KAFKASSAM – Kafkasya Stratejik Araştırmalar Merkezi

  1. Anasayfa
  2. »
  3. İran
  4. »
  5. Hasan Oktay: İran olayların batı tarafından Kürtler üzerinden sevk ve idare edildiği fikrinde

Hasan Oktay: İran olayların batı tarafından Kürtler üzerinden sevk ve idare edildiği fikrinde

Kafkassam Editör Kafkassam Editör - - 21 dk okuma süresi
33 0

Aynı alanda akbabaların yeni uçuşu
Mayis Alizade, Independent Türkçe için Prof. Dr. Gubad İbadoğlu, Şahin Caferli ve Prof. Dr. Hasan Oktay ile konuştu
Hayır, Gabriel Garcia Marquez’in “Beklenen bir katlin tarihçesi” (Türkiye’de “Kırmızı Pazartesi” adıyla yayımlanmıştır) romanındaki gelişmiş bir süje olmayıp aniden ortaya çıkmış bir durumdur.

Komşu ile 1993 yılı ortalarından bu yana hep iyi ilişkiler içinde bulunan Aliyevler iktidarının ikinci temsilcisini acaba hangi olay veya durum bu kadar öfkelendirdi ki, İran sınırları içeresindeki “40 milyon Azerbaycan kökenli vatandaşın haklarının sonuna kadar savunulmasını” Devlet Başkanı İlham Aliyev’in kendisi; üstelik iki kez seslendirmeyi uygun gördü?

Karabağ’ın Ermeni işgali altına düşmesinde İran’ın rolünü kimse inkar edemezdi, işgal altındaki bölgelere yardımı Aras Nehri üzerinden İran’ın sevk ettiğini de Azerbaycan çok iyi biliyordu.

Savaşın Azerbaycan’ın zaferiyle bitmesinden sonra ortaya çıkmış durum Tahran’ın moralini birkaç bakımdan bozmuştu, burası da sır değildi.

Ancak işin her zaman ve mekanda ihtiyatlı davranmayı kendine adet edinen Azerbaycan yönetiminin bizzat tepesindeki şahıs tarafından “40 milyonun haklarını sonuna kadar savunacağım” noktasına götürülmesi çoğu siyasi gözlemci için sürpriz teşkil etti.

İran’ın bundan önceki devlet başkanları Hatemi, Ahmedinejad ve Ruhani’yle uyum içinde çalıştığına atıfta bulunan Aliyev’i mevcut yönetim mi bu kadar öfkelendirdi, yoksa işin perde arkasında farklı angajmanlar mı aranmalı?

Gelişmeleri farklı boyutlarda ele alarak irdeleyen uluslararası ilişkiler uzmanı, Ankara’daki Kafkassam Araştırmalar Merkezi Başkanı ve Kuzey Makdeonya’daki Vizyonu Uluslararası Türk Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Hasan Oktay, hızlı adımların Azerbaycan’a sağlayabileceği getiri ve götürülere dikkati çekti.

Independent Türkçe’ye değerlendirmelerde bulunan

    Prof. Dr. Hasan Oktay

, Azerbaycan-İran ilişkilerinin geri dönülemez şekilde gerilmesinin ortaya çıkaracağı mülteci sorununa işaret etti:

İran bu olayları batı tarafından Kürtler üzerinden sevk ve idare edildiği fikrinden hareketle özellikle Kuzey Irak’ta konuşlanan bazı Kürt dernek parti ve STK’lara karşı harekete geçtiği gibi, Kuzey Irak Bölgesel Yöneti’min ortadan kaldırılmasını istiyor. Zaman zaman da Kuzey Irak’ta bazı yerleri bombalayarak kararlılığını ortaya koyuyor. İran’ın en büyük korkusu ABD’nin Suriye’de silahlandırdığı PYD unsurlarının bir zaman sonra İran’daki karışıklıkları bahane ederek İran’a karşı harekete geçmesi. Türkiye’nin Suriye’ye başlattığı askeri hava harekâtı konusunda ABD ile karşı karşıya gelmesi de bu tezimizi doğruluyor. ABD İran konusunda planlama yaparken Türkiye’nin Suriye politikaları ile çelişmek istememektedir. Türkiye harekâta geçince ABD endişelenerek IŞİD’e karşı mücadele veren bazı unsurların bu süreçten olumsuz etkileneceğini ifade etti. Yani ABD İran’a karşı hazırladığı PYD unsurlarının Türkiye tarafından tasfiye edilmesini istemiyor ve bu konuda Türkiye ile sıkı bir pazarlık içerisinde. Türkiye belki İran ile ilişkilerinin bozmamak adına PYD’ye geçici bir operasyon yaparak İran’ı rahatlatmak istedi. Fakat İran, Azerbaycan’a karşı ifade ve söylemlerini artırıyor. Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, İran aleyhine yaptığı iki önemli açıklamadan sonra İran’ın Azerbaycan’a karşı bir askeri harekât yapma olasılığı konuşulmaya başlandı. Özellikle Azerbaycan İsrail ilişkileri İran’ı rahatsız etmekte olup İran askeri yetkilileri Azerbaycan yapacakları hava harekâtının planlarını basına sızdırarak bir anlamda Azerbaycan’ı tehdit ediyorlar, Azerbaycan karşı askeri tatbikatlar gerçekleştiriyorlar.

