Çeçenya ve Dağıstan’dan binlerce Müslüman hacca gidecek

Kərim Əsgəri: Xarici təhlükəni görən İran daxildə basqıları artırıb

ABD başkanlık seçimleri 2020 De

DİNİ DEĞERLERİ KULLANARAK DEVLETE YÖNELİK KALKIŞMALAR

Hartum’dan Tahran’a zayi olan umutlar mezarlığı

İran 26 Nisan 2019
140

Geçen ay “İslam Cumhuriyeti Yüce Rehberi” Ali Hamaney, ‘önümüzdeki 40 yıl içerisinde yeni İslam medeniyetini inşa etme’ konusunda yeni bir açıklama yaptı.

Bu açıklama, gücünün ve gelişiminin doruklarına Medine-i Münevvere’de, daha sonra Kûfe’de Ali b. Ebi Talib yönetiminde erişen asıl İslam medeniyetinin devrinin geride kalarak iç ve dış düşmanlar tarafından mirasının yağmalandığı, şimdi ise yeniden tam anlamıyla tekrar inşa edilmesi için çalışmak gerektiği varsayımına dayanıyor.

Ali Hamaney’in varsayımı ile Sudanlı İslamcı Hasan Turabi’nin Nisan 1991’de Sudan’ın başkenti Hartum’da ilk Arap-İslam Halkı Konferansı’nda öne sürdüğü varsayım ile örtüşüyor.

Hamaney’in açıklamasının, tüm dünyadan farklı İslamcı akımların önde gelen 500 teorisyeni ve eylemcisinin katıldığı Hartum ‘buluşmasından’ yaklaşık otuz yıl sonrasına denk gelmesi, tesadüf sayılabilir. Sanki Hartum Buluşması’na tanık olan adamlar, dünyada İslam’ın egemen olması gerektiği inancına dayalı özel vizyonlarına uygun olarak dünyanın yüzünü yeniden şekillendirmek için 30 yıllık bir süre üzerine anlaşmışlar gibi. Bu oldukça iyimser olan vizyonun, İslam tarihinin geri kalmışlık ve düşüşle geçen asırlarına yapışan derin karamsarlık halini yolundan kaldırması gerekiyordu. Yani öyle iddia etmişlerdi.

Hartum Buluşması programı, İsrail Devleti’nin ortadan kaldırılması, Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından ABD’nin işine son verilmesi ve bugün nüfusunun büyük çoğunluğunun dini İslam olan 57 ülkede ‘gerçek’ İslamcı rejimlerin kurulması gibi epey iddialı hedefler içeriyor.

Hartum Buluşması programına göre belirlenen 30 yıllık sürenin sona ermesi için önümüzde halihazırda iki yıl var. Dolayısıyla zamanın birinde Hasan Turabi’nin zihnini meşgul eden İslam versiyonunun 2021 yılında bölgeye hâkim olacağını söylememiz mümkün değil. Bununla birlikte şundan eminiz ki belli başlı bir avuç istisna dışında yeni ‘Turabi’ rejiminin kurulması yükünü omuzlanan neredeyse tüm adamlar, hayrın habercisi olmayan sonlarla karşılaştılar.

1995 yılında tamamlanan üç buluşma veya konferansın ilki olan 1991 Hartum Buluşması’nda projeyi yürütmek için bir liderlik komisyonu seçilmişti.

Turabi, Sudan temsilcisi olarak komisyon başkanlığını üstlendi. Bununla birlikte ilk on sene dolmamıştı ki Turabi, cezaevine gönderilmek üzere Sudan kamu sahnesinden indirildi. Zira ülkenin Müslüman çoğunluğuna karşı dini polis uygulaması başlatıp Güney Sudan’daki azınlıklara karşı baskı ve zulmün teşvik edilmesine katkı bulunarak Sudan’ın nispeten berrak suyunu bulandırdı.

Bu dâhi komisyonun bir sonraki önde gelen üyesi Cezayir’deki İslami Kurtuluş Cephesi’nin (FIS) kurucusu olan Abbasi Medeni oldu. Hani şu Cezayir’in tanık olduğu şiddet ve terör dolu on yılların en ağırında 300 bini aşkın kişinin hayatını yele veren trajedinin başrol oyuncusu. Kısa bir süre ülkenin muhtemel liderlerinden biri olarak boy gösterdikten sonra Abbasi Medeni, Almanya’daki sürgün yerine kaçmak zorunda kaldı. 2011 yılında Katar’da yerini sağlamlaştırana kadar bir süre Almanya’da iş dünyasına katıldı.

Komisyonun diğer üyeleri arasında önde gelen ‘iş adamı’ Usame bin Ladin de yer alıyordu. Bin Ladin, Suudi vatandaşlığını projeler, yatırımlar ve rüşvetlerle benzeri görülmemiş bir şöhret kazandığı Sudan’da kendisi ve ekibini içine alan bir sığınağa kavuşmak için kaybetti. General Ömer el-Beşir’in liderlik ettiği askeri darbenin ardından ise Sudan’dan kovuldu. Ömer el-Beşir, o zaman uluslararası planda ilk aranan Çakal Carlos namıyla meşhur Ilich Ramirez Sanchez’i Fransız yetkililere teslim ederek Batı ile cilveleşmeye çalışıyordu. Hâlbuki Venezuela asıllı küresel teröristin İslam’ı benimsediği söyleniyordu.

