KAFKASSAM – Kafkasya Stratejik Araştırmalar Merkezi

  1. Anasayfa
  2. »
  3. Türkiye
  4. »
  5. Hasan Oktay: 15 Temmuz Türkeş Bahçeli

Hasan Oktay: 15 Temmuz Türkeş Bahçeli

Hasan Oktay Hasan Oktay - - 13 dk okuma süresi
94 0

Alparslan Türkeş 3 Mayıs 1944ten sonra Türk milliyetçiliğini fikri temellerine oturttuktan bu fikri iktidara taşıyabilmek için Türkiye’yi Türk milletinin ebed müddet devlet felsefesine uygun yönetilebilmesi için büyük bir mücadele başlatmıştı.
Mücadelenin ana hedefi, gençlerin milli manevi ve ahlaki değerler üzerinde Türk milletini çağlar üstünden sıçratarak dünyanın güçlü ve muasır devletleri seviyesine çıkartmak arzusu idi. Milliyetçi hareket Partisi ve Ülkü Ocakları bu ideal etrafında demokratik hukuk devleti ölçülerinde örgütlenerek adım adım Anadolu’ya yayılıyordu. Türkeşin asker olması hasebiyle asker, subay arasında oldukça yaygın bir şekilde bu fikirleri kabul görüyordu. Bir bunalım yaşayan gençlik üzerinde ise yine Türkeş’in fikirleri dalga dalga yayılıyordu. 2.Dünya savaşı sonrası Soğuk savaş döneminin en buhranlı zamanında Sovyetlerin Demirperde yönetimi Türk dünyası algısını adeta Türkiye’de unutturmuştu. Türkeş ve arkadaşları bir taraftan Türk gençliğini milli manevi değerler etrafında yetiştirirken diğer taraftan da bir Türk dünyası gerçeğin var olduğunu ve milyonlarca Türk’ün esaret altında yaşadığını tüm dünyaya haykırıyordu.
Said Nursi avukat Bekir Berk
Türkeş’in asker gençlik ve Türk dünyası üzerine kurguladığı bir gelecek Tasavvuru ABD NATO – SSCB mücadelesi ekseninde ciddi anlamda rahatsızlıklar doğuruyordu.
İşte bu noktada ABD komünizmle mücadele adı altında oluşturduğu yeşil kuşak projesinin en önemli ayaklarından Sait Nursi’nin avukatı Bekir Berk üzerinden Alparslan Türkeş’e saldırmaya başlamışlardı. Rusyacılar Çinciler hatta Titocular ve Enver Hocacılar Türkeş’i Amerikancılık ile suçlarken Amerika ise Türkeş’i büyük tehlike olarak görüyordu.
Amerika Said Nursi’nin karakutusu avukatı Bekir Berke “İslami hareket ve Türkeş” isimli bir kitapçık yazdırılarak bütün Türkiye’ye yaymışlardı. Amerika Nurcular üzerinden Türkeş’in din ile diyanet ile iman ile vatan ile alakası yoktur propagandası yapılıyordu. Türkeş’in milli manevi değerlere sahip insanlar ile buluşması irtibat kurması engelleniyor, muhafazakâr toplum Amerikanın etki alanına doğru yönlendirilmeye çalışılıyordu. ABD uyuyan hücre operasyonu ile başlattığı Türkeş’i muhafazakar tabandan uzaklaştırma harekatı kısmen başarılı olmuştu. Türkeş bu operasyonu kırabilmek kendini Türk milletine anlayabilmek için Necip Fazıl, Osman Yüksel Serdengeçti, Mustafa Bağışlayıcı ile çalışmaya köy köy Anadolu’yu gezmeye başladı. ABD Türkeş’in toplum üzerindeki dalga dalga yayılan etkisini kırabilmek için Sait Nursinin Avukatı Bekir Berk Eli ile nurcu hareketi Fetullah Gülenin kontrolüne vererek toplumun tüm hücrelerine sirayet edebilecek şekilde örgütlenmeye başladı.
12 Eylül darbesi