Prof. Dr. Hasan Oktay.jpg
Kafkassam Araştırmalar Merkezi Başkanı Prof. Dr. Hasan Oktay

Ayrıca, “Türkiye demokrasi tecrübesini İran’a aktarıp İran’ın sorunsuz bir şekilde dünyanın kabul edeceği bir sisteme geçme imkânı varken Türkiye’de kurulmaya çalışılan aynı Suriye örneğinde olduğu gibi Güney Azerbaycan geçici milli meclisi gibi teşebbüsler çok da kabul edilir bir çalışma değil” diyen Prof. Dr. Oktay, “İran’da yaşayan Türkler üzerinden İran’da bazı karışıklıklar çıkartılmaya çalışılması ve bu konuda Azerbaycan’ın Türkiye’deki faaliyetleri arasında yer aldığı görülüyor. Mesela Güney Azerbaycan geçici milli meclisi adı altında kurulmaya çalışılan kuruluşun Azerbaycan ziyareti ve burada oluşturulması çalışılması Türkiye İran ilişkilerine büyük zarar verecek. İran’da Irak veya Suriye modelinin uygulanması en fazla olumsuz etkisi Türkiye’ye olacaktır. Türkiye İran konusunda yanlış adım atma şansı ve lüksü yok” şeklinde konuştu.

Prof. Dr. Hasan Oktay, “Irak modelini hatırlarsak ABD Irak’a operasyonu Kürtler üzerinden yaptı ve şu an Irak’ta Kürtler çok zor durumda Suriye’de iktidara karşı bir iç isyan gerçekleşti ve Esad hala iktidarda ve muhalefet darmadağınız binlerce Suriyeli vatanını kaybetti mülteci olarak Türkiye’de zor şartlarda yaşıyor. İran Türkleri Irak Kürtlerinin düştüğü konuma düşürülmemeli, İran Suriye konumuna düşürülmemeli ki bu durumdan en fazla İran Türkleri zarar görür ve ayrıca da İran’daki karışıklıkta en fazla Azerbaycan ve Türkiye mülteci akımı ile karşı karşıya kalabilir. Türkiye İran konusunda demokrasi aktarımı konusunda elinden geleni yapmalı ve iç savaş iç çatışma değil demokratik dönüşümü sağlayabilir” ifadelerini kullandı.

Söz konusu, Azerbaycan Devlet Başkanı Aliyev’in ifade ettiği 40 milyonluk bir kitlenin anadilinde ilkokul eğitiminden tutun da verilmemiş tüm diğer haklarıysa, o zaman bu durum kocaman kocaman soruları da kendisiyle getirip geliyor.

10 milyon nüfuslu (yaklaşık 3 milyonu yurtdışında yaşıyor) Azerbaycan Cumhuriyeti’nin 80 küsur milyonluk bir ülkeden kendi soydaşlarının hakkını esaslı şekilde talep etmesi için aynı derecede esaslı çalışmış olması gerekir.

Bu çalışmanın olup olmadığını; olayların gerilime ne kadar eğilimli olduğu ortaya çıkaracak.

En önemli hususu sormak ve yeniden gündeme taşımak için ise o gerilim beklenmeyebilir.

O zaman o can alıcı soruyu soralım:

“40 milyonluk soydaşın hakkını sonuna kadar savunacağım” sözleri o 40 milyonluk kitlenin yüzde kaçını memnun ederek tüylerini kıpırdattı?

Aliyev’in sözlerinden sonra piyasa o “40 milyonun kurtarıcılarından geçilemez hale geldiyse” şu soruyu sormak da doğal olmuyor mu:

Tahran rejimi o “kurtarıcılardan” ne ölçüde rahatsız? Kılı kıpırdıyor mu?

Bakü, yurtdışında ‘Güney Azerbaycan Meclisi’ kurdurtmak için yarım asırdan bu yana piyasada bulunanları çok mu aradı?

Yoksa Bakü kendine en uygun insanları zaten tanıyor muydu? Peki, Tahran tanıyor mu?

Nisan 2015’te İstanbul’da bugün Aliyev’in gündeme getirdiği konularla uğraşan Dünya Azerbaycanlıları Kongresi (DAK) örgütünün genel kurulu yapılmış, genel kurulun ertesi günü eş başkanlar ve süvarileri sosyal medyada birbirine girmişti.

Birkaç günlük tartışmadan sonra İsveç merkezli DAK’ın başkanı örgütün kapısına kilit vurmuştu.

Şimdi “gümbür gümbür gümbürdeyen meydanda” yine onlar var…

London School of Economics öğretim görevlisi Prof. Dr. Gubad İbadoğlu, Independent Türkçe’nin sorularını şu şekilde yanıtladı:

Azerbaycan Cumhuriyeti’nin İran İslam Cumhuriyeti’yle ilişkilerde yürüttüğü politika hiçbir zaman bir temel üzerinde oturtulmadığı için sistematiği de olmadı ve dolayısıyla hep mevsimsel nitelik taşıdı. Bakü’nün çeşitli dönemlerde ve hep ‘nabza göre şerbet’ ilkesi üzerinden yürüttüğü İran politikası, ne tarihsel bağları ne komşuluk ilişkilerini ne de bölgesel güvenlik kriterleriyle ilintilendirildi. Bunun dışında İran sınırları içinde yaşayan Azerbaycan kökenli vatandaşların durumuyla ilgili Bakü’nün politikası hep nötr kalma ve suya-sabuna dokunmama yönünde olmakla kalmayarak, hatta kimi zamanlarda ilişkilerin zedelenmemesi için Tahran rejiminin politikalarına göz yumuldu. Örneğin ABD’de yaşayan Güney Azerbaycan Milli Uyanış Hareketi (GAMOH) lideri Mahmud Ali Çehrekani 2006 yılında Azerbaycan’dan sınır dışı edildi, 2013 yılında yeniden Bakü’ye gitme girişiminde bulunurken havaalanından geri çevrildi. Ancak biz uzun süre değil İlham Aliyev’i hatta babası Haydar Aliyev’e de ağır eleştirilerde bulunan Çehrekani’nin bugün Azerbaycan televizyonlarına çıkarılarak hem Aliyevlere methiyeler dizdiğini ve hem de Tahran rejimine ateş püskürerek İran sınırları içindeki Azerbaycan kökenli vatandaşlara özgürlük talep ettiğini görüyoruz. Ne oldu, ne değişti ki, İlham Aliyev bir anda ‘İran’daki 40 milyonun hakkını sonuna kadar savunacağını’ beyan etti? Cevabında şunu söylememiz gerekir: Devlet Başkanı Aliyev son söylemleri en basit haklardan mahrum İran’ın Azerbaycan kökenli vatandaşlarının haklarını savunma amacı taşımadığı gibi, devletin dış politika eğilimini de yansıtmıyor. Bu, Aliyev’in, İran’ın mevcut yönetimiyle yaşadığı kişisel sorunların dışavurumundan ibaret bir durumdur ve ’40 milyonluk kitlenin haklarını savunacağım’ söyleminin de aynı çerçevede değerlendirilmesi gerekir.

“İran’da son zamanlarda Azerbaycan’a karşı artan hasmane söylemlerle mücadelede farklı yöntemler bulamayan Aliyev, ağırlıklı olarak iç siyasete yönelerek bu popülist söylemleri seçti” şeklinde konuşan Prof. Dr. Gubad İbadoğlu, “Diktatörlüğün tüm kurallarının uygulandığı iç siyaset pazarında kuşkusuz bu söylemlerin alıcıları var. Kuşkusuz ki, bizim gönlümüz İran coğrafyasındaki sayıları en az 30 milyonu teşkil eden kardeşlerimizin haklarının en ciddi şekilde gündeme getirilmesi ve o hakların en kısa sürede elde edilmesinden yana. Ancak İlham Aliyev’in siyasi manipülasyon dışında hiçbir değeri olmayan bu tür söylemlerinden Azerbaycan Cumhuriyeti’nin herhangi bir çıkarının olduğunu düşünmek akla mantığa uygun gelmiyor. Bu bağlamda Azerbaycan Cumhuriyeti’nin yetenekli kadrolarının yurtdışına gitmesinin adeta kitlesel bir duruma dönüştüğü bir dönemde Bakü yönetimi İran’dan Azerbaycan’a insan akınının gelmesini asla istemiyor. Bu, Azerbaycan’ın iç huzurunu ve sosyoekonomik dengelerini de bozacak bir durumu ortaya çıkaracak. Şimdiye kadar Azerbaycan Cumhuriyeti vatandaşlarının İran İslam Cumhuriyeti’ne vizesiz gittiği İran İslam Cumhuriyeti vatandaşlarından Bakü’nün vize talebinde bulunmasının çok sayılı nedeninden biri de budur. Onun için Azerbaycan devlet başkanının ’40 milyonun hakkını sonuna kadar savunacağım’ sözleri samimi olmadığı gibi, bugüne kadar uygulanan politikalarla da çelişiyor” dedi.