Bin Ladin’in Pakistan’da Amerikan güçlerine bağlı birimlerden biri tarafından öldürüldüğü zamana kadarki hayatı, burada tekrar bahsetmemize gerek bırakmayacak şekilde açıkça belgelenmiştir.

Komisyonun İranlı üyesi de o zamanlar Tahran’daki Humeyniciliğin son derece radikal bir ekibinin lideri olan Huccetü’l-İslam Mehdi Kerrubi idi. Peş peşe iki kez İran İslam Meclisi Başkanlığı’na getirilerek meslek hayatının zirvesine ulaşan Kerubi, bugün halen ev hapsinde tutuluyor.

Komisyon Afganistanlı İslamcı Gulbeddin Hikmetyar’ın da Afganistan üyeliğine şahit oldu. Hikmetyar, İslamcı Parti’nin kurucu lideri. Yıllarca CIA’in Afgan ülkesindeki şımarık çocuğu olduktan sonra Başbakanlık koltuğuna oturmayı başardı. Bununla birlikte koltuğuna oturmak için Başkent Kabil’e giremeyerek İran’a kaçmak zorunda kaldı. İran’da bir nakliye şirketi kurup biraz para biriktirdikten sonra sakin ve huzurlu bir yaşam sürmek üzere dinlenmek için Kabil’e döndü.

Mısır’ın bu İslamcı topluluktaki temsilcisi ise Eymen Muhammed Rebi ez-Zevahiri idi. Onun ismi el-Kaide örgütünün kurucusu Usame bin Ladin’den sonraki ikinci adam olarak ön plana çıktı. Afganistan’daki Taliban Hareketi’nin iktidardan düşmesinin ardından gözden kaybolduktan sonra bir daha haber alınamadı. Pakistan’daki Svat Vadisi’ndeki Afgan Peştun kabileleri arasında kendine güvenli bir sığınak bulduğuna inanılıyor.

Lübnan bu buluşmada Hizbullah’ın üst düzey güvenlik yetkililerinden biri olan İmad Muğniye tarafından temsil edildi. Muğniye, bölgede Tahran’a sadık unsurlardan biridir. 2005 yılında ya İsrailli güçler tarafından ya da Beşşar Esed’in istihbarat ekiplerine verdiği şahsi emirle Şam’da öldürüldü.

Tunus Nahda Partisi’nin kurucusu Raşid el-Gannuşi, yurda dönüşünde Yasemin Devrimi’nin sunduğu altın fırsatı kullanarak Zeynelabidin bin Ali’nin bırakıp yurt dışına kaçtığı iktidar pastasından pay almakla kara kaderden kendini kurtarabilen iki komisyon üyesinden biri.

Gannuşi, Tunus halkının laik bir tiranın dindar bir tiranla değiştirilmesine razı olmayacağını anlayacak kadar bilgeliğe sahipti. Bazıları Gannuşi’nin Londra’da sürgünde doğan iki kızı sayesinde ve fikir birliği politikasının lehine olarak yıllardır kullandığı komplo hilesinden vazgeçtiğini düşünüyor.

Bu kara kaderden kaçanlar arasında Recep Tayyip Erdoğan da bulunuyor. Erdoğan, siyasi hayatının yirmi yılını Hartum Buluşması üzerine inşa etti ve sonunda Türkiye’de seçilen ilk başkan oldu. Muhalifleri, onun şimdi Türkiye’ye daha önce Hartum Buluşması’nda benimsedikleri ilerleme rejimini dayatmaya çalıştığını iddia ediyor.

Hartum sahnesinde tüm çabalarını silahlı mücadeleye adayan neredeyse tüm Filistinli grupların liderleri de boy gösterdi. Ancak hiçbiri bu buluşmadaki yüksek komisyon listesine dahil edilmedi. Çok sayıda Müslüman nüfusa sahip şu beş ülkenin de bu komisyonda kayda değer bir temsil etkinliği yoktu: Hindistan, Endonezya, Bangladeş, Pakistan ve Nijerya.

Hasan Turabi’nin sahneye çıkardığı bu siyasi oyunun ayırt edici özelliklerinden biri de İslam dünyasındaki en azılı düşmanları bir araya getirmiş olmasıydı. Öyle ki İran güvenlik teşkilatının üst düzey subayları, Saddam Hüseyin’in Irak’taki tiranlık rejiminin teşkilatındaki mevkidaşları ile yan yanaydı.

Bir Fransız gazeteci ile yaptığı görüşmesinde (bu görüşme daha sonra kitabında yayınlandı) Hasan Turabi, Siyonist ve bozguncu Haçlı dünyasını tek seferde gömecek olan buzdağını dinamitleyen kişi olmakla övünüyordu. Ancak şu saate kadar hiçbir şey olmadı. Gördüğümüz kadarıyla gömülen, Şeyh’in bugün Tahran’da Ayetullahları kovalayan bir hayalete dönüşen sefil ümididir. İranlı Şair Zahireddin Ebulfazl Faryabi’nin de dediği gibi; Tarih, sefil ümitler mezarlığıdır!
Emir Tahiri
İranlı gazeteci-yazar

Yorumlar