Hasan Oktay: Netenyahunun TRIPP’i mi 3 lü barış mı
Azerbaycan ve Ermenistan Arasında Barış Süreci ve Bölgesel Etkileri
Güney Kafkasya, 20. yüzyılın başlarından itibaren büyük güç rekabetinin ve jeopolitik kırılmaların yoğun biçimde yaşandığı bir bölge olarak öne çıkmaktadır. Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki çatışma, 1989 yılından itibaren silahlı mücadeleye evrilmiş ve uzun yıllar boyunca bölgesel istikrarsızlığın temel unsurlarından biri olmuştur. Bununla birlikte, 2020 yılında yaşanan İkinci Karabağ Savaşı sonrasında hız kazanan diplomatik girişimler, 2025 yılı itibarıyla barış sürecinde kritik bir aşamaya ulaşmıştır. Bu bağlamda, 8 Ağustos 2025 tarihinde Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump’ın ev sahipliğinde Beyaz Saray’da gerçekleştirilen Washington Zirvesi, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ile Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan’ı doğrudan bir araya getirmiştir. Türkiye 1991den beri süreci yakından takip etmesi 44 günlük savaş boyunca destek vermesine rağmen başta 10 Kasım ateş anlaşmasında yer alabilmiş ne de Waşington zirvesinde isminden bahsedilmemişti. Hatta Paşinyan 20 Haziranda İstanbul’a gelmiş İlham Aliyev de Kahramanmaraş’ta deprem konutu açılışı için Türkiye’de idi. Aliyev açılışı yapar yapmaz İstanbul’a gelip Waşingtondaki toplantı gibi 3 lü bir görüşme yapacağına Bakü’ye adeta kaçmıştı. 45 günde ne değiştide Aliyev Paşinyan ile Waşington da Trumpun nezaretinde buluşma gereği duydu. Burada devreye İsrail başbakanı Netenyahu devreye girerek Türkiye’ye karşı bir hamle gerçekleştirdi ve Türkiye’yi devre dışı bıraktı. Zirve sonucunda taraflar, “Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı ile Ermenistan Cumhuriyeti Başbakanının Amerika Birleşik Devletleri’nin Washington Şehrinde Gerçekleştirilen Görüşünün Sonuçlarına Dair Ortak Bildiri”yi imzalamış ve barış anlaşmasına ilişkin taslak metnin nihai imzaya doğru ilerlemesine yönelik siyasi iradelerini teyit etmiştir. Türkiyenin olmadığı bir anlaşmanın hayata geçmeyeceği orta olması sürecin hâlen kırılgan bir nitelik taşıdığı da göz ardı edilmemelidir.
Zirvenin Olumlu Yönleri ve Barışa Katkı Potansiyeli
Washington Zirvesi’nin en dikkat çekici yönü, uzun süredir çok taraflı arabuluculuk mekanizmalarına bağımlı olan Azerbaycan–Ermenistan diyaloğunu, doğrudan ve ikili bir müzakere zeminine taşımasıdır. Ortak bildirinin ilk maddesinde, barış antlaşması metninin tarafların dışişleri bakanları tarafından paraflandığı ve imza ile onay süreçlerinin tamamlanabilmesi için ilave adımların atılacağı açıkça ifade edilmektedir. Bu durum, tarafların üzerinde uzlaştığı on yedi maddelik bir taslağın varlığını teyit etmekte ve önceki başarısız girişimlerin ötesine geçildiğini göstermektedir. Özellikle Avrupa Birliği’nin 2021 yılından itibaren başlattığı diyalog süreci, ikili diplomasiye alan açarak dış aktörler arasındaki rekabeti kısmen sınırlamış; Washington Zirvesi ise bu süreci pekiştiren bir katalizör işlevi görmüştür.