Ayrıca Prof. Dr. İbadoğlu, “Azerbaycan Cumhuriyeti ile İran İslam Cumhuriyeti arasında ekonomi alanındaki iş birliğinin tam kapasiteyle sürdüğünü hatırladığımızda, İlham Aliyev’in açıklamalarının gerçekle asla bağdaşmadığını göreceğiz. Siyasi bakımdan bu açıklamaların İran İslam Cumhuriyeti’nin Azerbaycan bölgelerinde yaşayan soydaşlarımızın durumunu da tehlikeye attığına dikkat çekmemiz gerekir” ifadelerini kullandı.

Prof. Dr. Gubad İbadoğlu, sözlerini şöyle tamamladı:

Ve nihayet Devlet Başkanı Aliyev’in ’40 milyonun hakkını sonuna kadar savunacağım’ tarzındaki açıklamalarının dünyadaki Yahudi lobilerinin desteğini alma niyeti taşıdığını da görmezden gelemeyiz. Çünkü Azerbaycan’ın SOCAR şirketi Rusya’yla ilişkilerini sürdürmesinin yanı sıra Rus Lukoli şirketinin de Şahdeniz yatağı ve Güney Kafkasya Gaz Kemeri’nin her birinde yüzde 20’lik payı bulunuyor. Tüm bunlar mevcut konjonktürde yaptırımlardan kurtulmak için Azerbaycan’ı dünya Musevi lobisine muhtaç hale getiriyor. Aliyev’in ’40 milyonun hakkını koruyacağım’ retoriğine bir de bu çerçevede bakılması gerekir diye düşünüyorum.

“40 milyonun hiçbir hak-hukuku yoktur” çıkışından az önce Bakü’de başlayan hareketlenme dünyanın bazı noktalarında yankı yapmıştı.

Ve ne ilginçtir ki, İran İslam Cumhuriyeti sınırları içindeki Azerbaycan kökenli vatandaşların durumuyla uğraştığını iddia eden insanlar, yine piyasayı işgal etmekte geç kalmadılar. Bu defaki fark ise “Bakü arkamızdadır” parolasıydı.

Kafalar bu kez yine karıştı: İddia edildiği gibi söz konusu İran sınırları içindeki Azerbaycan coğrafyası nüfusunun bağımsızlığıysa, bu işe 10 milyonluk Azerbaycan Cumhuriyeti mi soyunuyor?

Independent Türkçe’nin bu konudaki sorularını Bakü’deki araştırmacı-yazar Şahin Caferli, şöyle yanıtladı:

Azerbaycan-İran ilişkilerinde 44 günlük savaştan sonra ortaya çıkan anlaşmazlıklar giderek derinleşirken, savaşın askeri ve jeopolitik sonuçlarının İran İslam Cumhuriyeti’ni rahatsız ettiğini görüyoruz. Savaş sırasında Bakü’nün Ankara ve Kudüs ile gerçekleştirdiği müttefikliğin boyutları bölgede savaş kadar mevcut olan statükoyu İran aleyhinde değiştirmesi ve özellikle Zengezur Koridoru’nun Azerbaycan tarafından güç kullanılarak kontrol altına alma girişimleri İran’ın bu bölgeyi kendi ‘kırmızı çizgisi’ ilan etmesiyle sonuçlandı. Zengezur Koridoru’nun açılarak Azerbaycan’ın da oradan yararlanmasına olanak sağlanması ihtimalini İran İslam Cumhuriyeti ‘sınır değişikliği’ olarak nitelendirmenin yanı sıra, böyle bir gelişmeyi kendi milli güvenliğine bir tehdit olarak algılıyor. Zira Ermenistan devletinin kontrolünde bulunmayacak bir koridor İran ile Ermenistan arasındaki karayolu bağlantısını kesmeye aday bir durum (10 Kasım 2020’de Putin-Aliyev-Paşinyan arasında imzalanan anlaşmanın 9’uncu maddesiyle Zengezur Koridoru’nun kontrolü Rusya İç İstihbarat Örgütü FSB’nin Sınır Kuvvetleri Komutanlığına devredildi). İşte bu bağlantının kesilmesiyle;

