KAFKASSAM – Kafkasya Stratejik Araştırmalar Merkezi

  1. Anasayfa
  2. »
  3. Rusya
  4. »
  5. Hasan Ebu Talib: Rusya’nın başını derde sokmak ve Ukrayna’yı feda etmek arasında NATO

Hasan Ebu Talib: Rusya’nın başını derde sokmak ve Ukrayna’yı feda etmek arasında NATO

Kafkassam Editör Kafkassam Editör - - 10 dk okuma süresi
37 0

ABD ve Avrupa’nın Rusya’ya yönelik uyarıları durmuyor. Aksine şiddeti ve sertliği artıyor. Görünürde, Moskova’yı herhangi bir askeri harekata girişmemesi konusunda uyarıyor, özünde ise Rusları sonu kontrol edilemeyen bir maceraya itiyor. NATO’nun pozisyonlarına, Rusya’nın güvenlik kaygılarına meydan okuma damga vuruyor. Moskova’nın Avrupa güvenliğini yeniden yapılandırma talepleri, incelenmeden reddedildi. Siyasi bir çözüme dair konuşmalar ortadan kayboluyor. Batı ve özellikle de Amerikan silahları, İngiliz askeri eğitmenleri, NATO ve ABD açısından yakın görünen bir Rus işgaline karşı koymasına yardımcı olmak için Ukrayna’ya akın ediyor.

Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etme niyetinde olduğunu yalanlaması ne NATO ne de Washington’ın kulağına ulaşmıyor. ABD’den sonra dünyanın en güçlü ikinci ordusuna sahip Rusya ile asker, teçhizat ve silah sistemleri konusunda aralarındaki büyük farka rağmen Ukrayna’nın kendisi sanki bir piknikmiş gibi savaşa hazır görünüyor. Ukrayna’nın iç durumu, hem yönetimin liyakatsizliği, hem de uluslararası raporlara göre yüksek düzeyde yolsuzluk bulunmasının yanı sıra toplumun Rusya ile güçlü ilişkileri destekleyenler ile Rusya’dan nefret edenler ve ABD ile Avrupa korumasına bahis oynayanlar arasında bölünmesi açısından boşluklar ve ihlallerle dolu. Bunlara ilaveten Moskova’nın kucağına dönüşü destekleyen bir Rus azınlık da var. Donbass bölgesinde yaşananlar, herhangi bir yerel gücü, modern silahlarla, çok sayıda asker ve teçhizatla donanmış bir rakiple büyük bir savaşta karşı karşıya gelmekten alıkoyan bir iç savaştır.

NATO’nun genişleme ve istediği yere yayılma hakkı ile Ukrayna, Gürcistan ve diğerlerinin NATO’ya katılma konusundaki egemenlik haklarına ilişkin argümanları, fikri, hukuki ve tarihi boşluklarla dolu. Ama yine de bunlar, Amerikan ve Avrupa söyleminin etrafında döndüğü ana unsurlar. Egemenlik hakkı kesinlikle tüm bir ulusun kaderini ateşten bir uçurumun eşiğine getirmek anlamına gelmez. Ayrıca esasen askeri bir örgüt olan NATO’nun olası desteği de dahil olmak üzere muhtemel Batı desteği, ağır yaptırımların dayatılmasını, oyunun kurallarını tamamen değiştirebilecek stratejik silahlar değil de savunma taktik silahlarının sağlanmasının ötesine geçmeyecektir. Asıl soru şu; Rusya toprağın bir bölümünü işgal eder, altyapıyı çökertir veya rejime son verirse yaptırımlar Ukrayna’ya ne fayda sağlayacak?

Şu an Başkan Putin yönetimindeki Rusya, en azından askeri açıdan Sovyetler Birliği dağıldıktan sonraki gibi değil. ABD, Çin ve herhangi bir yükselen güçle birlikte birden fazla küresel ve uluslararası noktada sistemin tepesinde büyük bir güç olarak konumunu pekiştirmeye çalışan küresel aktivizm askeri gücüne eşlik ediyor. Rusya’nın ekonomik durumu, bir bütün olarak Batı’nınkiyle karşılaştırılamaz. Ancak 1980’li yılların sonunda ölen eski Sovyetler Birliği’nin ekonomisinin durumundan çok daha iyi. Herhangi bir dış borcu yok. Büyük doğalgaz, petrol, buğday ve elektrik kaynaklarına, gelişmiş iletişim altyapısına, tren, alüminyum ve demir fabrikaları gibi ağır sanayilere sahip. Bütçesi muhafazakar ancak dengeli. ABD’li ekonomi uzmanlarına göre bu, Batı yaptırımlarına veya çoğuna dayanabilecek bir bütçe. Rusya’nın petrol ve doğalgaz endüstrisine yönelik herhangi bir yaptırımdan, doğalgaz ihtiyacının yaklaşık yüzde 35’i ironik bir şekilde Ukrayna üzerinden Rus ithalatına bağımlı olan Avrupalılar zarar görecektir. Herhangi bir savaş ve Batı yaptırımlarının hayata geçmesi durumunda Avrupalılar bu yaptırımlar nedeniyle en az Rusya kadar ağır bir bedel ödeyeceklerdir.

