Hazim Jerri Al-Shammari: Karadeniz’de Türk Dengesi: Moskova ile Washington Arasında Devlet Aklı
Devletlerin giderek sert saflaşmalara veya zorunlu kutuplaşmalara sürüklendiği bir dönemde Türkiye, çağdaş uluslararası siyasetin en zor rollerinden birini üstlenmeyi seçti: büyük güçler arasındaki açık bir karşılaşmanın tam merkezinde dengeleyici bir güç olmak. Türkiye, Rusya, Ukrayna, Romanya, Bulgaristan ve Gürcistan’ın kıyıdaş olduğu Karadeniz artık yalnızca bir deniz değil; Rusya ile Amerika Birleşik Devletleri arasındaki rekabetin en hassas sahnelerinden birine dönüşmüş durumda. Bu sahada güç, hukuk ve tırmanma ihtimallerinin sınırları sürekli sınanıyor.
Bu dalgalı ortamda Ankara nadir bir denklemi tesis etmeyi başardı: Ne Rusya’yı kırmak ne de Karadeniz’i Washington’a teslim etmek.
Karadeniz: Devlet aklının filolardan daha çok sınandığı yer
Karadeniz’in tehlikesi, benzersiz coğrafyasının karmaşık siyasetle kesişmesinden kaynaklanır. Yarı kapalı bir deniz olması ve yalnızca Türk boğazları üzerinden erişilebilmesi, Ankara’ya her ciddi hesapta vazgeçilmez bir stratejik konum kazandırır. Aynı zamanda Romanya ve Bulgaristan’ın NATO içinde yer alması, Ukrayna ve Gürcistan’ın ise Doğu ile Batı arasında çekişme alanları olarak kalması nedeniyle Rusya ile NATO’nun doğrudan temas hattıdır.
Bu dengenin kötü yönetilmesi sınırlı bir krize değil, küresel sonuçları olan bir deniz çatışmasına kapı aralar.
Karadeniz’de Rusya neden kırılmaz?
Türkiye, geçici ittifaklar değil devlet aklıyla, Karadeniz’in Rusya için ikincil bir alan değil, varoluşsal bir stratejik derinlik olduğunu kavrar. Karadeniz; Rus deniz konuşlanmasını barındırır, Akdeniz ve Orta Doğu’ya erişimi sağlar ve Moskova’nın güney jeopolitik hattını korur. Rus bakış açısından Karadeniz’i kalıcı bir “Atlantik gölüne” dönüştürmeye yönelik her girişim, doğrudan ulusal güvenliğe tehdittir.
Ankara bu gerçeği erken kavramış ve kışkırtıcı değil, sakin bir gerçekçilikle hareket etmiştir.
Amerika Birleşik Devletleri: Güçlü ama yapısal sınırlara sahip bir varlık
Buna karşılık ABD, Rusya’yı çevreleme ve Doğu Avrupa’daki NATO üyelerini güvence altına alma stratejisinin parçası olarak Karadeniz’deki varlığını artırmak ister. Ancak bu hedef iki sert engelle karşılaşır: coğrafya ve Montrö Sözleşmesi.
Uluslararası hukuk kalıcı ya da yoğun bir Amerikan deniz varlığını engeller; boğazlar üzerindeki Türk egemenliği ise her türlü ABD konuşlanmasını Ankara’nın takdirine bağlı kılar. Türkiye, Washington ile ortaklığın stratejik vesayete dönüşmesini ya da NATO’nun Karadeniz’in kurallarını yeniden yazan bir araca dönüşmesini reddetmiştir.
Montrö: Türkiye’nin sessiz stratejik silahı
Türkiye denizlerde tırmanmaya ihtiyaç duymadı; çünkü hukukun kendisi en etkili aracına dönüştü. Montrö Sözleşmesi, eski bir metin değil, Ankara’ya savaş gemilerinin geçişini düzenleme, Karadeniz’in askerileşmesini sınırlama ve kriz dinamiklerini ne Rusya’yı tahrik ederek ne de Batı’yı tatmin ederek yönetme imkânı veren canlı bir egemenlik aracıdır.
Rusya-Ukrayna savaşı sonrasında Türkiye, uluslararası hukuka bağlılığın pasif bir tarafsızlık değil, belirleyici bir siyasi eylem olabileceğini gösterdi.
Stratejik zekâ: Körü körüne tarafgirlik de pasif tarafsızlık da değil
Türkiye’nin rolünü “iki tarafa oynama” olarak nitelemek yaygın bir hatadır. Gerçekte Ankara, hegemonyayı önleyen ve aynı anda patlamayı engelleyen bilinçli bir denge yönetimi uygulamıştır. Rusya’yı kırmaya çalışmamış, bunun sonuçlarını bilmiştir; Karadeniz’in Amerikan kontrolüne girmesine de izin vermemiştir. Zira stratejik bağımsızlığın kaybı, her dış tehditten daha tehlikelidir.
Siyasi sonuç: Coğrafya siyasete dönüştüğünde
Türkiye’nin Karadeniz’deki rolü bölgesel sınırların ötesine geçer. Bu rol, uluslararası sistemde güç anlayışının dönüşümünü yansıtır: aklın gücü, hukukun gücü ve çatışmayı körüklemek yerine yönetmenin gücü. Moskova ile Washington arasında Ankara ortada durmadı; dengenin üzerinde durdu, onu kurdu ve korudu.
Giderek daha çalkantılı bir dünyada Türkiye’nin Karadeniz deneyimi açık bir mesaj verir:
Her filoya sahip olan karar veremez; coğrafyayı yöneten herkes de egemenliğini kanıtlamak için savaşa ihtiyaç duymaz.
Doç. Dr. Hazim Jerri Al-Shammari
İstanbul Gelişim Üniversitesi Öğretim Üyesi

Yorum gönder