Güney Kafkasya coğrafyasına İran’ın açılmasını tamamen Azerbaycan’dan bağımlı hale getirecek,

Türkiye ve Azerbaycan’a ihtiyacı kalmadan İran’ın doğrudan Ermenistan üzerinden geçerek Karadeniz limanlarına ve Avrupa’ya ulaşmasının önünü tıkanacak.

Azerbaycan ordusunun, 12-13 Eylül 2022’de sınırda yaşanan çatışmalarda Ermenistan’ın birkaç kilometre sınır derinliğini kendi kontrolü altına almayı başardığını hatırlatan Şahin Caferli, “İran bu gelişmeyi Zengezur Koridoru’nun Azerbaycan’ın kontrolü altına girme hamlesi” olarak değerlendirirken, Genelkurmay Başkanı Bagheri bölgede sınırların değiştirilmesi girişimine seyirci kalmayacaklarını ifade etti.

Caferli, “3 Ekim 2022’de tarihinde Bakü’yü ziyaret eden İsrail Savunma Bakanının gezisi sırasında askeri ve güvenlik konularının ele alındığı açıklanmıştı. Bundan rahatsız olan İran 17 Ekim 2022’de sınır boyu tatbikatlara başladı. Aras Nehri üzerine köprüler atılarak karşı kıyıya geçme provaları olası bir anlaşmazlıkta İran askerlerinin Azerbaycan topraklarını işgal niyeti olarak değerlendirildi. İran aynı zamanda, Türk müteahhitlerin inşa ettiği Zengilan 2, 20 Ekim 2022’deki açılışından duyduğu endişeyi de saklamıyor. Zengilan havaalanı açılışının hemen ertesi günü sınırın ötesindeki Ermenistan’ın Kafan kentinde İran başkonsolosluğunun açılması Tahran rejiminin sıkıntı ve endişelerini ortaya koyarken, 1 Kasım’da Azerbaycan’da İran’a gizli servisine çalışan elemanların deşifre edilmesi, 2 Kasım’da Azerbaycan Özel Kuvvetlerinin sınırda tatbikat gerçekleştirmesi ve peşi sıra gelen olaylar zinciri iki ülke arasındaki gerilimin had sayfaya çıkmasına neden oldu” dedi.

Şahin Caferli, sözlerine şunları ekledi:

İşte bu gerilimlerin sürdüğü sıralarda Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in İran sınırları içindeki ’40 milyon soydaşın haklarını savunacağını’ ifade etmesi iki ülke ilişkilerinde şimdiye kadar görülmemiş ve sansasyonel nitelikteki bir gelişmedir. Zira 1993 yılından bu yana baba-oğul Aliyev iktidarları döneminde Azerbaycan’ın resmi devlet politikasında ‘İran’daki Azerbaycanlıların hakları’ konusu hiçbir vakit kendine yer bulmazken şimdiye kadar Azerbaycan’daki marjinal milliyetçi kesimlerin gündemde tutmaya çalıştığı konu şimdi devletin televizyon kanallarından be hem de gürültüyle seslendiriliyor ve ‘İki Azerbaycan’ın birleşmesi’ konusu açık biçimde işleniyor. Daha önce kendini ‘Dünyadaki 50 milyon Azerbaycanlının cumhurbaşkanı’ olarak tanımlayan Aliyev’in bu sözlerinin gereği yerine getirilmediği için eleştirilirken şimdi devlet başkanı ve emrindeki medya kendisini ‘Dünya Azerbaycanlılarının tek lideri’ olarak lanse ediyor. Ancak tüm bu gelişmelere rağmen iki ülke arasındaki gerilimin doruğa çıkacağını ve hatta çatışmaya dönüşeceğini beklemek abesle iştigal olacaktır. Muhtemelen bir süre sonra yeniden eski politikalara dönülecek. Ancak ilişkilerin hiçbir vakit karşılıklı güvene dayanmayacağı kesin.

Mayis Alizade

https://indyturk.com/node/585556/dünya/aynı-alanda-akbabaların-yeni-uçuşu#.Y5OC85XJbrI.whatsapp

İlgili Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir