KAFKASSAM – Kafkasya Stratejik Araştırmalar Merkezi

  1. Anasayfa
  2. »
  3. Türkiye
  4. »
  5. Hasan Oktay: Türk Devletleri Teşkilatı Türkçe ve YÖK

Hasan Oktay: Türk Devletleri Teşkilatı Türkçe ve YÖK

Hasan Oktay Hasan Oktay - - 9 dk okuma süresi
12 0

1991’de SSCB dağıldığında Türkiye hazırlıksız bir şekilde olayı anlamaya çalışıyordu. Azerbaycan, Özbekistan, Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan bağımsızlıklarını kazanmış ve Türkiye’den acil kodu ile her türlü yardım talebinde bulunuyordu. Türkiye bilgi birikimi olmadan bölgeye el yordamı ile ulaşmaya çalışıyor ve adeta çırpınıyordu. ABD SSCB rekabetinde Türk aydını bölgesel gelişmeleri takip etmekte güçlük çekiyor ve bu iki kutbun arasında tercihe zorlandığından kendi gündemi oluşamamıştı. Türk Milliyetçisi aydınlar demir perdeden sızan kırıntı bilgiler ile gelişmeleri takip ediyor, kamuoyunu Dış Türkler konusunda daha duyarlı olmaya çağırıyordu.
Alparslan Türkeş ve Türk Dünyası
1991 sonrası meydana gelen gelişmeler neticesinde Adriyatik’ten Çin denizine bir Türk dünyası ile karşı karşıya kalındı. Türk Dünyasına dönük siyasete girdiği ilk gündem beri politika üretmeye çalışan Alparslan Türkeş ve arkadaşları bu yeni manzara karşısında son derece mutlu ama bilgi birikimi ve imkânlar açısından sınırlı kalmıştı. Zira 1980 askeri darbesi Türkeş ve arkadaşlarını uzun yıllar siyasetten uzaklaştırmış 1980-1991 SSCB’nin dağılma sürecinde bölge ile ilgili çalışmalarını adeta kısıtlamıştır. Bugün Türk dünyası bağımsızlığının 30. Yılında hala istenilen seviyede değilse ve 30 yıldır ABD FETÖ kıskacında yaşıyorsa bunun en temel sorumlusu ABD güdümlü 12 Eylül askeri darbesi ve cuntasının uygulamalarıdır.
Türkeş hapisten çıktıktan sonra dağıtılan teşkilatlarını toparlamaya çalışırken adı konmamış bir şekilde her alanda karşısına 12 Eylül cuntacılarının yeni çocukları FETÖ dikilmiştir. Türkeş gençlik üzerinde etkili idi. Bunu engellemek için cunta dersaneler okullar üzerinden gençliği FETÖ’ye peşkeş çekmişti. Türkeş asker olması hasebi ile askeriyede etkili olmak istemesini engelleyebilmek için orduyu dindarlaştırıyoruz diye tüm dini cemaatleri FETÖ’ye eklemleyerek asker üzerinde FETÖ’yü hakim kıldılar. Türkeş Türk dünyası diyordu cunta CİA elbirliği ile eski SSCB coğrafyasında CİA’ya saha elemanı, etki elemanı kazandırabilmek için yeni bağımsız Türk Cumhuriyetlerine FETÖ’yü saldılar. Böylece gerçek anlamda Türk dünyası ile ilgili politikalar Türk milletinin elinden alınarak ABD’ye teslim edilmiş oluyordu. Türkeş bir taraftan teşkilatlarını yeniden ayağa kaldırmaya uğraşırken diğer taraftan da Türk dünyası ile ilgilenmeye çalışıyordu. Dönemin hükümetlerine destek olarak Türk Dünyasını FETÖ’nün elinden ABD’nin elinden kurtarmaya çalışıyordu. Bu anlamda Türk Devlet ve Toplulukları Dostluk Kardeşlik ve İşbirliği Kurultayı adı altında Türk topluluklarının bir araya gelmesini sağlayabilmek için bir çalışma başlattı.
Toplam 12 Kurultay yapıldı sonra birçok yeni kuruluşunda kurulmasına Türkeş’in öncülüğü bu toplantılar ışık olmuştur.
Türk Dili Konuşan Ülkeler Zirvesi ya da “Türkçe Konuşan Ülkeler Devlet başkanları Zirvesi” Türk dil ve lehçelerini konuşan altı Türk ülkesinin devlet başkanlarının ve üst düzey yetkililerinin katıldığı bir zirve bu kurultayın neticesinde ortaya çıkmıştır. 3 Ekim 2009 Nahcivan Anlaşmasıyla daimi sekretaryası kurulmuş ve adı Türk Keneşi olmuştur. Türk Keneşinin kurumsal merkezi İstanbul, akademik merkezi Kazakistan, Parlamenterler Asamblesi TÜRKPA’nın merkezi Bakü olmuştur. Türksoy’da bu konseye bağlanmıştır.