Zirvenin önemli kazanımlarından biri, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı Minsk Grubu’nun feshedilmesine yönelik sürecin başlatılmasıdır. Ortak bildirinin ikinci maddesi, Azerbaycan ve Ermenistan dışişleri bakanlarının bu yönde AGİT’e resmî başvuruda bulunduğunu ortaya koymaktadır. 1992 yılından bu yana faaliyet gösteren Minsk Grubu, eşbaşkan ülkelerin (Fransa, Rusya ve ABD) kendi jeopolitik önceliklerini öne çıkarması nedeniyle somut bir çözüm üretememiş ve zamanla işlevsiz hale gelmiştir. Bu mekanizmanın ortadan kaldırılması, özellikle Azerbaycan açısından diplomatik bir başarı olarak değerlendirilebilir. ABD’nin bu sürece destek vermesi ise, geçmişte Ermenistan lehine algılanan yaklaşımlardan belirli ölçüde uzaklaşıldığını göstermektedir. Buna ek olarak, 1992 yılından beri yürürlükte olan ve Azerbaycan’a yönelik silah yardımını sınırlayan ABD mevzuatının (907. Madde) kaldırılması, Bakü’nün stratejik öneminin Washington tarafından yeniden tanımlandığına işaret etmektedir. Bu gelişme, savunma, enerji ve dijital teknolojiler alanlarında yeni işbirliği imkânlarını beraberinde getirebilir.
Zirvenin en yenilikçi ve tartışmalı boyutunu ise Zengezur Koridoru’nun yeniden yapılandırılmasına ilişkin düzenleme oluşturmaktadır. Aliyev Zengezur koridoru derken Paşinyan ise barış yolları ifadesini kullanarak bu iyi niyet protokolünün başlamadan bitmesine işaret etmiştir. Ortak bildiride, bu hattın “Uluslararası Barış ve Refah İçin Trump Rotası” adıyla yeniden tanımlandığı ve doksan dokuz yıllığına bir Amerikan şirketi tarafından işletileceği ifade edilmektedir. Oysa Azerbsycan ile Ermenistan’ın kalıcı barış imzalamadan ve iki tarafın birbirini tanıyıp sınırlarımı belirleyip sınır kapılarının açılma aşamasına geçilmeden böyle bir iyi niyet metninin hayata geçmesi mümkün görülmemekle beraber Azerbaycan kamuoyunda müthiş bir beklenti oluşturuldu. Azerbaycan anakarası ile Nahçıvan arasında kesintisiz bağlantı sağlamayı amaçlayan bu koridor, ekonomik entegrasyonu teşvik eden bir araç olarak sunulmaktadır. Azerbaycan açısından Türkiye ve Avrupa’ya doğrudan erişim, Ermenistan açısından ise Rusya ve İran’a olan transit bağımlılığın azaltılması söz konusudur. ABD bakımından ise bu proje, Rusya’nın Ukrayna savaşı nedeniyle zayıflayan bölgesel nüfuzunun oluşturduğu boşlukta Güney Kafkasya’da stratejik bir kaldıraç noktası potansiyeline sahiptir. Orta Koridor ile bütünleşmesi halinde, Avrupa, Güney Kafkasya ve Çin arasındaki ticaret hacminin artması da muhtemeldir. İşte böyle beklentiler ile Netenyahunun hamlesi perdelenmeye çalışılmıştır.
Barış Sürecini Zorlaştırabilecek Faktörler
Bununla birlikte, Washington Zirvesi’nin başarısı çeşitli yapısal ve konjonktürel engellerle karşı karşıyadır. Bunların başında büyük güç rekabeti gelmektedir. Rusya Federasyonu, Güney Kafkasya’yı tarihsel olarak kendi nüfuz alanı içinde değerlendirmekte ve Zengezur Koridoru’nun kontrolünün ABD merkezli bir yapıya devredilmesini jeopolitik bir kayıp olarak algılamaktadır. Her ne kadar Moskova resmî düzeyde bildiriyi memnuniyetle karşıladığını açıklamış olsa da, Rus siyasal elitleri içerisinde bu süreci Rusya’nın bölgeden dışlanması olarak yorumlayan güçlü bir söylem mevcuttur. Ermenistan’ın Avrasya Ekonomik Birliği üyeliği ve Rusya ile yoğun ekonomik ilişkileri, Moskova’nın elindeki önemli baskı araçlarını oluşturmaktadır. Bu bağlamda, siber saldırılar, dezenformasyon faaliyetleri ve diaspora üzerinden yürütülen baskılar gibi hibrit yöntemler, Rusya’nın süreci etkileme kapasitesini koruduğunu göstermektedir.
İran’ın tutumu ise daha sert bir karşıtlık içermektedir. Zengezur Koridoru’nun hayata geçirilmesi, İran’ın Kuzey–Güney transit hattı üzerindeki rolünü zayıflatma potansiyeline sahiptir. Ayrıca, ABD’nin İran’ın kuzey sınırlarına yakın bir bölgede kalıcı bir varlık tesis etmesi, Tahran tarafından doğrudan bir güvenlik tehdidi olarak algılanmaktadır. Bu nedenle İran, Ermenistan ile stratejik ilişkilerini derinleştirerek sürece karşı dengeleyici hamleler geliştirmeye çalışmaktadır.
İç siyasal dinamikler de barış sürecinin kırılganlığını artırmaktadır. Ermenistan’da barış anlaşmasının önündeki en önemli engellerden biri anayasal düzenlemelerdir. Paşinyan hükümetinin öngördüğü anayasa değişiklikleri için 2027 yılında referandum planlanmakta, ancak bu sürecin başarıyla tamamlanabilmesi 2026 seçimlerinin sonucuna bağlı görünmektedir. Muhalefetin Zengezur Koridoru’nu egemenlikten taviz olarak nitelendirmesi, iç politik baskıyı artırmaktadır. Azerbaycan tarafında ise Rusya ile yaşanan gerilimler, Moskova’nın misilleme riskini gündemde tutmaktadır.
Jeopolitik Yeniden Dengelenme ve Olası Gelecek Senaryoları
Washington Zirvesi, Güney Kafkasya’daki güç dengelerinin yeniden şekillenmekte olduğunu göstermektedir. Rusya’nın Ukrayna’daki yoğun askeri ve siyasi angajmanı ile İran’ın karşı karşıya olduğu iç ve dış baskılar, ABD açısından sınırlı fakat önemli bir fırsat penceresi yaratmıştır. Azerbaycan’ın çok yönlü dış politika yaklaşımı ve Ermenistan’ın Moskova’dan kademeli uzaklaşması, bölgenin Batı ile entegrasyonunu güçlendiren dinamikler olarak öne çıkmaktadır. Zengezur Koridoru’nun uzun vadeli bir işletme modeliyle ABD merkezli bir yapıya devredilmesi, Washington’un bölgede kalıcı bir aktör olma arzusunu açık biçimde ortaya koymaktadır. Ancak bu durum, Rusya ve İran arasında daha yakın bir koordinasyonu da tetikleyebilir.
Sonuç itibarıyla, Washington Zirvesi Güney Kafkasya’da barışa yönelik önemli bir eşik oluşturmakla birlikte, sürecin başarısı sembolik açıklamalardan ziyade somut uygulamalara bağlıdır. Anayasal düzenlemelerin tamamlanması, ulaştırma projelerinin fiilen hayata geçirilmesi ve dış aktörlerin süreci kolaylaştırıcı bir rol üstlenmesi, kalıcı barışın ön koşullarıdır. Aksi halde, iç siyasi direnişler ve büyük güç rekabeti, barış sürecini yeniden belirsizliğe sürükleyebilir. Kalıcı istikrar, ancak tarafların kendi siyasi ajandalarını sahiplenmesi ve dış bağımlılıkları asgariye indirmesiyle mümkün olacaktır.
Netenyahunun Türkiye’yi denklem dışına iterek Aliyev Paşinyanın Waşingtonda Trumpun gölgesinde bir iyi niyet metni imzalatması bölgeye istikrar değil Rusya ve İran’ı bölgede daha da agresifleşmesini sağladı. İran’ı kuzeyden baskılamak için önerilen TRIPP yolu iş görmeyecek ve gözüken o ki Türkiyesiz bölgede barış ve istikrar sağlanamaz Türkiyenin tezi ön koşulsuz 3 lü barış yani Ermenistan Türkiye ve Azerbaycan anlaşmasıdır.


Yorum gönder