KAFKASSAM – Kafkasya Stratejik Araştırmalar Merkezi

  1. Anasayfa
  2. »
  3. Türkiye
  4. »
  5. Hasan Oktay: ERDOĞAN’IN UKRAYNA SEYAHATİ, YÖK’ÜN TÜRKÇE YASAĞI VE CUMHUR İTTİFAKI

Hasan Oktay: ERDOĞAN’IN UKRAYNA SEYAHATİ, YÖK’ÜN TÜRKÇE YASAĞI VE CUMHUR İTTİFAKI

Kafkassam Editör Kafkassam Editör - - 9 dk okuma süresi
82 0

Erdoğan, Tahran, Soçi zirvelerinden sonra Ukrayna’ya giderek Zelensky ile görüştü. Ayrıca iç ve dış kamuoyu tarafından büyük bir ilgi gören İsrail ilişkilerinde baş döndürücü bir hareketlilik yaşanıyor. İç politika ve dış politika dengesi ile siyaset yapmaya çalışan cumhur ittifakı ekonomik krizin olumsuz yansımalarını dış politika ile kapatmaya çalışmak İçin daha büyük bir özen göstermek zorundadır. Rusya ile NATO arasındaki sıkışmışlığı aşmaya çalışmak, ABD için İsrail ile barışmak, Tahran ve Soçi zirvesinde Esat ile barışmanın şart oluştuğu kanaati, Türk dış politikasına gerilim-yumuşama sarmalı arasında sert zikzaklar çizdirdi. Hükümet dış politikada zevahiri kurtarıp iç politikadaki daralmayı aşabilmek için Esat ile barışırken Arap Baas partisinin Esat üzerindeki etkisini kırıp kıramayacağını hesap edemiyor veya etmiyor.

Muhalefetin baskısı ile veya Tahran’daki İran ve Rusya zoraki tavsiyesi neticesinde Esat ile barışmak hükümetin inandırıcılığını kaybettirir, muhalefetin dümen suyuna girişin ifadesi olarak adlandırılır. Bu da aslında Cumhur ittifakının seçmen nezdindeki inandırıcılığını zedeler. Tahran, Soçi, Lviv ve İsrail hareketliliği her şeye rağmen Türkiye açısından artı bir hareketliliktir. Bunun yanında eleştirilecek unsurlar her zaman olacak ama hükümet eleştiriye kapalı ve tahammülsüz. Mesela Montrö meselesinde hükümetin en önemli yetkililerinden birinin yaptığı tarihi hata olarak nitelendirdiğimiz açıklama hala etkisini göstermekte ve Türkiye’ye çok pahalıya mal olmuştu ama o zatı muhterem istifa etme erdemliliğini gösterememiştir. Bunun sonucu Erdoğan’ın hanesine eksi puan olarak yazılmakta ve seçim sürecinde ciddi anlamda bir olumsuzluğa dönüşecektir.

Araplar, İsrail, ABD ve seçimler

Ak Parti dünya siyaseti ile yerel siyaset arasına sıkıştırdığı İsrail ilişkileri konusunda İran’ın da psikolojik baskısı ile dar alana kendini hapsetmişti. İlk baştan beri Türkiye’nin İsrail ile dengeli bir politika geliştirmesini, İran ile İsrail rekabetine Türk dış politikası kurban verilmemesi gerektiği görüşünü savunduk. Fakat Ak Parti hem Arap dünyası hem de İran (Fars) dünyası konusunda genç ergen imam hatipli iştiyakı ile hareket ederek ne İsrail’i ne de İran’ı anlayamadan kavrayamadan hareket ettiği kanaatini sürekli dillendirdik. Onun içindir ki Araplar arasındaki ideolojik kavgada yer alarak taraf tutarak tüm Arap dünyasını kaybetmiş, yılların birikimi olan Türk dış politikasını bir çırpıda çöp gibi kenara atarak Amerika’yı yeniden keşfetmenin dayanılmaz hafifliğinde yeni bir dış politika inşa iddiası ile Arap alemini birbirine düşürmüştür. Mısır, Libya, Körfez Ülkeleri ve Suudi Arabistan hangisini sayarsanız sayın AK Partinin Arap alemi ile ilgili politikaları, en iyi bildiğini iddia ettikleri politikaları bile ellerine yüzlerine bulaştırdıkları bir gerçektir. Ne ihvanı Müslimin ne Baas ne de körfez sultanlıkları politikaları sonuç vermiyor. İşte tam bu noktada İsrail ilişkilerindeki hamlenin seçimlere dönük bir hamle olduğunu ana muhalefet ileri sürmekte gecikmedi. Ak Parti önümüzdeki seçimleri alabilmek için ABD İsrail ilişkilerini görüntüde de olsa düzeltme ihtiyacını görmüştür. İran ile aramızın bozulması mı, İsrail’i gündeme getirdi yoksa İsrail ile ilişkilerin seçime dönük düzelmesi gerektiği için mi İran ile Türkiye ilişkileri bozuldu soruları cevap arıyor.