Moskova’daki liderlik açısından Rus güvenlik ikilemi açık ve net. Bugün dünyanın en büyük askeri yapılanması olan NATO’nun kendisine katılması halinde bin 300 km uzunluğundaki Ukrayna ile ortak sınırı olan Rus topraklarına yaklaşması, her anlamda harcanmış bir güvenlik anlamına gelecektir. Özellikle de Ukrayna topraklarına stratejik silahlar konuşlandırılırsa. Zira bu durumda söz konusu silahlar Rusya’nın karşılık vermeye hazırlık düzeyini aşan bir süre içinde Rus topraklarının derinliğini vurabilirler.

NATO’nun kollarında bir Ukrayna, Moskova’nın kırmızı çizgisi Ancak NATO konuya Rusya’nın güvenliği perspektifinden değil, doğuya doğru genişleme, Rusya’ya baskı yapma, kuşatma, heybetini ve saygınlığını azaltma amacıyla bir zamanlar Sovyetler Birliği’nin bir parçası olan tüm ülkeleri kendisine çekme perspektifinden bakıyor. Bütün bunlar, ülkenin güvenliğini korumayı ne kadar şiddetli ve kapsamlı olursa olsun yaptırımlara maruz kalmaktan öncelikli kılıyor. Diğer yandan bunlar, bölgesel bir çerçevede başlayıp genişleyerek kademeli de olsa gerçekleşmesi muhtemel Batılı müdahaleleri kendine çekebilecek bir dünya savaşının reçetesidir. Batı müdahalesi gerçekleşirse bu durumun daha da alevlenmesine, Ukrayna’nın dışında Avrupa’ya ve onun da ötesine uzanmasına yol açacaktır.

Amerikalı ve Avrupalı ​​stratejistlerin bu konuyla ilgili çeşitli senaryoları bulunuyor. Bunlardan biri, Rusya’nın tüm Ukrayna’yı değil de bir kısmını işgal edeceğine ihtimal veriyor. Buna göre Rus işgalinin doğuda ülkenin bölünmesini desteklemesi ve NATO”nun genişlemesine karşı duvar görevi görecek bir devlet veya yapının doğuşuna yol açması muhtemel. Bu durum, tüm toprakları üzerindeki egemenliğini kaybedecek olan Ukrayna’nın geri kalanının yaşadığı zorlukları artıracak ve kontrol edilemeyen jeopolitik sorunlarla dolu bir ülke olacağı için NATO üyeliğini elde etmesinin önüne geçecek.

İkinci senaryo, Rusya’nın Ukrayna topraklarının ötesinde herhangi bir işgale girişmeyeceğine, bunun yerine ulusal güvenlik kaygılarına meydan okuyan diğer ülkelere örnek olması için Ukrayna yönetiminin askeri kapasitesine ve altyapısına etkili saldırılar gerçekleştirmekle yetineceğine dayanıyor. Üçüncü senaryoya gelince; krizin Rusya’nın ulusal güvenlik taleplerini dikkate alan uluslararası belgeli ve yazılı güvenlik garantileri elde etmek amacıyla NATO ve ABD ile müzakere etmek için kullanılmasıdır. Bu müzakereler, halihazırda izlenen “uçurumun eşiğinde” yönteminin ardından gelecektir. Bu yöntem doğrudan savaş tehdidini veya mevcut durumda olduğu gibi çeşitli silahlarla donatılmış çok sayıda askerin sınırda konuşlandırılması gibi yoğun hareketlenmeleri temel alır. Böylece karşı taraf, yani Batı, savaşın patlak verme üzere olduğuna inandırılır ve bu da Moskova’ya gerekli tavizleri vermesini sağlar.

Üç senaryo bu şekliyle, krizle ilgili Batılı tarafın tereddüdünü ve Putin’in nasıl hareket edeceğinden emin olamama halini yansıtıyor. Ama aynı zamanda bir dizi olası seçenek için en azından teorik açıdan hazır olduğunu da yansıtıyor. Kararlı bir şekilde hareket eden Rusya’nın duruşu, ister kısmi ister kapsamlı bir tırmandırma yönünde olsun, odak noktası olmaya devam ediyor. Batılı senaryoların diğer yüzünün hareket noktası; 1980’li yıllarında Afganistan’da Sovyetler Birliği’nin başına gelene benzer bir macera ile Rusya’nın başını derde sokmak için Ukrayna’nın feda edilebileceğine dair üstü kapalı bir inançtır. Afganistan macerası daha sonra Başkan Putin’in tanımladığı gibi; tarihin en büyük jeopolitik değişikliklerinden biri olan Sovyetler Birliği’nin çöküşüne yol açan nedenlerden biriydi. Batı için Ukrayna, egemenliğinin veya toprak bütünlüğünün ötesinde bir amaç için şişirilmiş bir araçtan başka bir şey değil. Afganistan benzeri bir macera ile Rusya’nın başını derde sokmak zor görünüyor. Rus analistler, geçmişte olanlar ile bugün olabilecekler arasında büyük bir ayrım yapıyor ve bedeli herkesin ödeyeceğini belirtiyorlar. Onlara ve rasyonel dünyaya göre Moskova’nın taleplerinin dikkate alınması daha iyi.

Hasan Ebu Talib şarkulavsat

İlgili Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.