12 Eylül askeri darbesi olduğunda Amerikalı yetkililer bizim çocuklar başardı Türkiye’yi Türkeş’e teslim etmediler sözünü bugün söylenmiş gibi kulaklarımızda çınlıyor. 12 Eylül Alparslan Türkeş ve arkadaşlarını siyasetten uzaklaştırırken hedef olarak ortaya koyduğu asker gençlik Türk dünyası adeta öksüz kalmıştı. Buna rağmen Türkeş ve arkadaşları hapiste iken her bir ülkücü kendini Ülkü Ocakları olarak görüp irtibat zincirlerini sağlamlaştırıyordu. Türkeş hapiste olsa bile fikirleri ciddi anlamda karşılık görüyordur. Sovyetlerin dağılma ihtimali her geçen gün biraz daha kendini gösteriyor ve muazzam Türk dünyası ile Türkeş’in yetiştirdi ülkücüler buluştuğunda ortaya müthiş bir Türk dünyası kuşağı çıkacaktı. Yani Türkeş’in 3 Mayıs 1944’te yaktığı Türk Milliyetçiliği meşalesi ortalığı aydınlatacaktı. Enver Paşa idealini hayalini Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet ile birleştirerek hem tarihi bir barışı gerçekleştirecek hem de dünyaya Türkler yeniden küllerinden doğdu mesajını verecekti. İşte Amerika 12 Eylül‘de gerçekleştirdiği darbe ile Alparslan Türkeş ve etrafında örgütlenen Siyasal yapıyı darmadağın etmesinin ana sebebi budur.
FETÖ CİA ve İngiliz İslamcılığı
ABD yeşil kuşak projesi ile Türkiye’yi kendi ekseninde tutmak için oluşturduğu propaganda ve istihbarat örgütlenmeleri zincirinin en önemli halkası nurculuk ve İngiliz İslamcılığı idi. Bu iki yapının temel özelliği Mustafa Kemal ve Türkiye Cumhuriyeti devletinin kurucu değerleri ile kavga etmekti. Toplumun çoğunluğunu oluşturan dindar halk bu iki kesimin kontrolüne verilerek Enver Paşanın başlattığı milliyetçi muhafazakâr ittifakını ortadan kaldırmak istiyorlardı. İttihatçılar iktidara geldiklerinde kabinede İslamcı Sait Halim Paşa başbakan olarak görev yaptı. Böylece toplumun tüm kesimlerini devlet ile barıştırdılar. Biz bu hamleyi 1975 ve 1977de Milliyetçi cephe hükümetlerinde gördük. Aynı şekilde 1991 ittifakı da milli güçlerin bir araya gelmesi ve ülkenin geleceğini bağımsız bir şekilde yönlendirilmesinin önünün açmıştı. İşte Nurcu hareketi FETÖ organizasyonu ile Enver Paşa Atatürk ve Alparslan Türkeş’in ortaya koyduğu bağımsızlık, milliyetçi muhafazakâr kesimin kucaklaşarak bir irade ortaya konmasını engellemek için harekete geçirildi. Türk milliyetçilerinin askeriyede etkili olmasını engellemek için dindar ordu söylemleri ile ordu CİA NATO yönlendirmesi ile FETÖ’nün içine sızabildiği bir yapıya dönüştürüldü. Saf Anadolu halkının da buna inandırılması için sürekli ordu mensuplarının başörtüsü düşmanlığından bahsedildi. Böylece Türkeş’in askeriye üzerindeki etkisini kırıp NATOcu Amerikancı yapı orduyu ele geçirdi. 12 Eylül sonrası oluşan umutsuzluk ortamında gençlik tamamen FETÖ’nün kontrolüne girsin diye başlatılan özel çalışmalar ile dershanecilik sistemini geliştirdiler adeta gençleri FETÖnün tezgâhından geçmeye mecbur ettiler. SSCB dağıldıktan sonra sistemli bir şekilde FETÖyü Türk cumhuriyetlerine yönlendirerek Türk milliyetçileri ile Türk dünyasının buluşması sistemli bir şekilde önlendi. Böylece 12 Eylül Amerikancı darbenin hedeflerine tam ulaşılmış ve bir adım ötesi de yeni dönemde Türkiye Cumhuriyeti devleti dindar görünümlü Amerikan sarmalının kucağına itilecekti. Bu yapıya kimse itiraz edemiyordu çünkü din kisvesi herkes tarafından kabul edilen genel geçer ve değişmez bir zırh idi. Ordunun dindarlaşmasına mı karşısın yoksa gençlik sokaklarda mı kavga etsin bakın ne güzel tüm dünyaya Türkçe öğretiyoruz denilerek Türk milliyetçilerinin gönlüne hoş gelecek sözler ile yoğunluklu propaganda yapılıyordu. Bu istihbarat eğitimli Amerikan güdümlü operasyon hızla yayılıyordu. Dünyanın her yerinde Türkçe öğretiyoruz yalanı ile İngilizceyi dünyanın kılcal damarlarına işleyen bu CİA kontrollü yapı karşısında direnebilecek tek hareket Türk milliyetçiliği hareketi idi.
Bahçeli ve okyanusötesi
Devlet Bahçeli ve Okyanus ötesi söylemi
Devlet Bahçeli ömrünü her devresinde ve MHP genel başkanı olduğu günden beri de FETÖ yapılanmasının Türk milleti için büyük bir tehlike olduğunu bilerek hareket etmiştir. Türkeş’in ideallerinin gerçekleştirmesinin önündeki en büyük engelin de FETÖ olduğu gerçeğini her fırsatta dile getirmiştir. CİA FETÖ yapılanması propaganda üstünlüğünü ele geçirdiği için Türk milliyetçilerinin üzerinde de büyük tesirler bırakmaya çalışıyordu. Bir taraftan MHP’nin kurumsal kimliğine saldırı yapılıyor, diğer taraftan da Türk milliyetçilerinin ileri gelenleri hile desise vaad ile kandırılıyor FETÖ saflarına katılması sağlanıyordu. AK Parti hükümeti de Sayın Cumhurbaşkanının “dindar sandık bizi kandırdılar” ifadesi ile vücut bulan samimi itirafı ülkenin geldiği vahim durumu ortaya koyması bakımından son derece önemlidir. Devlet Bahçeli’nin her konuşmasında dikkat çekmeye çalıştığı Okyanus ötesi tehlikenin ne kadar sinsi ve etkili olduğunu hiç kimse fark edemiyordu. Türk Milliyetçilerinin bir kısmına Alparslan Türkeş’in amaç ve hedeflerinin ne anlama geldiğini unutturularak hedeflerinden saptırılıp FETÖ sarmalına doğru yönlendiriliyordu. Bahçeli her Okyanus ötesi haininden bahsettiğinde CİA adeta intikam alırcasına MHP’ye operasyonlar yapılıyordu. İşte bu operasyonlar neticesi özüne yabancılaşan Türkeş idealinden uzaklaşan, düşman silahı ile aynileşen Türkistan tabiri ile mankurtlaşan bir yapı FETÖ yönlendirmesi ile MHP’den ayrılmıştı.
15 Temmuz ve Devlet Bahçeli
Devlet Bahçeli hükümet ile FETÖ’nün kavgasını yakından takip ediyor, FETÖ’nün MHP’ye çektiği operasyonları savuşturabilmek için var gücü ile savaşıyordu. Çoğu zaman Erdoğan bile bu yapı ile baş etme konusunda çaresiz kalırken arkadaşlarını ikna edemez iken Bahçeli dik duruşu ile halkı, kamuoyunu sürekli uyarıyor, tehlikenin ne kadar büyük olduğunu ve devletin beka sorunu ile karşı karşıya kaldığını adeta haykırıyordu. 15 Temmuz akşamı hain isyan baş gösterdiğinde de bunun bir kalkışım, isyan olduğunu ve derhal başının ezilmesinin gerektiğini Devlet Bahçeli daha isyanın ilk dakikalarında açıklamış, bu sözler üzerine halk sokağa dökülerek CİA operasyonu olan 15 Temmuz FETÖ isyanını bastırılmasını sağlamıştı. Türk devletinin ebet müddet yani sürekliliği CİA FETÖ üzerinden bitirilip devletin anahtarı Amerika’ya teslim edilecekti. İşte Devlet Bahçeli Enver Paşanın Atatürk’ün Alparslan Türkeş’in bütün zor şartlara direnerek kurmaya çalıştıkları bağımsız Türk devleti idealini Devlet Bahçeli bu tavrı ile ilelebet yaşamasını sağlamış oldu.
Cumhur ittifakının kurulması ve yaşatılması devletin FETÖ operasyonu üzerinden Amerika’ya peşkeş çekilmesinin önünü kapatmıştır ve de artık bu ve buna benzer operasyonların çekildiği bir ülke olunmayacaktır.
Cumhur ittifakının AkParti bileşenleri içindeki Fetönün siyasi ayağı her fırsatta Türk milleti aleyhine faaliyetlerine devam ediyorlar. Yurtdışında Türkçe yüksek eğitimi yasaklayan ekip fetönün siyasi ayağıdır.

İlgili Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.