30 yıllık bir mücadelenin sonunda ancak Türk devlet ve toplulukları Alparslan Türkeş’in hayallerinin hayata geçirilmesi yolunda sağlıklı bir zemine oturabildi.
Gelecek 20 yılda neler olacak
Atatürk, Enver Paşa, Alparslan Türkeş mücadele sistematiğini, düşünce mekanizmasını bir dünya görüşü sarmalında hayata geçirmeye çalıştığınızda önünüzde muazzam bir dünya ile karşı karşıya kalacaksınız. İşte geçmiş 30 yılda ABD, FETÖ kumpasını sessizce ve derinden bir mücadele ile devre dışı bırakıp bir Türk dünyası modelinin ortaya çıkmasında Atatürk, Enver ve Türkeş modelinin yansımasını görüyoruz. Gelecek 20 yılda Türk devlet Teşkilatının daha da genişleyeceğini ve daha kapsayıcı bir hale bürüneceğini hep birlikte göreceğiz. Öncelikle bağımsız devletlerin sosyo-ekonomik ve demokrasi yolunda ciddi mesafeler alması gerekmektedir. Türk halkının refahını hayat şartlarını en iyi bir düzeye taşımak devlet başkanlarının birinci görevidir. Demokrasi insan hakları hukukun üstünlüğü Türk Dünyasının vazgeçilmezleri arasında olacaktır.
Azınlık statüsünde yaşayan Türk toplulukları Türk Devletleri Teşkilatının bundan sonra üzerinde durması gereken en önemli konular sıralamasında yer alacaktır. Kültürel erozyon asimilasyon gibi azınlık Türk topluluklarının karşı karşıya kaldığı sorunların başında gelmektedir. Bu sorunları kısa zamanda çözecek şekilde harekete geçilmelidir.
Türk Devletleri Teşkilatı Türkçe ve YÖK
Diye attığımız başlığa uygun birkaç cümle ile devam edelim. Türk kurultayı Antalya’da ilk toplandığında dil sorunu ciddi anlamda kendini göstermişti. Rusça nerdeyse resmi dil mesabesindeydi. Şimdi gelinen noktada eski SSCB ülkeleri hızla Türkçeye dönerken, Türkçeyi resmi dil ilan ederken Türkiye’nin bu süreçte çok geri kaldığı görülmektedir. YÖK Türkiye dışında Türkçe yükseköğretim ve eğitim yapılamaz diyor. Ama her bir bağımsız Türk devleti artık resmi dillerinin Türkçe olduğunu anayasal güvence altına alıyor. Eski YÖK başkanı Yekta Saraç giderayak yurtdışında Türkçe eğitimi yasaklayan bir yönetmelik yayınlattı resmi gazetede. Bu yönetmelik var olduğu sürece Türkiye dışında hiçbir devlet Türkçe eğitim yapamaz, yapılan eğitim YÖK tarafında denk kabul edilmez dolayısı ile bu yönetmeliğin derhal kaldırılması ve Yekta Saraç’ın yargılanması lazım. Yekta Saraç hangi gerekçe ile bu ihanet genelgesini yayınladığını ancak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan sorabilir zira Yekta Saraç bu genelgeden sonra başdanışmanlığa atanmıştır. Yekta Saraç bu genelgeyi bir dış baskı ile ve ya büyük bir beklenti için mi yaptığı sorusu akla gelmektedir. Yekta Saraç geçen hafta çıkardığı genelge ile ters düşerek bir davranış ta sergilemiştir. Nahcivan Devlet Üniversitesi ile Iğdır Üniversitesi’nin işbirliği protokolünü imzalamak için gittiği Nahcivan’da yetkililer ile hangi dilde konuşmuş, işbirliği yaptığı Üniversitenin eğitim dili nedir sorusuna cevap vermelidir. Yekta Saraç Yükseköğretim Kurumunda Kemal Gürüz’ün yaptığı tahribatın daha fazlasını yaparak adeta ödüllendirilip başdanışman olarak atanması Cumhur ittifakının ve Türk Devletleri Teşkilatı toplantısının ruhuna aykırı bir davranış sergilenmektedir. Cumhur ittifakının ruhu Türk Devletleri Teşkilatı ruhudur birbiri ile çelişmemelidir. Türkçe Yekta Saraç’a rağmen dünya dilidir.
Hasan Oktay

İlgili Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir