Şimdi yükleniyor

Hazim Jerri AL-SHAMMARI: Trump’ın İran Tehditleri

Jeopolitik Tutarsızlık Senfonisi: Trump’ın İran Tehditleri, Bölgesel Egemenlik ve Çifte Standartlar Kıskacında

Giriş: Güç ve Fırsatçı Söylem Paradoksu
2026 yılının başında uluslararası toplum, Orta Doğu’da gerilimin yeni bir safhasına tanıklık etti. İran’daki halk protestoları, ABD Başkanı Donald Trump’ın doğrudan askeri müdahale imasına varan tırmandırıcı söylemleriyle kesişti.
Ancak bu tablonun stratejik okuması; dışarıda “insan haklarını koruma” iddiaları ile ABD içindeki baskıcı uygulamaların “gerçeği” arasındaki bariz tutarsızlığı ortaya koymaktadır. Kendi vatandaşlarına karşı “Yasa ve Düzen” (Law and Order) doktriniyle tavizsiz bir tutum benimseyen bir anlayışın, başkalarına özgürlük vaat etmesi; insani acıları devletlerin istikrarını bozmak amacıyla jeopolitik bir baskı aracı olarak kullanma çabasından başka bir şey değildir ve bu durum ahlaki meşruiyetten yoksundur.
Birinci Bölüm: “Çifte Standartlar”.. Hegemonya Aracı Olarak Protestoların Siyasallaşması
Trump’ın söylemindeki temel çelişki, tamamen “seçmeci” bir karakter taşımasıdır. Trump, Tahran’daki göstericileri koruma bahanesiyle kesin askeri saldırı tehdidinde bulunurken; kendi yönetimi altındaki ABD’de protesto eylemlerini suç sayan ve kurumların itibarını korumak için aşırı güç kullanımını esas alan bir siyasi sicile sahiptir.
Bu tezat, Washington’ın insan haklarını mutlak bir değer olarak değil, bölgesel rakiplerini zora sokmak için “işlevsel bir bahane” olarak gördüğünü kanıtlamaktadır. Halkın taleplerini uluslararası bir çatışmanın yakıtına dönüştürme çabası, krizleri çözmek yerine “askerileştirme” arzusunu yansıtmakta; bu da Amerikan tehditlerinin insani niteliğini kaybetmesine neden olarak onu tamamen siyasi bir fırsatçılık alanına hapsetmektedir.
İkinci Bölüm: Stratejik Engel.. Arabuluculuğu Benimseyen Diplomatik Devletler
Hesaplanmamış askeri hamlelerin karşısında, savaşın maliyetinin istisnasız herkesi etkileyeceğini kavrayan bölgenin ağırlıklı güçlerinin “akıl diplomasisi” devreye girmiştir.
* Türkiye’nin Öncü Rolü: Ankara, İran’ın istikrarını Türkiye’nin ve bölgenin milli güvenliği için hayati gören stratejik bir vizyonla hareket etmiştir. Türk dış politikası, her türlü dış askeri müdahaleye karşı net bir duruş sergilemiştir. Çözümün sadece iç dinamiklerle ve siyasi kanallar aracılığıyla olması gerektiğini savunmuştur.
* Arabuluculuk Ekseni (Suudi Arabistan, Katar, Umman): Riyad, Doha ve Maskat etkili bir diplomatik üçgen oluşturmuştur. Umman güvenilir bir iletişim hattı işlevi görürken; Suudi Arabistan ve Katar, Körfez’in istikrarına dayalı enerji güvenliğinin, anlık siyasi kazanımlardan daha yüce olduğunu vurgulamışlardır.
Üçüncü Bölüm: Rusya ve Çin Faktörü.. Doğu Bloku’nun Dengeleyici Rolü
Washington’ın tek taraflı hamleleri, sadece bölgesel bir direnişle değil, aynı zamanda Moskova ve Pekin’in oluşturduğu küresel dengeyle de karşılaşmıştır. Rusya, İran’ın stratejik çöküşünü Avrasya güvenliği için bir tehdit ve “kırmızı çizgi” olarak nitelendirirken; Çin, Tahran’ı “Kuşak ve Yol” projesinin vazgeçilmez bir enerji ve lojistik ortağı olarak görmektedir. Bu iki dev gücün sağladığı diplomatik koruma ve askeri-ekonomik iş birliği sinyalleri, Trump’ın müdahale planlarını uluslararası alanda izole edilmiş riskli bir maceraya dönüştürmüştür.
Dördüncü Bölüm: “Cerrahi Müdahale” Yanılsaması ve Küresel Çöküş Riski
Trump’ın tehditleri, “sınırlı saldırı” kapasitesine dair asılsız bir varsayıma dayanmaktadır; oysa jeopolitik gerçeklik küresel bir felakete işaret etmektedir:
* Açık Yıpratma Savaşı: Herhangi bir askeri saldırı, bölgedeki tüm Amerikan üslerini ve çıkarlarını meşru hedef haline getirecektir. Bu durum, Washington’ı sonu gelmez bir yıpratma savaşına sürükleyecektir.
* Ekonomik İntihar: Basra Körfezi ve İran’ın güvenliğinin sarsılması, küresel enerji damarlarının felç olması ve petrol fiyatlarında kontrolsüz bir artışa neden olacaktır. Bu durum, Amerikan piyasalarının bile kurtulamayacağı bir küresel enflasyona yol açacaktır.
Sonuç: Realizmin Maceracılığa Karşı Zaferi
Amerikan tehdit dilindeki yumuşama, bir inanç değişiminden değil; Türkiye ve bölge komşularının sergilediği sağlam duruşun yarattığı gerçekliğe çarpmasından kaynaklanmıştır. Bu kriz kanıtlamıştır ki; bölgenin istikrarı, kendi ülkesinde sertlik yanlısı olup başkalarının topraklarında özgürlük tacirliği yapanların sınır ötesi füzelerinden değil, egemenliğe saygı ve ulusal diyalogdan geçmektedir.

 

Doç. Dr. Hazim Jerri AL-SHAMMARI
Kaynakça:
* Anadolu Ajansı (AA), Ocak 2026.
* Sky News Arabia, 14 Ocak 2026.
* Bloomberg, Ocak 2026.
* Reuters, 15 Ocak 2026.
* CNN, Ocak 2026.

Yorum gönder