifade özgürlüğüne değer veriyordur. Bir ülkenin gelişmişlik seviyesine bakılacaksa eğer ülkedeki temel hak ve özgürlüklere bakılması gerekir. Hem temel hak ve özgürlüklerin tanındığı yerde ifade özgürlüğünün olmaması, hem de ifade özgürlüğünün bulunduğu yerde diğer hak ve özgürlüklerin mevcut olmaması düşünülemez. Toplumun
medeniyet seviyesi ise ifade özgürlüğünden geçiyor. Bir hakkı tanırsanız diğer haklar da yavaş yavaş belirir, bir hakkı
ihlal ederseniz diğer haklar da yavaş yavaş geriler. Zaten hak ve özgürlükler iç içe geçmiş halde yaşarlar. Bir ülke ifade özgürlüğüne değer verirse medeniyet merdivenin basamaklarını yavaş yavaş tırmanıyor demektir. Her ülkenin tarihi, siyasi kültürü yanında konjonktür ve otoritenin yapılanma ve kullanılma biçimi de özgürlüğün derecesinin belirlenmesinde etkili olmaktadır. Mükemmel bir özgürlük seviyesine ulaşmış bir ülke yoktur. Ülkeler birbirine nispetle ifade özgürlüğü bakımından daha ilerde veya daha geridedir. En geniş ifade özgülüğüne sahip ABD’de 9/11 olaylarından sonra gerileme görülmüştür. Avrupa hâlâ ABD’den geridedir. Buna rağmen genel olarak batı dünyasının ifade özgürlüğü bakımından dünyanın diğer yerlerinden daha ilerde olduğu açıktır. Çin’in komünist parti tarafından tek elden yönetimi ister istemez demokrasinin müesses olduğu Batı tarzı yönetimler tarafından sürekli bir eleştiri
konusu olarak ele alınmaktadır. Batı dünyasının Çin’e yönelik yapmış olduğu bu eleştirilerin başında insan hakları ihlalleri, basın-ifade özgürlüğü ve etnik gruplara yapılan baskılar gelmektedir.

Çin vatandaşları sahip olmadığı ifade özgürlüğü, basın ve yayın özgürlüğü, gösteri yapma özgürlüklerinin yanı sıra oy kullanma ve seçimlerde aday olma gibi haklar da tanınmamıştır. Fakat sınırları içerisinde yer alan Hong Kong’un
hikayesi ise daha farklıdır. Çin geçmiş tarihinde İngiltere ile yaptığı savaş sonucunda yenilmesi durumunda, Hong
Kong’u antlaşmalar sonucunda İngiltere’ ye koloni yönetimine bırakmak zorunda kalmıştır. 99 yıllık yapılan antlaşma ile İngiltere, Hong Kong’u Çin’e tekrar özerkliğini verme yetkisi tanımıştır. Çin ise bu durumu ‘tek ülke, iki sistem‘ prensibi ile sosyalist sistem ve politikalarını Hong Kong bölgesine uygulamayacağını, Hong Kong’da var olan kapitalist sistemin 2047 yılına kadar devam edeceğinin garantisini vermiştir. Çin ve Britanya bildirisi temel alınarak 1997 yılında Hong Kong’a anayasa düzenlenmiştir. Hong Kong bu kapsamda savunma ve dış ilişkiler konusunda Çin Hükümet’ine bağlı kalırken, kuvvet erklerinde ise bağımsızlığını anayasasından almıştır. Hong Kong vatandaşları, Çin
vatandaşlarının sahip olmadığı ifade özgürlüğü, basın ve yayın özgürlüğü, gösteri yapma, oy kullanma ve seçimlerde aday olma gibi haklarına sahiptirler. Hong Kong, İngiltere kolonisi altında kaldığı sürece ve şu an ki Çin hükümetine kıyasla daha demokratik bir bölgedir. Hong Kong’un halkını, Çinli yetkililer halka tanınan ayrıcalıkların onların doğal hakkı olmadığını ve hükümetin halka tanıdığı ayrıcalıklardan kaynaklandığı konusunda bir tartışma başlattı. Bu Hong
Kong halkının Çin hükümetine karşı güvenini kaybettirdi. Daha sonra Çinli yetkililer, Hong Kong’da hüküm giyen veya haklarında suç isnadı olan kişilerin Çin’e, Makao Özel İdare Bölgesi’ne ve Tayvan’a iadesini kolaylaştıran yasa
tasarısını, parlamentoya sundular. Hong Kong vatandaşlarının büyük bölümü kendilerinin Çin’in yargı sistemi altında keyfi gözaltılar, adil olmayan yargı süreçleri ve işkenceye maruz kalma kaygısı taşımaktaydılar. Bu kaygıları taşıyan halk gösteriler düzenlemeye başladılar. 2003 yılından bu yana Çin hükümetinin 2004 ve 2007 yıllarında verdiği kararlarla sürüncemede kalan ve sürekli ertelenen demokratik seçimler, yine Çin hükümetinin bu defa 2014 yılında yayınladığı kararla bir kez daha sekteye uğramıştı. Bu kararı protesto etmek için Hong Konglular bir kez daha
meydanlara çıkarak Şemsiye Hareketi (Umbrella Movement) olarak da anılan yaklaşık 2 ay sürecek protestolara
başladılar. 2017 yılı için demokratik seçimler vaat edilmesine rağmen Çin hükümetinin Hong Kong seçimlerine yönelik reform önerilerine dair yayınladığı karar ile gelecek Yasama Konseyi seçimlerinde var olan seçim yönteminin uygulanmaya devam edeceği belirtilmiş, genel oy hakkı kazanım süreci bir kez daha sekteye uğratılmıştır. Bununla birlikte Baş Yönetici seçimleri için genel seçimlere gidilebileceği tekrarlanırken, Baş Yönetici adayının “ülkesini
sevmesi ve Hong Kong’u sevmesi” şartı getirilmiştir. Burada “ülkesini sevmesi” tabiri ile Çin Merkez Hükümeti’ne olan bağlılığını kanıtlaması gerektiği ve dolayısıyla adayların Çin hükümeti tarafından ön elemeden geçmesini gerektireceği yorumu çıkarılmıştır. Süreç içerisinde Çin Hükümeti’nin kararından vazgeçmeyeceğinin farkına varılmasıyla protestolar azalmıştır. Hong Kong lideri yasa tasarısının resmi olarak geri çekildiğini ilan etmiş; fakat göstericiler bu durumu “çok az, çok geç” (too little, too late) olarak yorumlayarak protestoların devam edeceğini işaret etmişlerdir. Çin Merkez Hükümeti demokratik seçimlerin yapılacağına dair vaatler de bulunsa da bu zamana kadar bunun

gerçekleştirmesi için somut adımlar atmamıştır. Hong Kongluların 2047 yılına kadar demokratik seçim haklarını
kazanmaya dair umutları azalırken ellerinde olan tek imkân olan gösteri yapma haklarını kullanarak seslerini
duyurmaya çalışmaktadırlar. Anayasa ile 2047 yılına kadar anakara Çin siyasi sistemine entegre olmaması korunan Hong Kong’un, daha sonrasında siyasi olarak ne yöne sürükleneceği belirlenmemiştir.
İfade özgürlüğü yaratıcılığı ateşleyen fitildir. İfade özgürlüğü insanlığın barbarlıktan uygarlığa geçişinin yoludur. İfade özgürlüğünü budamak ise uygarlıktan barbarlığa geçişin patikasıdır. Mustafa Kemal’in de dediği gibi: Fikirler, cebir ve şiddetle, top ve tüfekle asla öldürülemez.
Kafkasya Stratejik Araştırmalar Merkezi Uzmanı
Şerife BARAZİ
(https://www.basiclaw.gov.hk/pda/gb/basiclawtext/index.html )
http://www.gov.cn/guoqing/2018-03/22/content_5276318.htm )
https://www.basiclaw.gov.hk/en/basiclawtext/chapter_4.html )

Yorumlar