İran ve İrancılık

İran konusunda ise en son Tahran zirvesi Ak Partinin İran aşkını da yerle bir etti. Fakat Ak Parti içindeki İrancı koalisyon güçleri hala İran konusunda direniyor. Tahran zirvesi biter bitmez Irakta Türkiye aleyhine başlayan gösteri eylem ve direnişin kaynağının İran olduğunu bağımsız tüm kaynaklar ileri sürmüştür. Bu bir tek Ak Parti içerisindeki İrancı kanat tarafından görülmek istenmemiş ve görülmemiştir. Şimdi İsrail ile beklenen barış gerçekleşince Ak parti içerisindeki İrancılar bu durum karşısında oldukça zorlanıyor ve kabullenemiyorlar. Dış politika ile iç politikanın dengesini bulamamak şu an için Ak parti için hem yeni bir gelişme hem de iç muhalefete iyi bir malzeme oluşturmuştur.

BM, NATO ve Türkiye

NATO Rusya rekabetinde Türkiye ne İsa’ya ne de Musa’ya yaranamama riski ile karşı karşıyadır. Türkiye NATO ülkesi ama NATO’nun Rusya’ya karşı tutumunda tarafsız kalabiliyor, hatta NATO ülkesi olarak Putin ile Rusya ile direk görüşebilen nadir bir ülkedir Türkiye. Bu durum üzerinden Türkiye hem övülmekte hem de eleştirilmektedir. Türkiye NATO adına işlev gerçekleştiremeyince İsveç ve Finlandiya’nın üyeliği konusunda terörü gerekçe göstererek direnmesi neticesinde Rusya tarafından daha da ciddiye alınmaya başlandı. Bu durum NATO ve Rusya’nın Türkiye için soğukkanlı bir şekilde değerlendirilmesi imkânını oluşturdu. Dünya siyasetindeki baş döndürücü olaylar olurken BM’nin sessiz ve etkisiz kaldığı, artık varlığının tartışılmaya açıldığı bir dönemde Türkiye ile hareket etmeye başlaması Türkiye açısından büyük bir kazançtır. Türkiye’nin “dünya beşten büyüktür” çıkışının haklılığını da ortaya koyan ve adeta kabullenen BM hem tahıl koridorunun açılması ve hem de son Erdoğan’ın Ukrayna ziyaretinde aktif rol alması kayda değer bir başarı ve hamledir. Türkiye her ne kadar Ukrayna seyahatinden beklentileri karşılayamamış, barış ve ateşkes sağlanamamış ise de İstanbul barış masasının gerekliliği bir kez daha ortaya çıkmıştır. Bu seyahatin olumsuz yönleri muhakkak vardır. Türkiye bu şartlarda ancak bu kadar problemleri çözmeye çaba gösterilebilen bir politika yürütebilmektedir. Erdoğan merkezli bir sistem, Erdoğan’a dayalı bir sistem ve Erdoğan’dan beslenen bir sistem gözden geçirilmeli ve seçim sathı mahalline girilmeden değişim, gelişim ve umut oluşturulmalıdır. Erdoğan dış politika kazanımları ile iç politikayı dolayısı ile Cumhur ittifakını ayakta tutmaya çalışırken, AK Partiyi oluşturan koalisyon güçlerinin Erdoğan sermayesini yiyip bitirme gayretleri hatta Cumhur ittifakının ruhunu dinamitleyen YÖK’ün Türkiye dışında Türkçe yüksek eğitim yapılamaz kararı gibi saçma sapan kararlar acilen gözden geçirilmeli Türkiye dışında Türkçenin ilgili devlet tarafından resmen tanınarak eğitim dili olarak kullanılmasının engellenmesinin sorumluları ise görevlerinden derhal uzaklaştırılmalıdır.

İsrail, Suriye, İran, Irak, Libya, Mısır, Rusya, NATO ve ABD derken şimdi de BM’nin devreye girmesi Türk dış politikasının vitesini büyültmüş ama bu viteste dış politika hareketliliğini sürdürebilecek ehliyet ve yetenek hatta enerji kalmamıştır. Acilen Cumhur ittifakı içinde büyük bir değişim şart yoksa Cumhur ittifakı 50 artı 1’i kaybediyor.
Dost acı fakat gerçekleri söyler.

Hasan Oktay

İlgili Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir